BİSMİHİ TEALA

Hanefi mezhebi haberi vâhid ile amel edilebilmesi için şu şartları aramaktadır:

 

1) Ravi, peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) rivayet ettiği hadisin aksine davranış veya bu rivayete aykırı fetva vermiş olmamalıdır. Mesela:

 

Hz. Aişe (radıyallahu anha) rivayet ettiği ‘’ Velisinin izni olmadan nikahlanan kadının evliliği batıldır.’’ Hadisine rağmen kardeşi Abdurrahman (radıyallahu anh) Şam’da iken onun kızını evlendirmiştir.

 

2) Hadis sık sık tekerrür eden ve her mükellefin hükmünü bilme ihtiyacı hissettiği olaylar hakkında olmamalıdır. Usul literatüründe ‘’ Umumu belvâ’’ şeklinde geçen bu prensip ile, fert ve cemiyet hayatında hemen herkesin karşılaştığı ve hükmünü bilmeye ihtiyaç duyduğu meseleler veya hadiseler kastedilmektedir. Mesela:

 

Hanefiler ile Zahiriler arasındaki tenasül uzvuna kasden dokunma, Cenaze teşımadan dolayı abdestin bozulması, namazda rükûa varırken ve kalkarken ellerin kaldırılması gibi münâkaşa  mevzuu meselelerde, söz konusu ‘’ umumu belvâ’’ prensibinin tesiri olduğunu görmekteyiz.

 

3) Hadis rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi (fıkhu’r-râvi) ve ictihad ehliyeti ile tanınmış biri değilse, hadis kıyasa ve şer’i esaslara aykırı olmamalıdır.

 

4) Haberi vahidler; Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnet gibi daha kuvvetli bir delil ile çatışmamalıdır.

 

5) Haberi vahidler ve Kur’an nassı üzerine ziyade meselesi: Hanefi mezhebine göre ‘’ ez-ziyade ale’n-nas bi haberi’l vahid’’ caiz değildir, kabul edilemez. Nass üzerine ziyade, şekil itibâri ile, ‘’ Beyan’’ mana itibâri ile ‘’ Nesh’’ demektir; nesh de haberi vahid ile sabit olmaz.

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Hadis usulü
Tags: , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Biz genel de ameli olarak Hanefiyiz, Hanefi’de hadise aykırı bir hüküm görürsek ne yapmalıyız?

Kitaplarda diyor ki:

Hadise aykırı bir hüküm varsa hadisle amel edilir. Ancak bu söz nazari olarak böyledir. Mezhep imamları hadis-i şerife aykırı olarak söz söylemezler. Onlar âlimdir. Kafadan rastgele konuşmazlar.

Mesela hadis-i şerifte, (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Halbuki görünüşte Hanefi mezhebinin âlimleri bu hadis-i şerife aykırı olarak imam arkasında fatiha okumayı yasaklıyorlar. Tahrimen mekruhtur, harama yakındır diyorlar. Şimdi biz hadisle amel edeceğiz diye imam-ı a’zamın ictihadını kabul etmeyecek miyiz? O zaman İmam-ı Azam’dan (rahmetullahi aleyh) daha ileri bie ilme sahibiz demiş olmuyormuyuz?

İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) hazretleri buyuruyor ki:

Namazda kıraat farzdır ve hadis-i şerifte (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Neden Hanefilerin, hakiki kıraati [cemaatin hepsinin okumasını] bırakıp, kıraati hükmiye [İmamın okuyup, cemaatin susmasına] karar vermelerinin sebebini tam anlayamadım.

İmam arkasında sükut etmeye dair açık bir delil bulamadım. Buna rağmen, mezhebime uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Çünkü, delili zayıf diye, mezhebimin hükmü ile amel etmemenin ilhad olduğunu biliyordum. Mezhepsiz olmamak için Hanefi mezhebinin hükmüne uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Nihayet ALLAH (Celle celaluhu), mezhebe uymanın bereketi ile, Hanefi mezhebinde imama uyan cemaatin kıraati terk etmelerindeki hakikati izhar eyledi. İmam, sanki cemaatin dilinden okuyor. Bu şuna benzer: Bir köy halkı, köyün ortak bir meselesi için, köylünün tamamı kaymakama gitmez. Birkaç kişilik bir heyet seçerler. Bu heyetin hep bir ağızdan meseleyi anlatmaları da doğru olmaz. İçlerinden birini, temsilci seçerler. Temsilci, istekler aynı olduğu için, hepsinin dili ile ihtiyaçlarını arz eder. Kendilerine temsilci kabul ettikleri bu kimse, onların adına konuşur. Seçilen bu temsilcinin hepsinin adına ihtiyaçlarını arz etmesi şeklinde olan, cemaatin hükmi konuşması, onların hakiki konuşmalarından daha iyidir. İmam ile cemaatin hâli de böyledir.”

İmam-ı a’zam (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin, (Cemaatle namaz kılarken, imama uyanlar, Fatiha ve zammı sure okumaz) dediğini duyanlardan on kişi, Hazret-i imamın (rahmetullahi aleyh) huzuruna gelip derler ki:

- İmamın okumasını kâfi görüp, cemaate Kur’an okutmadığını işittik. Halbuki, Fatihasız namaz olmaz. Elimizde bunu ispat eden kuvvetli deliller vardır. Hakkın ortaya çıkması için tartışmaya geldik.

Hazret-i imam (rahmetullahi aleyh) der ki:
- Ben bir kişi, siz on kişisiniz, hepinizle aynı anda nasıl tartışayım?
- Nasıl tartışmak istiyorsunuz?

- İçinizden en bilgili, âlim olanı seçin, onunla konuşayım. O, kendi ile birlikte hepinizin adına konuşsun.
- Teklifiniz uygun…

- O beni yenerse, hepiniz beni yenmiş olacaksınız, ben onu yenersem, hepiniz yenilmiş olacaksınız. Kabul mü?
- Peki kabul ettik.

- Tartışmayı ben kazandım.
- Nasıl olur, daha başlamadık bile…

- Siz, seçtiğiniz âlimin hepinizin adına konuşmasını kabul etmediniz mi?
- Evet…

- Ben de, sizin kabul ettiğinizi kabul ediyor, aynı şeyi söylüyorum. Herkesin tâbi olduğu imam, kendi adına ve ona uyup, imam kabul edenler adına Kur’an-ı kerim okur, cemaat okumaz. Anlaşamadığımız bir nokta kaldı mı?
On kişi hakkı kabul etmek zorunda kaldılar.

İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) hazretleri buyurdu ki:
(Mezhebin hükmüne aykırı diye bir hadis-i şeriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefinin, imam arkasında Fatiha okuması mezhepten çıkmaktır, ilhad’dır.)

Muhammed Hadimi (rahmetullahi aleyh) hazretleri de buyuruyor ki:
(Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değiştirilmiş olabilir veya başka bir tevili olabilir.) [Berika s. 94]

Dört mezhepten birine uymayan Ehl-i sünnetten ayrılır, sapık veya kâfir olur. (Tahtavi)

Kifaye kitabında buyuruldu ki:
(Müctehid olmayan din adamı, okuduğu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.)

Namazda imam arkasında Fatiha okunur mu?
Bu konudaki üç hadis-i şerif şöyle:
(Fatihasız namaz eksiktir.) [Tirmizi]
(Namazda imam okurken siz de okumayın, Fatihayı hafif okuyun!) [Beyheki]
(Fatihasız namaz olmaz.) [Buhari, Müslim]

Bu hadislere ve başka delillere dayanarak, Şafii âlimleri imam arkasında Fatiha okumanın farz olduğunu bildirmişlerdir.

Maliki’de ise, imam yavaş okurken müstehaptır. İmam açıktan okuyorsa, Fatiha okunmaz. Namazda Fatiha okumak Maliki’de farz, Hanefi’de ise, vaciptir. Hadis-i şeriflere bakalım:
(İmamla namaz kılarken susun, imamın kıraati, cemaatin kıraatidir.) [Hatib]
(Ne o, Kur’anda rekabet mi, namazda biri benimle beraber okuyordu.) [Tirmizi]
Hanefi âlimleri, bu hadislere ve başka delillere dayanarak, (İmam arkasında Fatiha okumak mekruhtur) demişlerdir.

BİSMİHİ TEALA

 

84-Uydurma hadislerin başlıca  sebepleri nelerdir?

 

84-Hadis uydurmanın sebeplerini şöyle sıralayabiliriz.

     1-Siyasi nedenlerle

     2-Fikri ayrılıklar sebebiyle

     3-Kendi çıkarları için yöneticilere yaklaşma ve maddi ve manevi nüfuz (itibar) elde etme arzusu

     4-İnsanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti

     5-İnsanların kendi soylarını, kavimlerini, dillerini, uluslarını, yaşadıkları belde ve ülkelerini övmek ya da başka soyları, kavimleri, dilleri, ulusları, belde ve ülkeleri yerip küçük düşürmek amacı

     6-İslam dışındaki diğer din ve kültürlere mensup olup da, islam dininin gelişmesinden rahatsız olan kötü niyetli kimselerin, islam dinini ve onun peygamberini, yeni müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak, dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmek istemeleri

     7-İnsanlık kültürü ve tecrübesinin ürettiği, bazı hikmetli deyişler, atasözleri ve vecizelerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnat edilerek nakledilmesi

     8-Geçmiş din ve kültürlerden aktarılan bazı olaylar ve hikayeler de başına bir isnat eklenerek Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) atfedilmiştir.

     9-İslam tarihinin ilk asrında cereyan eden önemli siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri tasvir eden, yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan bazı sahabi ve tabiilerin bu açıklamalarının sonraki nesiller tarafından Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayandırılmış olması

 

85-Uydurma hadisleri tanıma yolları nelerdir?

 

85-Uydurma bir hadis şu yollarla tanınabilir.

     1-Hadis uyduranların itirafı

     2-Hadis alimlerinin yalancılıklarını tesbit ettikleri raviler

     3-Hadisin lafzında veya manasında bozukluk olması

     4-Rivayetin makul bir yoruma imkan vermeyecek şekilde akıl, duyu ve müşahedeye (gözlem)  aykırı olması

     5-Rivayetin mükafat ve ceza yönünden dengesizlik içermesi.  Örneğin: küçük bir iyiliğe çok büyük mükafat ya da basit bir hataya şiddetli bir ceza öngörmesi

     6-Rivayetin güvenilir hadis kitaplarında yer almaması

     7-Kur’an’a aykırı olması

     8-Sünnete aykırı olması

     9-Geleceğe ait somut bilgiler içermesi

     10-Tarihi olaylara aykırı olması

     11-Birçok kimsenin görmesi gereken bir olayı bir kişinin rivayet etmesi

 

86-Uydurma hadislerin islama verdiği zararlar nelerdir?

 

86- 1-Dinle alakası olmayan hatta dine ters düşen şeylerin, cahil insanlarca dinden sayılması tehlikesini doğurmuştur.

      2-Siyasi amaçlı uydurulan rivayetler ise sanki Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden sonraki siyasi gelişmelerde taraf olduğu, zaman zaman bunlardan birini destekleyip diğerini kötülediği düşüncesini doğurmuştur.

      3-Bazı fırka ve mezheplerin kendi davalarını kuvvetlendirmek ve müslümanları kendi tarafına çekmek için hadis uydurmaya başlamaları neticesinde aynı dine bağlı, aynı peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) inanan müslümanlar birbirine düşman hale gelmiştir.

      4-İnsanları iyi şeylere teşvik edip kötülüklerden sakındırma konusunda, Kur’an’ın ve sahih sünnetin kurallarını sanki yetersiz gören bazı kimseler, aşırı vaat ya da tehditler içeren uydurma hadislerle insanları ya boş ümitlere veya korku ve ümütsizliğe sevk etmişlerdir.

      5-Bir takım din düşmanlarının uydurdukları yüzlerce hadis, islam dini ile bağdaşmayan birçok batıl itikat ve hurafenin islamiyete sokulmasına sebep olmuştur. Bu çeşit hadisler müslümanların inancını sarsığı gibi dini gönlüne tam anlamıyla yerleştirememiş olanları ondan soğutmuştur.

      6-Aşırı milliyetçilik duygusuyla uydurulan hadisler, çeşitli uluslar arasında nefret ve düşmanlığa yol açmıştır.

 

87-Hadis tenkidi nedir?

 

87-Hadis tenkidi, hadisin sahih olup olmadığını, başka bir ifadeyle rivayetlerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olup olmadığını belirlemek için yapılan bir eleştiri faaliyetidir.

     Hadisler senet ve metin olarak iki kısımdan oluştuğu için, rivayetler üzerinde yapılacak bir tenkit çalışması da senet ve metin tenkidi olarak iki kısımda ele alınmıştır.

 

88-Senet tenkidi nedir?

 

88-Senet üzerinde yapılan incelemeye ve bu inceleme sonunda ravilere ve senet zincirine yönelik değerlendirme ve tenkitlere senet tenkidi denir.

 

89-Senet tenkidi nasıl yapılır?

 

89-Senet üzerinde yapılacak bir incelemede ilk önce ravi silsilesinde bir kopukluk olup olmadığına bakılır. Eğer kopukluk varsa bu kopukluğun önemi ve şekline göre hadis, çeşitli isimlerle anılır. Bu tür senedi kopuk hadislerin tamamı zayıf sayılır ve dini bir delil olarak kabul edilmez.

     Senet muttasıl ise, yani isnatta herhangi bir kopukluk yoksa, o zaman ravilerin durumu incelenmeye başlanır. Raviler tek tek ele alınarak, cerh ve tadil kitaplarından durumları tesbit edilir. Hangi dönemde yaşadıkları, kimlerden hadis aldıkları, kimlere rivayette bulundukları, hadis öğrenmek için nerelere gittikleri belirlenir. Cer ve tadil bilginlerinin onlar hakkındaki kanaatleri öğrenilir. Eğer bu kanaatler, senetteki tüm raviler için olumlu ise o takdirde hadis sahih sayılır. Senetteki ravilerin biri, birkaçı ya da tamamı için olumsuz nitelemeler yapılmışsa, o hadisin zayıf yada uydurma olduğu anlaşılır.

 

90-Muhaddisler niçin isnat ve ravileri eleştirmek gibi tedbirlerle yetinmeyip, hadis metinlerini de eleştirmek yoluna gitmişlerdir? Ve bunu hangi kriterler ile yapmışlardır?

 

90-Çünkü hadis uyduranlar uydurdukları hadislere en sağlam isnatları eklemekten çekinmemişlerdir. Bu durumda bir hadisin sahih sayılabilmesi için yalnızca isnadın sahih oluşu yeterli olmamıştır. Muhaddisler hadisin metnini de inceleyerek başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı (sünneti), akıl, tarihi veriler ve metinde görülen çelişki ve tutarsızlıklar gibi bazı ölçütler ışığında sıhhat tesbiti yapmışlardır.

 

91-Garibu’l-hadis nedir?

 

91-Hadislerde az kullanıldığı için anlaşılması zor olan ve açıklamayı gerektiren kelimelere garibu’l-hadis denir. Bu kelimelerin açıklanmasını konu edinen ilim dalına da garibu’l-hadis ilmi denir.

 

 

 

92-Muhtelifu’l-hadis nedir?

 

92-Görünüşte içerikleri birbiriyle çelişen, fakat dikkatle incelendiği zaman genelde bir çelişki olmadığı anlaşılan hadislere muhtelifu’l-hadis denir. Böyle çelişkili hadislerin durumunu açıklayıp aralarını uzlaştırmaya çalışan ilim dalına da te’vilu muhtelifu’l-hadis adı verilir.

     Örneğin bir hadiste, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içmeyi yasakladığı nakledilirken, Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh), <<Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içtiğini >> haber vermiştir. Bu iki haberden anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)oturarak su içmeyi tercih etmekle beraber, gerektiği zaman ayakta da su içmiş, bunda da bir sakınca görmemiştir. Dolayısıyla bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur.

 

93- Bazı rivayetlerin çelişkili  zannedilme sebebleri nelerdir ?

 

93-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz ve uygulamaları, çeşitli olay ve durumlar karşısında farklılıklar göstermiş, bu farklılıklar hadis kitaplarına da yansımıştır. Bazen, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) yer, zaman ve içinde bulunduğu ortama göre farklı hareket etmiş, bazen kişilere onların durumlarına göre özel hükümler vermiş, tavsiyelerde bulunmuştur. Topluluğa konuşmasıyla kişilerin özel durumlarına yönelik konuşması farklı olabilmiştir. Bütün bunlar aynı hadis kitabının içinde yer aldığı zaman bazı rivayetlerin çelişkili olduğu sanılmıştır.

 

94-Fıkhu’l-hadis ne demektir?

 

94-Fıkhu’l-hadis, hadis ve sünneti doğru anlamak, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) amacını iyi kavramaktır. Daha dar anlamda ise fıkhu’l-hadis, hadislerden fıkhi hüküm çıkarmayı konu edinir.

     Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde, sade ve doğrudan anlatımı tercih etmiştir. Ancak yeri geldiğinde mecaz, teşbih (benzetme), temsili anlatım gibi dolaylı anlatım üslubuna da başvurmuş, muhataplarından bazıları bu dolaylı uslubu anlamakta zorlanmışlardır.

     Örneğin; sahabi Ebu Said el-Hudri  (radıyallahu anh)ölüm hastalığında yeni elbiselerini giymiş, sebebini soranlara <<Çünkü ALLAH’ın Resulü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ölen kimse, içinde öldüğü elbiselerle diriltilecektir. Buyurdu.>> demiştir. Halbu ki Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) açıklamasına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buradaki ‘’siyab’’ (elbise) kelimesiyle, ‘’ameli’’ kasdetmiş, bu sözüyle de ‘’herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşrolunacaktır.’’ Demek istemiştir.

 

95-Esbabu vurudi’l-hadisin önemini  nedir?

 

95-Hadis ilminin, Hz. Peygamberin  (Sallallahu aleyhi  ve sellem) söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştıran dalına Esbabu vurudi’l-hadis (Hadislerin söyleniş sebepleri) adı verilir.

     Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir konuyla ilgili söz ve davranışının gerçek amacını anlayabilmek için ‘’sebebi vurud’’ (söyleniş sebebi) çok önemlidir. Çünkü, hadis ve sünnetin dayandığı sebebi bilmek, o söz ve tatbikatın dini açıdan ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olur.

 

96-Dinin anlaşılmasında ve yorumlanmasında hadis ve sünnetin  değeri nedir?

 

96- 1-Kur’an doğrultusunda hüküm getirir ve onun hükümlerini pekiştirir.

      2-Kur’an-ı açıklar ve yorumlar

      3-Yeni hükümler getirir

 

97-Sünnet ve hadisin Kur’an’ın anlaşılmasındaki degeri nedir?

 

97-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis ve sünnetinin önemli bir bölümü, Kur’an-ı Kerimi açıklama ve yorumlama şeklindedir.

       Sahabiler, inen ayetlerden anlayamadıkları yerleri Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) sorarlar, o da bu ayetlerden ne kasdedildiğini açıklardı. Örneğin: Kur’an’da namazın farz olduğu bildirilmiş ancak, kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı açıklanmamıştır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda soru soran ashabına <> buyurmuştur.

 

98-Kendisine itaat edilmesi ve örnek alınması ALLAH (Celle celalühü) tarafından emredilen bir peygamber, hangi yönüyle örnek alınarak  insanlara numunei imtisal  olacaktır?

 

98-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve selem) dinle ilgili söz, eylem ve davranışları mü’minleri bağlayıcı kabul edilmiş, dünyevi tutum ve davranışları bağlayıcı kabul edilmemiştir.

      Kur’an-ı Kerim, Hz. peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edilmesini isterken peygamberlik yönüne, onu örnek gösterirken de ahlaki meziyetlerine dikkat çekmiştir. Bu durumda, Hz. peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellme) söz ve eylemlerinin bağlayıcılık yönü, onun peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliğiyle sınırlı olmaktadır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH’tan (Celle celalühü) alıp insanlara tebliğ ettiği vahiy çerçevesinde açıklamak, uygulamak, öğretmek, tavsiye etmek şeklinde tezahür eden hadis ve sünneti bağlayıcıdır. Örneğin; namaz, oruç, hac ve zekat gibi konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcıdır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir insan olarak kişisel zevk ve tercihlerine göre ortaya koyduğu davranışlarıyla, içinde yaşadığı toplumun örf ve adetlerine tabi olarak yaptığı eylemler, bağlayıcı sünnet kapsamında yer almamıştır. Örneğin; tercih ettiği yiyecek ve giyecek türleri, giyim kuşam tarzı, yemeği yerde ve eliyle yemesi, diş temizliği için misvak kullanması ya kişisel tercihleri veya yaşadığı toplumun gelenekleriyle ilgilidir. İşte bu sebeple, bu konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcı sayılmamıştır.

 

99-Hadiste yerellik ne demektir?

 

99-Hadiste yerellik; Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, davranış ve eylemlerine yansıyan, kendi dönemine özgü bölgesel, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik özelliklerdir.

     Bu özellikleri taşıyan hadisler vermek istedikleri mesajlar bakımından evrensel nitelikte olabilir. Ancak, kişilerin özel durumlarıyla ilgili ya da dünyevi bilgi ve beceri isteyen konularda söylenmiş hadislerin herkese yönelik bir mesaj taşıması gerekmez.

     Örneğin; peygamberimiz diş temizliğine çok önem vermiş ve her vesileyle dişlerin temizlenmesini tavsiye etmiştir. O gün diş temizliği için kullanılan en uygun araç, erak ağacının dalı ya da kökünden elde edilen misvaktır. Bugün misvak yerine daha elverişli diş temizleme araçları geliştirilmişse bunları kullanmakta  bir anlamı yoktur denemez. Çünkü Hz. Peygamberin konu ile ilgili hadislerinden çıkarılacak evrensel ve değişmez mesaj diş temizliğidir. Görüldüğü gibi ilgili hadislerde bulunan yerel unsur, yani araç değişebilmekte ama evrensel unsur, yani amaç değişmemektedir. Çünkü araçları, zaman, mekan ve imkanlar belirler. Bize düşen sünnetin uygulanmasındaki asıl maksadı günümüze taşımaktır.

 

100-Hadiste evrensellik nedir?

 

100-Hadiste evrensellik; hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik bir mesaj içermesi ve uyulduğunda Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) gözettiği amacın gerçekleşmiş olmasıdır.

 

101-Hadis tarihinde haberi vahid kaç anlamda kullanılmıştır?

 

101-İki anlamda. Bunlardan ilki, hicri ilk üç asırda kullanılan ve tek kişilerin rivayetini ifade eden anlamdır. İkinci anlamdaki haberi vahid ise, mütevatir hadis dışında kalan bütün rivayet çeşitlerini kapsamaktadır.

 

102-Haberi vahidin delil kabul edilip edilmeyeceği hakkında ileri sürülen görüşler nelerdir? .

 

102-Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden itibaren güvenilir tek kişilerin haberleri kabul edilmiş ve delil olarak kullanılmıştır. Ancak şüphe halinde veya raviye güvenilmeyen durumlarda 2. ve 3. şahısların tanıklıklarına başvurulmuştur.

      Hicri 1. asrın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezheplerle beraber tek kişilerin haberinin delil olup olmayacağı tartışılmaya başlanmıştır. Bazı mutezili alimlere göre, haberi vahid, zorunlu bilgi kaynağı olamaz. Başta Şafii olmak üzere birçok alim bu görüşe karşı çıkmış ve güvenilir kişilerin haberi vahidini delil olarak kabul etmiştir.

      Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyh) bu konudaki itirazı, çoğunluğun rivayetine aykırı nakilde bulunan tek kişilerin haberinedir.

      Şafii mezhebinde de çoğunluğun haberine aykırı haberi vahid delil kabul edilmemiştir.

      Sonraki asırlarda birden fazla kişinin rivayatine de isim olarak verilen haberi vahid, özellikle fıkıh usulü alimleri tarafından zan (şüphe) ifade eden haber olarak kabul edilmiştir. Kesin bilgi ifade eden mütevatir haber karşısında sıhhati şüphe ifade eden haberi vahid asırlar boyu İslam alimlerinin tartışmalarına konu olmuştur.

      Haberi vahidin zanni ilim ifade etmesinin, onun mutlak olarak sahih olmayacağı anlamına gelmediğini bildikleri için alimler, kendi gerekçelerine ve tercih sebeplerine bağlı olarak delil kabul ettikleri haberi vahidi sahih, çeşitli sebeplerle tercih etmedikleri rivayeti de zanni ilim kavramı çerçevesinde zayıf veya merdud saymışlardır.

 

103-Hadisleri metin yönünden tenkit etmek hadis inkarı anlamına gelir mi?

103-Hadisleri metin yönünden eleştiri faaliyeti hicri 1. asırdan günümüze kadar devam eden bir olgudur. Başta Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe (radıyallahu anha) olmak üzere bazı sahabiler ve sonraki alimler, çeşitli sebeplerle Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) yakıştıramadıkları rivayetleri tenkit etmişlerdir. Ancak daha sonraları hadislerin senetlerinde yer alan bazı ravilerin itham edilmesi yüzünden zayıf sayılıp reddedilmeleri normal kabul edilirken, eleştiri konusu yapılan metinleri sebebiyle reddedilmeleri genellikle hoş karşılanmamış ve bu sahih hadisin reddi gibi algılanmıştır. Halbuki bu bilimsel çabaların hadis inkarı veya reddiyle bir alakası yoktur.