BİSMİHİ TEALA

İslâm boşama hakkının (istisnai haller haricinde) erkeğin hakkı olduğunu kabul etmekle birlikte, erkeğin bu hakkını kullanması hususunda vekil tayin etmesini de kabul etmiştir. Nitekim bu vekil farklı kişiler olabileceği gibi, erkeğin kendi hanımı da olabilir. Bu tür vekil verme işine tevkil, kendisine vekâlet verilen kişiye de vekil denilmektedir. Ancak erkek vekil olarak karısını tayin ederse, o zaman buna tefviz-i talak, kendisine vekâlet verilen kadına da müfavvaza denilir.(el- ahvalü’ş-şahsiyeti fi’ş-şeriati’l islâmiye, sh:300)

Ö. N. Bilmen (rahmetullahi aleyh) tefviz-i talak’ı şöyle şekilde tarif etmektedir: ‘’ Tefviz kelimesi bir işin tasarruf ve idaresini başkasına havale etmek demektir. Istılahta ki tarifi ise, ‘’ erkeğin boşanma hak ve yetkisini hanımına vererek, boşanmayı onun irade ve isteğine bırakması’’ demektir. (ıstılah-ı fıkhiyye kamusu, c:2 sh: 177) Bu tür vekil tayin etme, normal vekâlet’ten farklı olarak vekâlet veren bundan vazgeçme hakkı varsa da, tefviz-i talak yapan kocanın bundan vazgeçme hakkı bulunmamaktadır.

Tefviz-i talak kitab ve sünnet ile sabit olan bir husustur. Nitekim ‘’ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلنَّبِىُّ قُل لِّأَزۡوَٲجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدۡنَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيۡنَ أُمَتِّعۡكُنَّ وَأُسَرِّحۡكُنَّ سَرَاحً۬ا جَمِيلاً۬ وَإِن كُنتُنَّ تُرِدۡنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ وَٱلدَّارَ ٱلۡأَخِرَةَ فَإِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡمُحۡسِنَـٰتِ مِنكُنَّ أَجۡرًا عَظِيمً۬ا‘‘ (Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer ALLAH‘ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, ALLAH, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.) (Ahzab/28,29) buyrulmaktadır.

Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) eşleri (radıyallahu anhunne) ondan dünyalık bazı hususları talep etmeleri üzerine ayeti kerime inzal edilerek resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile boşanma hususunda tercih yapmaları istenmiştir. Ulema bu ayeti kerimeden kasıt, ‚‘eğer dünyayı tercih ederseniz boşanmayı isteyin‘‘ yani talakı yetkisini kadınlara vermiştir, demişlerdir.

Buhari’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği ‚‘ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَا اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‚‘ resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bizi serbest bıraktı, biz ise ALLAH ve Resulünü (Sallallahu aleyhi ve sellem) (Buhari/5262) hadis-i şerifinden anlaşılan da onların boşanmayı isteme hakları bulunmaktadır.

Tefviz-i talak zamanla sınırlı olup olmamasına göre üç kategoride ele alınır.

1) Mutlak tefviz: Bir talak ile sınırlı olmayan tefviz. Mesela: kocanın karısına, ‚‘sana kendini boşama yetkisi verdim‘‘ demesi gibi.

2) Süreli tefviz: Belli bir süre kocanın karısına, boşama hakkı vermesi. Mesela: Kocanın karısına ‚‘ sefere gittiğim zaman sana boşama hakkı verdim‘‘ demesi gibi.

3)Genek tefviz: Zaman sınırlaması olmadan kocanın karısına boşama hakkı vermesi: Mesela: Kocanın karısana ‚‘ istediğin zaman kendini boşama hakkı veriyom‘‘ demesi gibi.

Tefviz-i talak koca tarafından hanımına nikah esnasında kadının ‚‘ dilediğim zaman talak hakkım ile evlenmeyi kabul eder misin?‘‘ gibi sözlerle erkeğe söyler erkekte bunu kabul ederse kadın bu hakkını dilediği zaman kullanabilir. Hanefi mezhebine göre nikah akdinden önce erkeğin bu hakkı kadına vermesiyle kadın boşamaya hak kazanır. Böylece nikahtan önce boşamanın olabileceği, ve talakın evlilik şartına bağlanmasını caiz görmüş olurlar. (İbn-i Abidin, reddu’l muhtar, c: 4 sh: 349)

Ancak belli bir mekanda (mesela evlerinde otururken) kadın bunu ister, erkekte ‚‘serbestsin‘‘ nefsini boşa‘‘ gibi kabul ettiğini beyan eden sözlerle kabul ederse meclis dağılmadığı (bulundukları yerden veya birbirlerinden ayrılmadıkları) müddetce kadının hakkı devam eder.

Kadın aynı mecliste durduğu sürece erkeği geri dönmesi mümkün değildir. Kadın ayağa kalksa fakat ayrılmasa isterse bütün gün ayakta beklesin hakkı devam eder.

Ancak kadın yemek yer, uyur, oturduğu yerden kalkarak ayrılır bir işle meşgul olur, yıkanır, süslenir, kocası ile ilişki kurar, ticaret alım satım yapar v.s bu gibi meclisin dağıldığına işaret eden işlerle meşgul olursa kadının muhayyerlik hakkı kalmaz. (Feteva-i hindiyye, c: 4 sh: 570)

Kendisine tefviz-i talak hakkı verilen kadın bu hakkını kullandığın da kocasından bain bir talak ile boşanmış olacağından kadın istemedikçe evlilik devam edemez. Ancak bu durum da boşanmanın kaç talak ile olduğu hususun da ulema arasında ihtilaf edilmiştir. Bir kısım ulemaya göre bir talak olmuş olur. Bir kısmına göre ise koca bu hakkı verirken kaç talaka niyet ettiyse o kadar talak olur demişlerdir.

BİSMİHİ TEALA

Bu sorunun temelinde “zaman” ve “ezel” kavramlarının yanlış değerlendirilmesi yatmaktadır. İnsan zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için her hâdise ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezel kavramını da zaman içinde düşünmekle yanlış bir kıyas yapmaktadır. İşte yukarıdaki soru böyle bir yanlış kıyasın mahsulüdür.

“Zaman”, mahlûkatın yaratılması ile başlayan ve içerisinde “olaylar zincirinin birbirini takip etmesi”, “mahlûkatın birbiri ardınca akıp gitmesi” gibi hadiselerin cereyan ettiği mücerred bir kavramdır. Bütün mahluklar, bu zaman nehrinin içerisinde daima hareket, seyr ve akıp gitmektedirler. Mevcudatın yaratılması, değişimi, yaşlanması ve ölümü hep bu nehir içerisinde cereyan eder.

“Geçmiş, şu an ve gelecek” olmak üzere üçe ayrılan zaman, bir nisbî yani göreceli bir ifadedir. Yaşadığımız an, bir an öncesine göre gelecek idi, bir an sonrasında ise geçmiş olarak isimlendirilecektir. Bu ve benzeri bütün nisbetler ve izafetler mahlûkata göredir. Yâni, “asır, sene, gün, dün, bugün, yarın…” ancak mahlûkat için söz konusudur.

Ezel’e gelince, ezel zaman itibariyle bir sonsuzluk demek değildir.

Ezelde “geçmiş, şu an, gelecek, mekân ve mahlûk” yoktur. Zihin ezel hakkında bir zaman silsilesi tasavvur edemez. Zaman “devir, asır, yıl, ay, gün, saat, saniye, an…” gibi birimlere taksim edildiği halde, ezel için böyle bir taksimat yapılamaz. Ezel için bir başlangıç noktası da tasavvur edilemez.

Ezel, mutlak varlığın ancak mekân ve zamandan münezzeh olan Allah’a mahsus olmasından ibarettir. Bu gerçeği, Peygamber Efendimiz (asm.) “Allah vardı; beraberinde başka birşey yoktu.”(1) hadîsi ile beyan buyurmuştur.

O halde Cenâb-ı Hakk’ın ezelî olması demek, O’nun kıdemi demektir. Yâni, “yegâne bir, tek bir” olan O Vâcib-ül Vücud’un “evveliyetine bir başlangıç olmadığı” manasınadır.

Cenab-ı Hakk’ın ezeliyeti, devam ve bekası hâdiselerin zaman içerisinde akışı şeklinde düşünülemez.. O’nun kıdem ve bekâsı hakkında zaman, boyut, silsile, geçmiş zaman, şu an ve gelecek söz konusu değildir. Öyleyse, zaman kavramı maziye doğru hayâlen ne kadar uzatılırsa uzatılsın Cenâb-ı Allah’ın ezeliyeti ile mukayese edilemez. Zamanın başlangıcından geriye doğru hayâlen gitsek ve şu kâinat gibi milyarlarca kâinat daha yaratıldığını düşünsek bu hayâli ve vehmî zaman yine Cenâb-ı Hakk’ın ezeliyeti ile beraber olamaz ve O’nunla kıyasa girmez. Zira, böyle bir mukayese, Kadîm’i (evveli olmayanı) hâdis (sonradan yaratılan) ile, mahlûku Hâlık ile, sonu olanı, sonsuzla mukayese etmek demektir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi; Cenâb-ı Hak Kadîm’dir, ezelîdir; zaman ise mevcudatın yaratılması ile başlamıştır. Mevcudat yaratılmadan önce zaman yok idi ki, Allah hakkında böyle bir soru sorulabilsin.

Bu soru ancak şöyle sorulabilir:
“Ezelde Allah vardı. O’nunla beraber hiçbir şey yoktu. O halde ezelde Allah ne yapıyordu?”

Bu soruya cevap vermeden önce şunu ifade edelim ki, ezelde bir şey yapmak Cenâb-ı Hakk’a -hâşâ- vâcib olmadığı gibi, birşey yapmamak da O’nun için bir noksanlık değildir. Zira O, mahlûkatı yaratmasa da sonsuz kemâldedir. Yâni, mevcudatı yaratmakla kemâlinde bir artış, yaratmamakla da bir noksanlık olmaz.

Bu kısa açıklamadan sonra, söz konusu soruyu iki maddede cevaplandıralım:

1) Cenâb-ı Hak ezelde, kendi Zâtını, ulûhiyyetine mahsus izzet ve azametini, cemâl ve kemâlini bizzat müşahede ediyordu. Kudsî Zâtını ulûhiyetinin şanına uygun bir surette hamd, tenzih ve takdis ediyordu.

Allah’ın zâtını kemâli ile bilmek ancak O’na mahsus olduğu gibi, kendisini kemâliyle takdis ve tahmid etmek de yine O’na mahsustur.

Marifetullah’ta en ileri mertebede olan Peygamber Efendimiz (asm.) mi’râc mucizesi ile Allahü Azîmüşşân’ı bizzat gördüğü halde O’nu hakkıyla bilmek ve lâyıkıyla takdis ve tahmid etmekteki aczini şöyle itiraf etmiştir:

“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni lâyıkı vechi ile bilemedim. Sana hakkıyla şükredemedim. … “(2)

Diğer bir hâdis-i şeriflerinde ise “Sen kendini sena ettiğin gibisin.” buyurmuştur.(3)

2) Cenâb-ı Hak mukaddes varlığına, kudsî sıfatlarına ve esmâ-i İlâhiyesine tecelligâh olacak eşyanın hakikatlarını, mahiyetlerini, plân ve programlarını, manevî miktar ve suretlerini ezelde dâire-i ilminde takdir ve müşahade etmekteydi. (*)

O Zât-ı Zülcelâl, lütuf ve keremi ile dâire-i ilmindeki bu mahiyetlere harici vücud giydirmeyi irâde buyurdu. Ve “kün” emrini verip mevcudatı halk etti. Bu halk ve icad mahlûkat için bir ihsan, lütuf ve ikram idi. Yoksa, mahlûkatı yaratmakla O Zât-ı Akdesin kemâlinde bir artış olmamıştır.

Şu hususu önemle belirtelim ki, Cenâb-ı Allah’ın gerek kendi zâtını müşahede etmesi, gerekse ilmindeki eşyanın mahiyetlerini takdir ve tanzim etmesi zaman içinde değildir. Yâni bunlar bir zaman silsilesi içerisinde düşünülemez. Ezeldeki bu müşahede, bu takdir ve tanzimi insan aklı idrak edemez. Bunun hakikatine ne bir melek-i mukarrebin, ne bir nebiyy-i mürselin idrâk ve marifeti kavuşabilir. Bu hakikat, ancak Allah’ın malûmdur.

(*) Merhum Elmalılı Hamdi Efendi’nin ifadesiyle, Allahü Azîmüşşân ezelde “inayet-i ezeliyesini, yani âlem-i takdir, halk ve icad fiillerini isdar ediyordu. Diğer bir tabirle “kün” emrini veriyordu. Âlemin yaratılması bunu takip etti. Binaenaleyh halk ezelî, mahlûk zamanî oldu.”

Dipnotlar:
(1) Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed’u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
(2) Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D., Cilt 2, S:405.
(3) Ebu Davud, Salat 340, (1427); Tirmizi, Da’avat 123, (3561); Nesai, Kıyamu’l-Leyl 51, (3, 248-249)

Mehmet Kırkıncı

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)