BİSMİHİ TEÂLÂ

 Kutlama, tebrik etme bir kaç şekilde olur, ya insanı sevindiren bir halin, durumun meydana gelmesi, veya bir musibetin ortadan kalkması gibi mubah bir hadisenin meydana gelmesi ki; bir evliliği veya yeni doğan bir çocuğu tebrik etmek, yada bir öğrencinin sınavı geçmesi, veya bir işte başarı elde etmek gibi muayyen bir zamana ve sebebe bağlı olmayan bir şeyi tebrik etmek gibi adete bağlı işler bu neviden sayılır. Bu gibi adet olan şeyleri kutlamakta her hangi bir şer’i zorluk bulunmamaktadır. Bilakis bu gibi adet olan mubah şeylerin kutlanması, bir müslüman’ın sevinmesine sebeb olduğu için kutlayan ecir kazanır. Nitekim ‘’ güzel ve hayırlı bir niyetin akıbeti de güzel, çirkin bir niyetin akıbeti de çirkin olur’’ denilmiştir.

 Ya, bayramları, seneleri veya mübarek günleri kutlamak gibi muayyen zamana bağlı olan şeyleri kutlamak ki, bunların tafsilatına ihtiyaç duyulur.  Bunlar da ya Ramazan veya Kurban bayramı gibi bayram günleridir ki, bunların kutlanmasında herhangi bir müşkül yoktur. Zira sahabe-ı kiram’ın (radıyallahu anhum ecmain) bu gibi bayramları kutladıklarına dair rivayetler bulunmaktadır.

 Ya da, yeni hicri yılbaşı gibi sene(lerin) başlarını kutlamak veya Ramazan ayı gibi ayları kutlamak veya resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğumunu ve Miraç’a çıkması gibi gün ve geceleri kutlamaktır ki bunlarda ihtilaf vardır.

 Ramazan ve Kurban bayramları haricinde ki günlerin kutlanması hakkında ne resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem), ne sahabe’den (radıyallahu anhum ecmain) ne de selefi salihin’den herhangi bir rivayet sabit olmamıştır. Zira onların zamanlarında da bu gibi gün ve geceler bulunmakta ve onların bu gibi geceleri kutlamalarına her hangi bir engel olmadığı halde, onların bu gibi şeyleri kutladıklarına dair bir şey nakledilmemiş olup sadece Ramazan ve Kurban bayramlarını kutladıkları rivayet olunmuştur.

 Ulema hicri yeni yılın kutlanması hususunda ihtilaf ederek ikiye ayrılmıştır:

 Caiz görmeyenler: Bu gruptaki ulemaya göre yeni hicri yılı kutlamak mutlak olarak yasaktır. Zira hem hem resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hem de Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) dönemi ile Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) bir döneminde takvim kullanılmamış, o zamanın âdeti gereği önemli olayların olduğu yıllara göre (fil yılı v.s) isim verilmek suretiyle zaman tayin edilmekteydi. Takvime ihtiyaç duyulması Hz. Ömer (radıyallahu anh) ile zamanın Yemen valisi arasında bazı yazışmaların ve emirlerin ne zaman geldiği meselesinin karışıklığa sebep olması üzerine Yemen valisinin teklifi ile Hz. Ömer (radıyallahu anh) sahabe ile istişare ederek Muharrem ayını hicri yılın başlangıcı kabul edilmiştir. Ancak hicretin olduğu yıl birinci yıl kabul edilmiştir. Yoksa Muharrem ayı hicretin yapıldığı ay olduğu için hicri yılın başlangıcı kabul edilmemiştir. Zira resulullah (Sallahu aleyhi ve sellem) Safer ayının 26. günü gece yarısı hicrete başlamıştır, Muharrem ayında değil. 

 Bundan dolayı bu âlimlere göre hicri tarihten maksat, Muharrem ayını hicri senenin başı yaparak onu ihya etmek, onu bayram kabul ederek kutlamak değildir. Dolayısıyla böyle bir kutlama yasaktır.

 Bu ulema farklı kıyaslarla hicri yılbaşını kutlamanın yasakladığını delillendirmişlerdir:

 1) Senenin muayyen bir gününü kutlamak, o günü bayram yapmak olur ki, Müslümanlar Ramazan ve Kurban bayramlarından başka bir günü bayram yapmaktan nehy olunmuşlardır. Bunun için bu kutlama yasaktır.

 2) Bu kutlamada Yahudi ve Hıristiyanlara benzemek vardır. Biz ise onlara muhalefet etmekle emrolunduk. Yahudiler, İbrani takviminde sene başını tişri (1) ayında kutlarlar ve bu ayda tıpkı cumartesi günü çalışmanın haram olması gibi çalışmaları haramdır.  Hıristiyanlarda miladi yılbaşını kutlarlar.

 3) Ayrıca bu kutlamada Mecusilere ve Arab müşriklerine benzemek vardır. Mecusiler yılbaşını yeni gün manasına gelen Nevruz günü kutlarlar. Cahiliye arabları ise Muharrem ayının ilk günü krallarını kutlarlardı. (2)

 4) Eğer hicri yeni yılı kutlamaya cevaz (izin) verilirse, mezuniyet günü, kurtuluş günü, ulusal gün v.s gibi pek çok günün kutlanmasına yol açılmış olur. Halbuki bu gibi şeyler sahabe zamanında bulunmamaktaydı.

 5) Hicri yılın kutlanmasına izin vermek, insanların bir birine sms, mms göndermelerine, kutlama amacıyla birbirlerini ziyaret etmelerine, tebrik kartı atmalarına, gazete ilanları ile kutlama mesajı yayınlamalarına ve birçok devlette yapıldığı gibi resmi tatil yapılmasına yol açar ki, bunlar hem maddi hem de manevi zararlar meydana getirir. Bunların önüne geçmek ise kötülükleri önleme prensibidir.

 6)Hicri yılın kutlanmasına izin vermek manasız bir şeydir. Zira kutlamak, ya bir güzelliğin meydana gelmesi veya bir zararın ortadan kalkması içindir. Bir yılın bitmesi ile ne gibi bir güzellik meydana gelmektedir? Hâlbuki bir yıl bittiğinde insanın ömrü kısalıyor….

 Düşmanlar topraklarını işgal ederken, Müslüman kardeşlerini katlederken, servetlerini ve mallarını yağmalarken v.s bir takım Müslümanların geçen bir yıl için bir birlerini kutlaması ne kadar tuhaf…

 Caiz görenler: Bu grupta olan ulema bu gibi kutlamaları adet olarak kabul etmekte ve bu kutlamalarda bir beis görmemekte. ‘’İmam-ı Munziri, İmam Makdisi’den (rahmetullahi aleyhima) naklen (kendisine bu konu hakkında sorulduğunda) < İnsanların bu konuda ihtilaf halinde olmalarına rağmen ben bunu mubah görüyorum. Sünnet veya bid’at olarak görmüyorum> cevabını verdi. İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh)  bu konuya vakıf olunca ‘’ Ben bu kutlamayı meşru olarak görüyorum’’ diye cevab verdi. İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh) bu sözünü imam Beyheki’nin ‘’ İnsanlar bayram günlerinde birbirine ALLAH (Celle celalühü) kabul etsin’’ babı adı altında açtığı bab’ta ki hadisleri delil gösterdi. (3) Her türlü hayırın gelmesinde veya her türlü şerrin giderilmesinde şükür secdesi yapmak meşrudur. Nitekim Buhari ve Müslimi’n rivayet ettikleri Ka’b b. Malik’ın (radıyallahu anh) Tebuk savasına gitmemeleri sebebiyle resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ve sahabe-i kiram (radıyallahu anhum ecmain) tarafından uğradıkları boykotun affa edilmesi neticesinde Talha b. Ubeydullah (radıyallahu anh) ve diğer sahabiler tarafından tebrik edilmişlerdi. (4) (5)

 Ancak bu ulema hicri yılı kutlamaya kişinin kendisinin yapmaması gerektiğini, başkaları tarafından hicri yılı kutlandığında ‘’ ALLAH (Celle celalühü) bu yılın Müslümanlara hayır ve bereket getirmesi’’ duasını yapmalarını ifade etmektedirler.  Hicri yılı kutlamayı caiz gören ulemaya göre, bu güne ulaşan kişi mümkün olduğu kadar hem kendisi hem de ailesi ve çocukları ile beraber resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatını, hicreti okuyup bunlardan dersler çıkarmaları, okuduklarını başkalarına öğretmeleri güzel olur.

 1) İbrani takvimi ay yılını esas aldığından aylar 29 ve 30 gün çeken 12 aydan meydana gelmektedir. Ancak Yahudiler özellikle bayramların sene içerisinde dönmesinin önüne geçmek ve bayramların istemedikleri bir mevsime denk gelmesinin önüne geçmek amacıyla bazı yıllarda seneyi 13 ay yaparlar.  İbrani takviminde yıl miladi takvime göre Eylül ve ekim aylarına denk gelen tişri ayı ile başlar.

 2) Dr. Süleyman suheymi, El-Â’yadu ve eseruha ala-l müslimin sh: 29,32

 3) Zekeriya el ensari, Esenni’l metalib şerhu ravzu’t-talib c:4 sh: 121

 4) Sahihu Buhari, Ka’b b. Malik hadisi babı, hadis no: 4066 ve Sahihu Müslim, Ka’b b. Malik ve arkadaşlarının tövbesi babı, hadis no: 4973

 5) Selamet el-kaylubi, haşiyetu kaylubi c: 1 sh: 359 ve Eş-Şirbini, Muğnil-muhtac, c:4 sh: 141

Alıntı:
HUBEYDE Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamun aleykum…

Sormak istediğim daha doğrusu bilgilerimin duhulinde ikileme düştüğüm bir konu…

kutlu doğum haftası ve kandil gecelerini kutlamak bid at mıdır?

eğer bid atsa kaynak nedir..yardımcı olacak arkadaş varsa sevinirim…

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Hadis külliyatımız içerisinde ki hadislerin sahih, hasen, zayıf veya mevzu (uydurma) olarak değerlendirilmesi muhaddislerin hadisleri alıp kabul etmede takip ettikleri metotlara göre farklılık kazanmaktadır. Mesela Buhari (rahmetullahi aleyh) hadisi almak için raviden işitmeyi esas alırken, Müslim (rahmetullahi aleyh) bunu esas almayabilmektedir. Dolayısıyla aynı hadisi biri sahih kabul ederken, diğeri zayıf olarak kabul edebilir. Dolayısıyla bize göre bir hadisin derecesi o hadisi aldığımız muhaddise göre sahih, hasen, zayıf veya mevzu olabilmektedir. Bunun içindir ki, bazı konular da ilim ehlinin yapmış olduğu değerlendirmeler de birbirine zıt görüşler ortaya çıkabilmektedir. Mesela belli gün veya geceler de kılınması tavsiye edilen namazlar, veya özellikle Recep, Şaban ve Ramazan aylarına denk gelen Reğaib, Miraç, Beraat, kadir ve Rebiulevvel ayına denk gelen Miraç geceleri hakkında da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunun içindir ki kandil kutlamaları insanın baktığı pencereye göre değer kazanır. Zira bid’at diyenlere, ve caiz diyenlere göre de nass bulunmaktadır.

Bu durumu anlatan en güzel misal de özellikle üç aylar dediğimiz Recep, Şaban ve Ramazan ayları geldiğin de herkesin söylediği Hz. Enes‘den (radıyu anh) rivayet edilen ‚‘ رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي‘‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ şeklinde ki hadistir. İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) bu hadisin senedin de bulunan cehzam isimli kişinin hadis uydurduğundan bu hadisi de uydurma olarak kabul etmektedir. (El-menaru’l münif, sh:95)

İmam-ı Suyuti’nin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Camiu’s-sağır‘‘ isimli eserini şerh eden Imam-ı Münevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘Feyzul kadir‘‘ isimli eserin de bu hadisi şerh ettikten sonra tenbih adı altında ‚‘ Recebin fazileti hakkın da resulullah’dan (Sallu aleyhi ve sellem) ‚‘ ALLAH’ım (Celle celalühü) Recebi bize mubarek kıl‘‘ hadisi dışında hiç bir sabit hadis yoktur. Bunun dışında ki bütün rivayet edilenler yalandır. İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Receb ayındaki oruç hakkın da sabit bir hadis bulunmamaktadır.‘‘

Zeynel ıraki (rahmetullahi aleyh) Tirmizi’de bu hadisten sonra ‚‘ Bu Hasani basri’nin (rahmetullahi aleyh) mürsellerin den olup çidden zayıftır….. hadis ehli yanın da bir değer taşımaz‘‘ demektedir. (feyzu’l kadir, c: 4 sh: 24)

Şimdi her iki görüşün delillerini mukayeseli olarak kısaca incelemeye çalışalım inşeALLAH.

1) Mevlid kandili:

Mevlid kandili resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) doğduğu günü ifade eden gündür. Resulullah (Sallu aleyhi ve sellem), sahabe, tabiin dönemlerin de görülmeyen mevlid kutlamaları yaklaşok 350 sene sonra Fatimi’ler dönemin de ortaya çıkmıştır. Bu geceye has olan en önemli kutlama resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış olan naatların okunmasıdır. Mevlid’in bid’at olup olmadığı hususun da bir çok görüş bulunmaktadır.

El-Makdisi, Kastalani, İbn-i Hacer askalani, Suyuti (radıyu anhum) gibi bir kısım ulema peygamber (Sallu aleyhi ve sellem) efendimizin dünyayı teşrif etmesi sebebiyle sevinmenin, muhtaçlara yardım etmenin, resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış naatların (mevlid) okunmasının güzel bir amel olduğunu söyleyerek, mevlid’in ‚‘ bid’at-ı hasene‘‘ sayılması gerektiğini söylemişlerdir.

Ancak özellikle İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) olmak üzere bid’at’ın tamamının bir sünneti ortadan kaldıracağını, dolayısıyla bid’at-ı hasene diye bir şeyin olmasının mümkün olamıyacağını söyleyerek, bid’at-ı hepsinin zem edilmesi gerektiğini söyleyerek bid’at-ı hasene kavramına itiraz etmektedir.

Ayrıca İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) mevlid kutlamaları hakkın da ”şifau’l alil” isimli eserin de: ” Mevlid müzik ve eğlenceden başka bir şey değildir.” (sh:188) demek suretiyle mevlidin melayani cümlesinden olduğunu işaret etmiştir.

İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) bundan önce ölüler üzerine mevlid okutmak/okumak üzerine de şunları söylemektedir: ” Muayyen gün ve geceler de evde veya kabir başında toplanmak suretiyle mevlid okumak, o mü’min ölüye işkence etmek hükmündedir. Ölüm yıldönümü merasimleri de aynıdır.” (şifau’l alil, sh: 174)

2)Recep ayı ve regaib kandili:

Recep ayı hakkında bir çok rivayetin bulunması mümkündür. Bunların en meşhurlarından bir ikisi şöyledir:

رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي

‚‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ (Bunun değerlendirilmesi yukarıya yapılmıştı)

من صلى بعد المغرب أول ليلة من رجب عشرين ركعة جاز على الصراط بلا حساب

‚‘ Kim Receb ayının ilk gecesi akaşam namazından sonra yirmi rek’at namaz kılarsa hesapsız sualsız olarak sıratı geçer‘‘

لا تغفلوا عن أول جمعة من رجب فإنها ليلة تسميها الملائكة الرغائب

‚‘ Receb ayının ilk cumasından galif olmayın. Şüphesiz melekler o geceyi reğaib olarak isimlerdirmiştir.‘‘

من صام يوما من رجب وصلى أربع ركعات يقرأ في أول ركعة مئة مرة آية الكرسي وفي الثانية مئة مرة { قل هو الله أحد } لم يمت حتى يرى مقعده من الجنة

‚‘Kim Receb ayında bir gün oruç tutar, ve ilk rek’atın da yüz kere ayete’l kürsi, ikinci rek’atım da yüz kere ihlas okuyarak dört rek’at namaz kılarsa cennet’teki yerini görmeden ölmez.‘‘

Aclüni(rahmetullahi aleyh) Recep ayı ve reğaib gecesi kılınan namazı hakında ki rivayetleri zikrettikten sonra şunları söylemektedir:

‚‘ Aşure namazı ve Receb ayının ilk Cuma gecesi kılınan reğaib namazı hakkında ki hadisler ittifakla uydurma hadislerdendir. Aynı şekil de Receb ayının diğer gecelerin de ve yirmi yedinci gecesin de ve Şaban ayının on beşinci gecesin de her rek’atın da yirmi kere ihlas suresinin okunmasınya kılınan yüz rek’atlık namaz hakkında ki hadislerde uydurma hadislerdendir. Bu gibi hadislerin kutu’l kulub, ihyau ulumi’d-din ve tefsiru sa’lebi gibi kitablar da geçmesi seni aldatmasın. (keşfu’l hafa, c:2, sh: 410)

Aclüni (rahmetullahi aleyh) kaideyi zikrettikten sonra şu tespiti yapmaktadır: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesinin fazileti hakkında ve o gecede reğaib namazı hakkında gelen bütün hadisler mevzu hadislerdendir. Her ne kadar ihyau ulumi’d-din sahibi (İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh) ve kutu’l kulub sahibi (Ebu Talip el Mekki rahmetullahi aleyh) bu hadisleri zikretse de bu konuda ne sünnette nede hadis ehli yanın da herhangi bir sahih hadis bulunmamaktadır. Zira sünnet onların sözleri ile değil, sadece resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) sözü, fiili ve takriri ile sabit olur.‘‘ (keşfu’l hafa, c:2 sh: 417)

Bu hadisler hakkın da İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) şunları demektedir: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesi akşam namazı ile yatsı namazı arasında on iki rek’at olarak kılınan reğaib namazı diye bilinen namaz, ve Şaban ayının on beşinci gecesi yüz rek’at olarak kılınan bu iki namaz kabih ve bid’at namazlardır. Bunlar ile ilğili hadislerin kutu’l kulub ve ihya gibi kitablarda zikredilmeleri seni aldatmasın, zira bunların hepsi batıldır. Zira onlarda zikredilen bu namazların müstehab oldukları hakkında sahih bir rivayet olmadığı gibi onlar hakkın da yazılan sahifeler (risaleler) de hatalıdır. Nitekim İsmail el makdisi (rahmetullahi aleyh) bunlar hakkında ki rivayetlerin olmadığına dair güzel bir risale yazmıştır.‘‘ ( mecmu‘şerhu muazzeb, c: 4 sh:56)

3) Beraat kandili:

Beraat kandili hakkın da bir kaç hadis-i şerif bulunmaktadır. Nitekim bunların en önemlisi:

فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْلَةً فَخَرَجْتُ فَإِذَا هُوَ بِالْبَقِيعِ فَقَالَ أَكُنْتِ تَخَافِينَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي ظَنَنْتُ أَنَّكَ أَتَيْتَ بَعْضَ نِسَائِكَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَيَغْفِرُ لِأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ

‚‘ Hz. Aişe’den (radıyu anh) rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir. Bir gece resulullah (Sallu aleyhi ve sellem)kalkıp dışarı çıktı. Ben de onun arkasında çıktım ve onu beka mezarlığında buldum. Beni görünce ‚‘ ALLAH resulünün (Sallu aleyhi ve sellem) başına bir şey geleceğinden mi korktun?‘‘ dedi. Bunun üzerine ben de: ‚‘ Ya resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) ben bu gece sizin diğer kadınların yanına gittiğinizi zannettim. Diye cevap verince resulullah (Sallu aley ve sellem)

‚‘ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) şaban ayının on beşinci gecesi olunca dünya semasına iner kelb kabilesinin koynlarının kılları adetince insanı bağışlar.‘‘ buyurdu.

Tirmizi (rahmetullahi aleyh) bu hadis hakkın da yaptığı yorum da ‚‘ Yahya b. Ebi kesir, urve’den, ve haccac b. Ertad’da yahya b. Ebi kesir’den hadis işitmediği için bu hadis zayıftır.‘‘ demiştir. (Tirmizi, savm, 670)

Bu ayda ki namazlar hakkında ki değerlendirmeler yukarıda yapıldığı için tekrar etmeye gerek yoktur.

4) Miraç kandili ve 5) Kadir gecesi

Bu geceler kur’an-ı kerim de zikredilen geceler olduklarından dolayı bu gecelerin fazileti hakkında rivayetler sahihtir. Sadece kadir gecesi’nin hangi gün olduğu hususu zamanımız da olduğu gibi yirmi yedinci gecesinin olduğu hususu sabit değildir. Nitekim resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü ve tek geçelerin de aranması gerektiğini belirtmiş ve son on günü itikafa girerek bu geceleri ibadet ile değerlendirmiştir.

Hulasa yukarıda ki değerlendirmelerin ışığın da kandil geceleri kılınması söylenen namazların olmadığını söyleyen ulemanın görüşü daha sağlam olmakla beraber insanın bu geceler de herhangi bir tayin yapmadan (yani reğaib gecesi namazı, beraat gecesi namazı gibi bir niyet ile niyet etmeden) nafile namaz kılınmamasını söylemek mümkün değildir. Özellikle günümüz insanının bu geceleri bekledikleri ve bu gecelere önem verdikleri göz önüne alınırsa bu geceleri ihya etmenin bid’at olduğunu söylemek onların ibadetten uzaklaşmalarına sebeb olabileceğinden dolayı teşvik için bu gecelerin ihya edilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak yukarida denildiği gibi bu gecelerde kılınacak namazlara nafile namaz olarak niyet edilmesi, herhangi bir gece namazı diye niyet edilmemesi gerekmektedir.

Bismillâhirrahmânirrah

 Dinî kültürümüzde “Üç aylar” adıyla yer etmiş bulunan ve geniş halk kitleleri tarafından özel bir hassasiyet gösterilerek çeşitli ibadetlerle ihya edilegelen aylar konusunda öteden beri spekülatif yorumlar yapıldığı herkesin malumu.

 

Bu yazıda, gerek “Üç aylar” geleneğine karşı çıkan bazı çevrelerin, gerekse bu gelenek konusunda aşırı bir hassasiyet gösterdiği ve bu sebeple bazı bid’at tutumlar sergilediği gözlenen kesimlerin birbirine taban tabana zıt olan bu anlayışları konusunda Sünnet-i seniyye’ye ve Selef-i salihin’in davranışına uygun olan orta yolu tebellür ettirmeye çalışacağız.

 

Sözünü ettiğimiz iki zıt tutumdan ilkini benimseyenler, Üç aylar dediğimiz zaman dilimine herhangi bir özellik tanımanın doğru olmadığını, bu zaman diliminde tutulan oruçların, kılınan namazların ve yapılan diğer ibadetlerin tümüyle bid’at olduğunu ileri sürerken, ikinci grup olarak zikrettiğimiz kesimler, Ramazan ayına girene kadar Receb ve Şaban aylarının tamamını oruçla geçirmeyi ve bu iki aya özgü olduğu kanaatiyle bazı namazlar kılmayı adet haline getirmişlerdir. Bu kesimlerden her birinin, zaman zaman diğerini en ağır şekilde suçlayıcı ve itham edici tavırlar sergilediği de görülmektedir.

 

Bu iki zıt tutumun denge noktasında buluşmasının, muhakkık ulemamızın tercih ettiği görüşlerin esas alınmasıyla mümkün olduğunu düşünüyoruz.

 

Burada hemen bir noktayı belirtelim ki, bu konuyu işlerken özellikle başvuracağımız kaynaklar, diğer Hadis otoriteleri yanında es-Suyûtî, Ali el-Karî, Abdülganî en-Nâblusî, el-Münâvî ve Abdülhayy el-Leknevî gibi Tasavvuf ehli hadis alimlerinin kitapları olacaktır. Bunun sebebi şudur: Tasavvuf ehli ile Hadis alimleri arasında mevcut bulunan ve meşrep farklılığından kaynaklanan görüş ayrılıkları, ihtilaflı meseleler hakkında bu iki zümrenin birbirini taassuba düşmekle ve tarafgirlik yapmakla suçlamasına yol açmakta ve her iki tarafı tatmin edecek orta yol bulunamamaktadır. Bu bakımdan yukarıda isimlerini verdiğimiz Tasavvuf ehli Hadis alimlerinin, bu iki zümre arasındaki ihtilaflı meselelerde verdikleri hükümler objektiflik kriterlerine daha uygun ve insaf ölçülerine daha riayetkâr olması hasebiyle, işaret ettiğimiz ihtilafları –ortadan tamamen kaldıramasa bile– asgariye indirebilecek kıymet ve önemdedir.

 

1- Receb ayı

 

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zaman, dönüp dolaşıp Allah Teala’nın gökleri ve yeri yarattığı günkü (ilk) hey’etine kavuştu. Yıl, oniki aydır. Bunlardan dördü haram (aylar)dır ki, üçü peşpeşe gelir. (Bunlar) Zülka’de, Zülhicce ve Muharrem’dir. (Dördüncüsü ise) Cumâdâ (Cumâde’l-ûlâ ve Cumâde’l-âhire) ile Şa’ban arasındaki Receb-i Mudar’dır.”[1]

 

Receb ayının “haram aylar” arasında sayılması ona şüphesiz belli bir özellik kazandırmaktadır. Zira Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, doğru hesaptır..”[2]

 

Bu ayette zikredilen “haram aylar”, yukarıdaki hadis-i şerifte açıklanmış ve bunlar meyanında Receb ayı da zikredilmiştir.

 

Bu ayette geçen ve mealini “doğru hesap” olarak verdiğimiz “ed-dînu’l-kayyım” ifadesi hakkında el-Beydâvî ve ez-Zemahşerî şöyle demişlerdir: “Yani bu dört ayın haram ay kılınması “ed-dînu’l-kayyım”dır ki bu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in (ikisine de selam olsun) dinidir. Araplar da bunu o ikisinden tevarüs etmiştir.”[3]

 

İlk dönem müfessirlerinden Katâde ve el-Ferrâ da, yukarıdaki ayetin devamında geçen “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesi hakkında şöyle demişlerdir: “Her ne kadar zulmetmek her zaman için yasaklanmış bir şey ise de, bu ayetteki “o aylar” ifadesinden maksat “haram aylar”dır. Kur’an’da bu aylar özellikle zikredilmekle, bu ayları teşrif ve ta’zim olarak onlarda zulüm yasaklanmıştır.”[4]

 

Keza ez-Zemahşerî, yukarıda zikrettiğimiz “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesinin, haram aylara raci olduğunu söylemiştir.[5]

 

Yine yukarıda ismi geçen Katâde şöyle demiştir: “Haram aylarda amel-i salih işlemenin ecri (diğer aylarda işlenenlere göre) daha büyüktür. Her ne kadar diğer zaman ve durumlarda da zulüm işlemek büyük bir günah ise de, bu aylarda yapılan zulmün günahı daha büyüktür.”[6]

 

“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır…”[7] ayetindeki “haram ay” tabirinden maksadın Receb ayı olduğunu el-Beğavî gibi müfessirler söylemişlerdir.[8]

 

Hasılı yukarıdaki ayette, haram aylara hürmet göstermeye ve bu aylarda günah işlememeye dikkat etmeye teşvik vardır.[9] Receb ayı da bunlardan olduğuna göre, bu aya da hürmet göstermeli, onda günah işlememeye ve ne şekilde ve kime karşı olursa olsun zulmetmemeye dikkat göstermelidir.

 

Receb ayının fazileti hakkında söylenmesi gerekenler bunlardan ibaret değildir. İbn Hacer, “Tebyînu’l-Aceb bimâ Verede fî Fadli Receb” adlı eserinde Receb ayının fazileti ile ilgili rivayetleri bir araya toplamış ve şöyle demiştir: “Receb ayının fazileti ve bu ayın tümünde veya bir kısmında oruç tutma ile ilgili rivayetler, bir kısmı zayıf, diğer kısmı uydurma olmak üzere iki kısımdır.”[10]

 

Enes b. Mâlik (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle derdi: “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”[11] Her ne kadar senedinde zayıflık var ise de bu hadis, Receb ayının fazileti hakkında rivayet edilenler içinde itimada en fazla şayan olandır. İbn Hacer, yukarıda zikrettiğimiz eserinde bu hadisi, Receb ayı hakkında varid olan zayıf rivayetler meyanında zikretmiştir.

 

Halk arasında meşhur olan, “Receb Allah’ın ayıdır; Şaban benim ayımdır; Ramazan ise ümmetimin ayıdır” şeklindeki hadis, el-Hasanu’l-Basrî’nin, aradaki sahabî raviyi atlayarak doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v)’den aktardığı bir rivayettir ki, Hadis Usulü’nde böyle rivayetlere “mürsel” denir. Hadis imamları, el-Hasanu’l-Basrî’nin mürsel rivayetlerinin zayıf olduğunu söylemişlerdir.

 

Aynı hadisin mürsel olmayan bir diğer varyantı daha vardır. Enes b. Mâlik (r.a) kanalıyla gelen bu rivayet de zayıftır.[12]

 

Receb ayına mahsus ibadetler

 

Birtakım takvim yaprakları ve ehil kimseler tarafından yazılmamış olan “Namaz Hocası”, “Dua Kitabı” türünden kitaplar vasıtasıyla halk arasında Receb ayına mahsus namaz, oruç, sadaka ve umre ibadetleri bulunduğunu anlatan birçok rivayete rastlanmaktadır. Şimdi bunların durumlarını ele alalım:

 

Receb ayının ilk gecesi veya herhangi bir gecesi belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler uydurmadır.[13]

 

Regaib ve Miraç gecelerine mahsus ibadetler

 

Receb ayının ilk cuma gecesi –ki “Regaib Kandili” olarak anılmaktadır– belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler arasında da Hz. Peygamber (s.a.v)’den sağlam tariklerle gelen bir rivayet yoktur.[14]

 

Keza Receb ayının 27. gecesi olduğu kabul edilen Miraç gecesi yapılan ibadetler konusundaki rivayetlerin durumu da böyledir. Esasen bu gecenin zamanı hakkında ihtilaf vardır. Bu gecenin Receb’in 27′sinde olduğunu söyleyenlerin yanısıra Rebiü’l-evvel’de, Rebiü’l-âhir’de, Zü’l-hicce’de ve Şevval’de, hatta Ramazan’da olduğu da söylenmiştir. Ulemadan bazıları Receb’in 27′sinde olduğunu söyleyen görüşü kuvvetli bulmuşlardır.[15]

 

Bu geceye mahsus herhangi bir ibadet sahih olarak nakledilmiş değildir. Bununla birlikte el-Leknevî şöyle demiştir: “Şu halde Receb ayının 27. gecesinin ve dahi Miraç hadisesinin vukuu hakkında ileri sürülen diğer gecelerin, çok ibadet edilerek ihya edilmesi müstehaptır. Bu gecenin nasıl ihya edileceği ise kulun isteğine bırakılmıştır. Bu konuda nakledilen hadisler arasında itimada şayan olanı yoktur; bunların hepsi uydurmadır. Aynı şekilde bu geceyi takip eden günün de oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Bu gün tutulacak oruç hakkında gelen rivayetler de sahih değildir…”[16]

 

Aynı şekilde Receb ayında, bu aya mahsus özel bir oruç tutmanın faziletine dair de ne Hz. Peygamber (s.a.v)’den, ne de Sahabe’den (Allah onlardan razı olsun) gelmiş sahih bir rivayet yoktur.[17]

 

Bu konuda sahih olarak Tabiun’un büyüklerinden Ebû Kılâbe’nin şöyle bir sözü nakledilmiştir: “Cennet’te, Receb ayında oruç tutanlara mahsus bir köşk vardır.” el-Beyhakî bu söz hakkında şöyle der: “Ebû Kılâbe Tabiun’un büyüklerindendir ve onun gibi birisi böyle bir sözü, kendisinden öncekilerden gelen bir nakil olmaksızın söylemez.”[18]

 

Bununla birlikte Hz. Peygamber (s.a.v)’den, “haram aylar”da oruç tutmaya teşvik eden sahih rivayetler nakledilmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn Mâce tarafından nakledilen bu rivayetlere istinaden Sahabe ve Selef’ten İbn Ömer (r.a), el-Hasanu’l-Basrî ve Ebû İshak es-Sebî’î gibi bu ayda oruç tutan kimselerin varlığı bilinmektedir.[19]

 

Ancak bu durum, Receb ayının tümünde oruç tutmanın faziletini ifade etmez. Zira Sahabe’den İbn Abbâs ve İbn Ömer (r.anhumâ), Receb ayının bazı günlerinde oruç tutmuş, bazı günlerinde ise tutmamışlardır.[20]

 

Müçtehid İmamlar’dan Ahmed b. Hanbel, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmeyi hoş karşılamamış ve bu aydan bir-iki günü oruçsuz geçirmeyi uygun bulmuştur. İmam eş-Şâfi’î de –Ramazan dışında– sadece Receb ayının baştan sona oruçlu geçirilmesini mekruh saymış ve nafile olarak bu ay yanında –Şaban ayı gibi– bir diğer ayı da oruçlu geçirmeyi teşvik etmiştir.[21] Keza Süfyân es-Sevrî de şöyle demiştir: “Haram aylarda oruç tutmak bana sevimli gelir.”[22]

 

Böylece anlaşılmış olmaktadır ki, doğru olan, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmektense, bir-iki gün oruç tutmamaktır. Eğer bu ayın tümünde oruç tutulacaksa, Şaban ayı veya haram aylar gibi başka aylarda da aynı şekilde bütün ayı oruçlu geçirmek teşvik edilmiştir.

 

Receb ayının, haram ayların en üstünü ve hayır ve bereketlerin anahtarı olduğu, bunun için de bu ayı boş geçirmenin uygun olmadığı belirtilmiştir. Ancak bu ayda tutulacak oruçların ve kılınacak namazların, bu aya mahsus olarak Sünnet’te belirtilmiş ibadetler olmadığı bilinmelidir.

 

2- Şaban ayı

 

Üsâme b. Zeyd (r.a) şöyle demiştir: “Resulullah (s.a.v), Şaban ayında tuttuğu orucu hiçbir ayda tutmadı. Kendisine, “Ya Resulallah! Senin, Şaban ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tutmadığını gördüm” dedim. Şöyle buyurdu: “Şaban, Receb ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’ye yükseldiği aydır. Ben de amelimin (Allah Teala’ya) oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[23]

 

Şaban ayının özelliği hakkındaki bu hadis, bu aya –tıpkı Efendimiz (s.a.v)’in yaptığı gibi– özel bir önem atfetmemiz için yeterlidir. Dolayısıyla bu ayı da ihya etmeye gayret göstermeli ve hadiste işaret edilen gaflete düşmemeliyiz. Peki bu ayı nasıl ihya etmeliyiz?

 

Şaban ayına mahsus ibadetler

 

Hz. Aişe (r.anha) validemiz, -tıpkı yukarıdaki rivayette geçtiği gibi- Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Şaban ayında tuttuğu orucu Ramazan ayı hariç başka bir ayda tutmadığını söylemiştir.[24]

 

Bu ayın 15. gecesi olan Berat gecesi hakkında da sağlam rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan birisinde Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Muhakkak ki Allah Teala Şaban ayının ortası gecesi dünya semasına iner ve Benû Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedinden daha fazla sayıda insanı(n günahlarını) bağışlar.”[25]

 

İbn Mâce’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a)’den rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şaban ayının ortası gecesi olunca gece namaza kalkın, o gecenin gündüzünde de oruç tutun. Zira Allah Teala o gece güneş batınca dünya semasına iner ve ta ki güneş doğana kadar “Bağışlanma dileyen yok mu, mağfiret edeyim? Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim? (Bir derde) mübtela olan yok mu, afiyet vereyim?…” buyurur.”[26]

 

Ayrıca bu konuda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, İbn Ömer, Ebû Sa’lebe, Osman b. Ebi’l-Âs ve Mu’âz b. Cebel (Allah hepsinden razı olsun) gibi sahabîlerden gelen rivayetler de mevcuttur. Her ne kadar bu rivayetlerin bazılarının senedlerinde birtakım kusurlar bulunsa da, tümü bir arada değerlendirildiğinde bu mecmuadan sıhhat hasıl olur.[27] Kaldı ki, bunlar arasında sened itibariyle herhangi bir kusur taşımayanlar, yani sahih olanlar da mevcuttur.[28]

 

Bu gecenin fazileti sebebiyle Tabiun’dan Hâlid b. Ma’dân, Mekhûl ve Lokmân b. Âmir gibi büyük zevat bu geceyi ihya etmeye büyük ehemmiyet verirlerdi.[29] Ancak bu konuda onların davranışını onaylamayıp, bu gecenin ihyasının bid’at olduğunu söyleyenler de vardır. Atâ, İbn Ebî Müleyke ve Hicaz ulemasının ekseriyetinin tutumu böyledir.[30]

 

İbn Receb şöyle der: “Şu halde mü’minin, bu gece Allah Teala’yı zikretmesi, günahlarının bağışlanması, kusurlarının örtülmesi ve sıkıntılarının giderilmesi için dua ile iştigal etmesi ve bunları yapmadan önce tevbe etmesi uygun olur.”[31]

 

el-Leknevî de, yukarıda işaret ettiğimiz hadislerin sıhhat-zaaf durumu hakkında ulemanın ihtilaf ettiğini belirttikten sonra şöyle der: “Bu konuda, İbn Hacer el-Mekkî’nin “el-Îzâh ve’l-Beyân”da ayrıntılarıyla zikrettiği üzere el-Beyhakî ve daha başkaları tarafından nakledilmiş başka rivayetler de mevcuttur. Bu hadisler Hz. Peygamber (s.a.v)’in bu gece ibadet ve duayı artırdığını, kabirleri ziyaret ederek ölüler için dua ettiğini göstermektedir. Bu konudaki kavlî ve fiilî hadislerin toplamından, bu gece çokça ibadet etmenin müstehap olduğu anlaşılır.”[32]

 

Berat gecesine mahsus ibadetler

 

Berat gecesi muhtelif rek’atlarda ve muhtelif sureler okunmak suretiyle kılınacak bazı namazlar olduğu, “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Gunyetu’t-Tâlibîn” ve “Kûtu’l-Kulûb” gibi eserlerde zikredilmiş ise de, hadis otoriteleri bu namazların Sünnet’ten bir esasa dayanmadığını belirtmişlerdir.

 

el-Leknevî bu konuda şöyle der: “Kişi bu gece isterse namaz kılar, isterse diğer ibadetlerle meşgul olur. Ne miktarda ve nasıl namaz kılacağı kişiye bırakılmıştır; yeter ki Hz. Peygamber (s.a.v)’in sarahaten veya işareten men etmediği şekilde olsun.”

 

Daha sonra “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”den, bu gece kılınacak namazın keyfiyeti konusunda bir nakilde bulunur ve şunları söyler: “Daha önce de birkaç kere belirttiğimiz gibi, bu türlü namazların “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Kûtu’l-Kulûb” ve “Gunyetu’t-Tâlibîn” gibi Sufiyye’ye ait kitaplarda zikredilmiş olmasına itibar edilmez. el-Irâkî, “Tahrîcu Ahâdisi’l-İhyâ”da, “Şabanın ortası gecesi namazı hakkındaki rivayet batıldır” demiştir.”[33]

 

el-Leknevî daha sonra da bu geceye mahsus olduğu söylenen muhtelif namazlardan bahseden bir kısım rivayetler zikreder ve bunların aslının olmadığını söyler.

 

Sonuç

 

“Üç aylar” olarak bildiğimiz Receb, Şaban ve Ramazan aylarından, Ramazan ayı ve bu ayda idrak ettiğimiz Kadir gecesi üzerinde ayrıca durmaya gerek görmedik. Zira Ramazan ayının ve Kadir gecesinin fazileti hakkındaki deliller, burada ayrıca bahsetmeye ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve kesindir.

 

Bu sebeple biz burada sadece Receb ve Şaban ayları üzerinde –kısaca– durmaya çalıştık. Vardığımız sonuç odur ki, bu ayların gerek kendileri ve gerekse bu aylarda bulunan bazı gecelere özel bir önem vermenin herhangi bir sakıncası yoktur. Bu aylarda ve onlarda bulunan mübarek gecelerde oruç tutmanın, namaz kılmanın ve sair ibadetlerle meşgul olmanın müstehap olduğunu da görmüş bulunuyoruz. Ancak bunu yaparken, hakkında sahih hadis bulunmayan özel ibadet türlerini, Sünnet’le sabit olmuş gibi değerlendirmemeye dikkat etmek gerekir. Bunlar arasında zayıf bazı rivayetlerde yer alanlarla amel ederken de, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadisle amel edilebileceğini söyleyen ulemanın bu görüşünü iyi kavramak gerekir. Onun için burada bu nokta hakkında da kısa bir malumat arz ederek yazıyı bitirelim:

 

Ulema, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadislerle amel edilebileceğini söylerken şu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini de belirtmişlerdir:

 

1- Bu türlü rivayetlerin Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadisi olarak sabit olmadığını bilmek.

 

2- Rivayetin zaafının şiddetli olmaması. Yani senedinde yalancı veya yalancılıkla itham edilmiş, yahut rivayetlerinde çok hata yapan bir ravinin bulunmaması.

 

3- Zayıf hadise dayanarak amel edilen hususun, Şer’î asıllara aykırı olmaması.[34]

 

Burada şu hususun da bilinmesinde fayda görüyoruz: Zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği konusunda ulema arasında ihtilaf vardır. Bir kısım ulema, zayıf hadisle hiçbir konuda kesinlikle amel edilemeyeceğini, bir kısım ulema, her konuda kesinlikle amel edilebileceğini söylerken, çoğunluğu teşkil eden alimler, helal-haram gibi “ahkâm” konusunda değil de, faziletler konusunda bu türlü hadislerle amel edilebileceğini söylemişlerdir. Ancak burada, yukarıda zikrettiğimiz üç hususun göz önünde bulundurulması gerektiğini de eklemişlerdir.[35]

 

 

 

——————————————————————————–

 

DİPNOTLAR

 

[1] el-Buhârî, “Tefsir”, 9; “Bed’u'l-halk”, 3; Müslim, “Kasâme”, 29; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, V, 37, 73.

 

[2] 9/et-Tevbe, 36.

 

[3] “el-Keşşâf”, II, 261; “Tefsîru’l-Beydâvî” (Şeyhzâde haşiyesi ile birlikte), II, 432.

 

[4] Ebû Hayyân, “el-Bahru’l-Muhît”, V, 415.

 

[5] “el-Keşşâf”, a.y.

 

[6] et-Taberî, “Câmiu’l-Beyân”, VI, 366.

 

[7] 2/el-Bakara, 217.

 

[8] “Tefsîru’l-Beğavî”, I, 190.

 

[9] en-Nâblûsî, “Fedâilu’ş-Şuhûr ve’l-Eyyâm”, 22.

 

[10] Bkz. el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58-9.

 

[11] Ebû Nu’aym, “Hilyetu’l-Evliyâ”da ve ed-Deylemî, “Müsnedu’l-Firdevs”te rivayet etmişlerdir. Ancak isnadında zayıflık vardır. Bkz. el-Münâvî, “Feydu’l-Kadîr”, IV, 18.

 

[12] İbnu’l-Kayyım, “el-Menâru’l-Münîf”, 95.

 

[13] Ali el-Karî, “el-Masnû’”, 259; el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58 vd.; eş-Şevkânî, “el-Fevâidu’l-Mecmû’a”, 47.

 

[14] İbn Receb, “Letâifu’l-Ma’ârif”, 131.

 

[15] el-Kastallânî, “el-Mevâhibu’l-Ledünniyye”, I, 274-5.

 

[16] el-Leknevî, a.g.e., 77.

 

[17] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[18] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[19] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[20] İbn Receb, a.g.e., 132.

 

[21] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[22] İbn Receb, a.g.e., 131.

 

[23] en-Nesâî, “Sıyâm”, 70.

 

[24] el-Buhârî, “Savm”, 39, 53; “Libâs”, 43; “Rikâk”, 18; Müslim, “Müsâfirûn”, 215, 220, 221; “Sıyâm”, 58, 177; et-Tirmizî, “Kuble”, 13; İbn Mâce, “Zühd”, 28; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, II, 231, 350, 496…

 

[25] et-Tirmizî, “Savm”, 38; İbn Mâce, “İkâme”, 191; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, VI, 238.

 

[26] İbn Mâce, “İkâme”, 191.

 

Bu rivayetlerde zikredilen “Allah Teala’nın dünya semasına inmesi” konusu, yukarıdan aşağıya inmek olarak anlaşılmamalıdır. Burada ya Allah Teala’nın, rivayette geçtiği gibi nida eden bir melek göndermesi mecazen anlatılmakta veya Allah Teala’nın, rahmet ve rızık kapılarını sonuna kadar açtığı ifade edilmektedir.

 

[27] İbn Ebî Asım, “Kitâbu’s-Sünne”, 222-4.

 

Bu gecenin fazileti konusunda el-Kevserî merhum da “Makâlât”ında (60-4) müstakil bir makale kaleme almıştır.

 

[28] Bu rivayetlerin topluca zikri için bkz. es-Sehâvî, “el-Ecvibetu’l-Mardıyye”, I, 325 vd.

 

[29] İbn Receb, a.g.e., 152.

 

[30] İbn Receb, a.g.e., 152-3.

 

[31] İbn Receb, a.g.e., 154.

 

[32] el-Leknevî, a.g.e., 81.

 

[33] el-Leknevî, a.g.e., 82.

 

[34] es-Sehâvî, “el-Kavlu’l-Bedî’”, 363 vd.

 

[35] es-Sehâvî, a.g.e., 365.

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=makale&no=10