BİSMİHİ TEALA

 1) Zekatın verilmesi caiz olan sınıflar hangileridir?

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın her isteyene verilmemesi gerektiği hususunda dikkat çekmiştir. Nitekim Ebu davud’un Ziyad b. Haris’ten (radıyallahu anh) bir hadiste

 فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَعْطِنِى مِنَ الصَّدَقَةِ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ نَبِىٍّ وَلاَ غَيْرِهِ فِى الصَّدَقَاتِ حَتَّى حَكَمَ فِيهَا هُوَ فَجَزَّأَهَا ثَمَانِيَةَ أَجْزَاءٍ فَإِنْ كُنْتَ مِنْ تِلْكَ الأَجْزَاءِ أَعْطَيْتُكَ حَقَّكَ

 Adamın biri resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘’ Bana zekat ver’’ dedi. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) zekatın verileceği yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de başka birinin hükmüne razı olmayarak zekatın nerelere verileceğine dair hükmü kendisi verdi. ALLAH (Celle celalühü) zekatın sekiz kısma taksim etti. Eğer sende onlardan birisiysen hakkını sana veririm.’’ (Ebu davud, 1632) buyurmak suretiyle bu hususa dikkat çekmiştir.

 Nitekim zekatın verilebileceği yerleri ALLAH (Celle celalühü) tevbe suresinde şöyle beyan etmektedir.

 إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَٱلۡمَسَـٰكِينِ وَٱلۡعَـٰمِلِينَ عَلَيۡہَا وَٱلۡمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُہُمۡ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلۡغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۖ فَرِيضَةً۬ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَڪِيمٌ۬

 ‘’ Sadakalar (zekatlar) ALLAH’tan bir farz olarak ancak, yoksullara,miskinlere, (zekat toplayan) memurlara, kalpleri (islâma) ısındıralacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, ALLAH yolunda cihad edene ve yolcuya mahsustur. ALLAH en iyi bilen ve hikmet sahibidir.’’ (Tevbe/60)   

 2) Ayeti kerimede ki fakir ve miskin den murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre fakir, nisap miktarı mala sahip olamayan kişi, miskin ise, hiçbir şeyi olmayan kişidir. Bu tarife göre miskin fakirden daha ihtiyaç sahibidir. Şafii mezhebine göre, fakir hiç bir malı ve kazancı olmayan kişi, miskin ise, malı ve kazancı olan ancak yeterli gelmeyen kişidir. Bu tarife göre ise fakir miskinden daha ihtiyaç sahibi kişidir.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ise miskinin tarifini şöyle yapmaktadır.

 لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِى تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ وَالأُكْلَةُ وَالأُكْلَتَانِ وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِى لاَ يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا وَلاَ يَفْطِنُونَ بِهِ فَيُعْطُونَهُ

 ‘’ Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen kişi değildir. Asıl miskin, insanlardan bir şey istemediği için onlar tarafından durumu bilinmeyen ve bu suretle kendisine bir şey verilmeyen kişidir.’’ (Ebu davud, 1633)

 3) Zekat toplamakla memur olan kişiden murad kimdir?

 Zekat toplamakla memur olan, devlet başkanın ALLAH’ın (Celle celalühü) farz kıldığı zekatı müslüman zenginlerden toplaması için görevlendirdiği kişidir. Bu memurlar bütün zamanlarını zenginlere giderek zekatı onlardan tahsil etmeye harçadıkları için, devlet başkanı onlara bu işlerinin karşılığı olarak zekat mallarından verir.

 4) Köleden murad kimdir?

 Köleden murad, köle statüsüne sahip olup, sahibi ile belli bir para karşılığında hürriyetine kavuşmak için antlaşma yapan kişidir.

 Ancak günümüzde bilinen anlamı ile köle statüsü bulunmadığından zamanımızda köle sınıfı zekat verilebilecekler arasından çıkarılmıştır. Daha sonra eğer bu sınıf tekrar ortaya çıkarsa bu sınıf tekrar zekat verilebilecekler arasına katılır.

 5) Borçludan murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre borçlu, borçu olupta elindeki mal  borçunu ödemeye kafi gelmeyen kişidir.

 6) ALLAH (Celle celalühü) yolunda cihad edenlerden murad kimdir?

 Dince mukaddes sayılan yer ve mekanları korumak ve ALLAH’ın (Celle celalühü) dinini yüceltmek maksadı ile savaşa çıkıp memleketlerinden ve herşeyden uzaktan olan kişidir. Bunlar nafakaya muhtaç durumdadırlar.

 7) Yolcudan murad kimdir?

 Yolcudan murad, herhangi bir sebepten dolayı vatanlarından uzaklaşıp yolda parasızlıktan dolayı mahzur kalanlardır. Bunların vatanlarında malları bulunsa, zengin olsalar dahi o an parasızlıktan sebeb muhtaç durumda olduklarında zekat verilir

 8) Müellefe-i kulub (kalplari islâma ısındırılacak olanlar) dan murad kimdir?

 Bunlardan murad, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) müslüman olmaları için zekat mallarından verdiği bazı kabilelerin liderleridir.

İbn-i Hümam (rahmetullahi aleyh) ‘’fethu’l kadir’’ isimli eserinde  buların hakkında şunları demektedir.’’ Bunlar üç kısım insanlardır. 1) Bunlar kafir olup resululah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kalplerini islâma ısındırmak gayesi ile zekat verdiği kişilerdir. 2) Şerlerinden emin olmak maksadı ile zekat verilen kişilerdir. 3) Müslüman olup gerek fakir ve zayıf olmaları sebebiyle, gerekse farklı sebeblerden dolayı kalplerinin islâma tam manası ile ısındırılıp müslümanlıkta sepat edilmesi murad edilen kişilerdir.

  O  zamanın adeti kabileler liderlerini takıp ettiklerinden, bir kabilenin lideri bir dine girdiğinde kabilenin diğer insanları da o dine giriyorlardı. O zamanlar islâm yeteri kadar güçlü olmadığından bu gibi kişilere kalplerini islâma ısındırmak için zekat verilmekteydi. Ancak daha sonra islâm kuvvetlenip izzet sahibi olunca resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem)  sonra bunlar zekat verilecekler sınıfından çıkarılarak,zekat verilmediler.

 Dolayısıyla günümüzde müellefe-i kulub sınıfıda köle sınıfı gibi bulunmadığından zekat verilecekler arasından çıkarılmıştır.

 9) Zekat verecek kişi bu sınıflardan hepsine zekatını verebilir mi? Yoksa sınıflar dan bazılarına mı verebilir?

 Zekat verecek kişi bu sınıflar içinden sadece bir kişiye zekat verebileceği gibi, birden fazla kişiye veya birden fazla sınıflara vermesi caizdir.

 10) Müslüman olmayan miskin ve fakire zekat verilmesi caiz midir?

 Zekat malının islâm dininden olmayan kişilere verilmesi caiz değildir. Bu kişi ister zimmi olsun, isterse farklı olsun farketmez.

 11) Zekat parası ile bir ölüyü kefenlemek, mescid veya medrese yapmak, köprü veya insanların yürümesi için yo yapmak caiz midir?

 Zekat demek, ihtiyaç sahibi birinin zekat ile temlik olunması demektir. Yani ihtiyaç sahibi eline zekatı alacak ve harcayacak durumda olması demektir. Dolayısıyla zekat parası ile ölünün kefenlenmesi, mescid, köprü ve yol gibi şeylerin yapılması, zekatın bu yerlere harcanması caiz değildir. Buna rağmen zekat bu gibi yerlere, derneklere v.s yerlere verilirse zekatın tekrar verilmesi gerekir.

 12) Zekatı bir medreseye veya medresenin hocasına vermek caiz midir?

 Eğer zekat verilirken hoca, medresede bulunan muhtac sahibi talebelere vermek için vekil tayin edilir, ve hoca bu zekat mallarını muhtaç durumdaki talebelere verirse bu caizdir. Ancak insanların verdiği zekat malı ile talebelere yemek yapılması, medresenin tamir ve tadilatında kullanılması, hoca ve görevlilerin maaşlarının ödenmesi v.s gibi yerlere  harcanması caiz değildir.

 13) Zekat parası verilmesi caiz olanlar dışında farklı yerde kullanılsa (mesela bir köle satın alıp azad etse) bu durumda zekat verilmiş olur mu?

 Zekat parası verilmesi caiz olan yerler haricinde, farklı yerlerde kullanıldığında o zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 14) Zekatı fakir olan akrabalara vermek caiz midir?

 Akrabalar iki kısımdır. 1) Zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olanlar. Ki, bunlar anne, baba, dede,nine, çocuk ve torunlardır. 2) zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olmayanlar. Bunlar da erkek ve kız kardeşler, Hala, Teyze, Amca v.s ve bunların çocuklarıdır.

 Eğer zekat birinci sınıftan bir akrabaya, yani kız ve erkek çocuğa, veya toruna, veya anne babasından birine, veya dedesi ve nenesinden birine (bunlar istediği kadar üste çıksın veya alta insin fark etmez) verildiğinde zekat verilmiş olmaz.

 İkinci sınıftan herhangi birine zekatın verilmesi caiz, hatta bunda hem zekat hem de sıla-i rahim sevabı vardır.

 15) Eğer zekatı akrabalara verirken ‘’ bu benim zekatım’’ denildiğinde akraba zekatı almazsa ne yapmak gerekir?

 Zekatı verirken zekat olduğunu söylemeye gerek yoktur. Zekat verilirken zekatı veren niyet ederek verirse yeterlidir. Eğer zekat verilecek akraba muhtac durumdaysa, zekatı verirken hediye diyerek verilmesi caizdir.

 16) Koca karısına veya kadın kocasına zekat verebilir mi?

 İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre koca karısına veya kadın kocasına zekat verdiğin de verilen zekattan eşlerinde faydalanması olduğundan bu durumda zekat verilmiş sayılmaz. İmameyn’ne (rahmetullahi aleyhima) göre ise, kadın kocasına zekat verebilir.

 17) Zekatın zengin birine veya zengin birinin oğluna verilmesi caiz midir?

 Zekatın nisab miktarı mala sahip olan, veya havace-i asliyesinden başka artıcı özelliği bulunan mal sahibine yani zengine verilmesi caiz değildir. Yine aynı şekilde zengin birinin akıl baliğ olmamış küçük çocuğuna da zekat verilmesi caiz değildir. Ancak bu zengin kişinin oğlu büyük akıl baliğ olmuş ve ihtiyaç sahibi nisap miktarı mala sahip değil ise bu durumda buna zekat verilir.

 18) Fakir ve miskin oldukları halde kendilerine zekatın verilmesinin caiz olmadığı kimseler var mı?

 Evet fakir ve miskin oldukları halde beni Haşim çocuklarına zekat verilemez.

 Beni Haşim çocukları ihtiyaç sahibi iseler, o zaman onlara zekat ve vacip sadakalar dışında başka mallar vererek yardımda bulunulabilinir.

 19) Bir adam zekatını, zekat verilecek sınıflardan birisi zannıyla birisine verdikten sonra zekatını verdiği kişinin kafir, zengin, veya Beni haşim oğullarından veya fakirlere zulmeden biri olduğunu öğrenirse ne olur?

 Bu durumda imam-ı Azam ve imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) zekatını vermiş sayılır, yeniden zekat vermesine gerek yoktur. İmam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyh) göre ise bu durum da  zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 20) Sağlık ve sıhhatı yerinde olup çalışıp kazanmaya güçü yeten ancak nisap miktarı malı olmayan birisine zekat verilebilir mi?

 Sıhhat durumunda bir sorunu olmayan, güçü kuvveti yerinde, çalışabilecek ama nisap mıktarı malı olmayan birisine zekat verilmesi caizdir.

 21) Zekatın kişinin bulunduğu şehirden başka yerlerde ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi caiz midir?

 Zekatta asıl olması gereken, her beldenin kendi zekat sistemine sahip olup, kendi beldesinde ki ihtiyaç sahiplerini gözetlemesidir. Dolayısıyla zekat verecek kişinin başka şehirlere zekat göndermesi Hanefi mezhebinde mekruhtur. Ancak gönderilecek şehirde ki insanlar kendi şehrindekilerden daha muhtaç bir durumdaysa o zaman gönderilebilir.

BİSMİHİ TEALA

ALLAH (Celle celaluhu) Kur-an’ı Kerim’de

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

”Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (insan/8)

müslümanın; miskinlere, fakirlere ve kâfirlere (esirlere) yemek yedirmesinin caiz ve sevap olduğunu bildirmektedir.

,Sofrada yemenin ve içmenin adapları vardır ve bu mevzular Peygamber efendimizin (Sallallâhu aleyhi vesellem) Hadis-i Şeriflerinde de belirtilmektedir.Kişi ALLAH (Celle celaluhu) rızası için Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin hareketlerini örnek alıp, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz gibi yer ve içerse bundan faydalanır ve bunda çok büyük sevap vardır.

Toplum içinde davranış açısındanda bu adapları öğrenmekte fayda vardır.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bu adapları sahabelerine öğrettiki, onlar devamlı bu adaplara göre yiyip içsinler.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin yemek adablarından:

1-Yemeği oturarak yemek.

2-Sokakta yürüyerek ve üzerine dökerek yememek.

3-Yüz üstü yememek. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) bundan nehy etmiştir.( haram olmamakla beraber yapılmaması daha iyidir).

4-Yemeğe ve içmeğe başlarken daha ağıza koymadan “Bismillâh” demek.

5-Sağ el ile yemek sol el ile yemekten eftaldır. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bir çocuğa bu meseleyi öğreterek dediki:” Sağ elin ile ve önünden ye”

6-Sıcak birşey yiyip içerken üflememek, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bundan nehy etmiştir.

7-Birşey içmeden, içerken ve içtikten sonra içine üflememek.

8-Üç parmak ile yemek sünnettir.

9-Yemeğe başladığında yemek çok sıcak veya çok soğuksa biraz beklemek.

10-Günde bir veya iki çeşit yemek ile yetinmek. Bunu Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz böyle öğretti.(her gün balık, et olmasın)

11-Sık sık yemek yemeyip, iki, üç öğünle yetinmek.

12-Tıka basa yememek.

13-Yemekten sonra “Elhamdulillah” demek. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurdu: ”Yemeği bitirdikten sonra Elhamdulillâh deyin” yada şu duayı okuyun: ”Elhamdulillâh ellezi etame ve sega ve sevveğahu ve ceale lehuu meĥracâ.” Veya şu duayı okumayı öğretmiştir ”Elhamdulillâh ellezi etameniy ve seganiy ve kefâniy ve evvâniy vel hamdulillâhi alâ kulli hal.”

14-Yemek hakkında: Çok tuzlu, çok acı veya kötü , dememek. Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında bu yemek tuzlu, çok acı veya kötü dememiştir. Beğendiğini yer beğenmediğini yemezdi. Biz de kendimize bunu örnek alarak, bu yemek tuzlu, acı, iyi değil gibi sözler söylememeliyiz.

(Tetimme:Biz, Resûlallah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) daima akşam yemeği yapıp gönderirdik. Kalanını bize geri çevirdiği zaman, ben ve hanımım Ümmü Eyyûb (radıyallahu anha), Resûlullah’ın elinin değdiği yerleri araştırarak, oralardan yer ve bundan bereket umardık.

Yine bir gece, yapıp, gönderdiğimiz soğanlı ve sarımsaklı yemeği, Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) geri çevirmişti. Onda elinin izini göremeyince, feryad ederek yanına gittim ve:

«Yâ Resûlâllah (Sallallahu aleyhi ve sellem)! Babam, anam sana feda olsun! Sen, akşam yemeğini geri çevirdin. Fakat onda elinin izini göremedim. Halbuki ben ve Ümmü Eyyûb (radıyallahu anha), geri çevirdiğin yemekte elinin değdiği yerleri araştırmakta ve bunda bereket ummaktaydık» dedim.

Bunun üzerine Resûlullah: (Sallallahu aleyhi ve sellem) «Bu sebzede ağır bir koku hissettim. Ondan yemedim. Ben, melekle fısıldaşan bir kişiyim. Ama siz onu yeyinizl» buyurdu. Biz de ondan yedik. Ama, bir daha, onun yemeğine soğan ve sarımsak koymadık

[Ibni Hacer, el-îsabe: c. 1, s. 405; İbn Higâm, SlyruL: 1/49; İnmm Ahtııed. MUs-ned; 2Û/292. Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 192-193.)

15-Lokmaları ağıza normal büyüklükte koymak. Ne çok küçük nede çok büyük. Kaşığı ve ağızı fazla doldurmamak.

16-Ağız dolu iken konuşmamak. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz ağzında yemek varken, içeriye birisi girip selam verdiğinde selâmını almaz, önce ağzındakini bitirip sonra selâmı alırdı. Ağızı dolu iken konuşmazdı.

17-Sofrada ağzında yemek yok iken hayırlı şeylerden konuşmak. Bu sünnettir.

18-Ağzındakini bitirip sonra başka bir lokma almak. Resulullâh (Sallallahu aleyhi ve sellem) böyle yapardı.

19-İmam Buhari (rahimehullâh)’ın rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte bildirildiğine göre; Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz hizmetcileri yemek yerken onları yanlız bırakmaz orlarla birlikte yerdi ve yemek istemediklerinde lokmayı alıp yemeleri için kendisi onlara verirdi.

20-Resulullâh (Sallallahu aleyhi ve sellem) ağzında lokma var iken içecek almazdı, yani ikisini aynı anda ağzında bulundurmazdı, zaruret hali müstesna.

21-Resulullâh (Sallallahu aleyhi ve sellem) yiyip hemen uyumazdı (bu insanın nefsi için yanlıştır).
Hadis-i Şerifte peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem):

”Siz yemeginizi yedikten sonra zikrediniz (Elhamdulillah deyiniz).Yemeği yedikten sonra uyumayın.Zira bu (uyku) kalbinizi katılaştırır.” buyurmaktadır.

Kişi yemek yedikten sonra zikir etsin meselâ: Elhamdulillâh desin, ders versin, Kur’an okusun veyâ gezsin spor yapıp midesindekini eritsin.

Mâliki alimlerinden olan Kadi İyâd (rahmetullahi aleyh) dediki: “İki şey kalbi karartır katılaştırır; yemeği çok yemek ve fazla boş konuşmak.

22-Peygamber (Sallallahu aleyhiş ve selem) efendimiz karnı üzerine uyumaktan nehy etmiştir, bu kalbi sertleştirir. Sol taraf üzerine yatmaktanda nehy etmiştir. Çünkü sol tarafta kalp vardır ve bu kalbe zarar verir. Bu tıbbende kalbı sıkıştırır.

23-Yemek yedikten sonra yirmi veya otuz dakika kadar sola dayanmak (sola dayanmak kalbi rahatlatır) uyumak istediğinde ise sağ tarafa yatıp yüzün kıbleye doğru olması daha iyidir.