BİSMİHİ TEALA

Bir toplumda, milli kültürün ve öz değerlerin zayıfla/tıl/mışlığı, öncelikle o toplumun genel görünürlüğü açısından, kıyafetlerinde  kendisini ele verir. Batılılaşmayı, Batı medeniyetine iltica etmeyi “yol” olarak benimseyenler de öncelikle Batı’nın giyim-kuşamına bürünürler.

Zamane gençliğinin kendinden geçmiş, garip kıyafetlerini ve tamamen batı özentisi diken gibi jöleli saçlarını, ne kadar yadırgasak da, insan gözü zamanla kötüye de alışıyor demek ki onlar da artık takılmıyor gözümüze…
Gençlerdeki bu,  iman, ahlak, örf ve gelenek eksikliğinden hasıl olan  gariplikler, aslında bir boşluğun aslıyla değil taklidiyle doldurulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Özelde ailede, genelde ise toplum içinde kendilerine doğru örneği bulamayan ya da bulduğu halde televizyon, internet vs. kitle iletişim araçlarından bir virüs gibi yayılan “Avrupa en iyisidir, onların yaptığı en doğrudur, çağdaşlık ancak Avrupa’lılara benzemekle olur!”türünden telkinlerin etkisiyle bu yabancı fikriyatın peşine takılan gençlik, aslını inkar etmeyen ama olanca gücüyle kendinden olmayana benzemeye çalışan, ne doğuya ne de batıya ait olmayan , arada sıkışıp kalmış bir nesil görüntüsü vermektedir.
 
         Bu değişim, etkileşim ve diğerlerine benzeşme, maalesef, kendine din olarak İslam’ı benimsemiş ve benimsediği dinin emrini yaşamaya çalışan Müslüman kadını da ağına düşürmüştür. Büyük üzüntüyle Müslüman kadının geçirdiği başkalaşım sürecini izlemekteyiz hayatın her alanında…Sokakta, çarşıda, pazarda, düğünlerde, televizyon programlarında, konserlerde(!)

       “Tesettür modası” denilerek,(güya)hem örtülü hem de modern(!) görünmek isteyen “elit” (İslam’da da böyle sınıflar oluşturma derdine düştüler şimdi de)Müslüman hanımlar için, Rus mankenlerin bolca makyaj ve alımlarıyla, düzenlenen tesettür defileleri gün geçtikçe artmaktadır .Tesettür modası adı altında Anadolu’nun muhafazakar ve milliyetçi  ailelerinin kızları , bu modadan etkilenerek, ortaya dini bağlamından kopuk, inanç eksenli tesettürle hiçbir ilgisi olmayan, melez bir giyim kültürü çıkmıştır.  Örtülü(!) dediğimiz kızlarımızın birçoğunda, gerçek manasıyla tesettür nerdeyse kalmamıştır. Örtüyü ya da tesettürü, tek bir renge ya da belli  kalıp bir kıyafete bağlayıp “bunun dışındakiler tesettür değildir” diyenlerden değiliz ama özellikle son zamanlarda artan “Bu ne biçim bir örtünmedir” diye hayretle izlediğimiz, sanki İslam’ın tesettür ve hicap emriyle adeta dalgasını geçen bir tuhaflıkla zaman zaman maskaralığa dönüşen, garip kıyafetler karşısında da üzülüyoruz.

     Belli/ belirgin odaklar tarafından bilinçlice, üstünde oynanan oyunlardan bihaber, derdi sırf güzelleşmek, dikkatleri üstüne çekmek olan örtülü hanımlar tarafından da safiyane bir bilinçsizlikle, tesettürün asıl vermesi gereken mesajı değiş /tiril/ miştir. “Ben Allah’tan korkan bir müslümanım. Kıyafet tercihimle ilan ediyorum ki, yabancı erkeklerin bana bakmasını istemiyorum” diyen bir tesettür anlayışı yerini; gözalıcı renk ve desen armonisi içinde, makyaja uygun başörtüsüyle, daracık ve kısa pardesülerle, ince topuklu, pırlanta taşlı, açık ayakkabılar eşliğinde, cazibe merkezi olmaya aday  bir anlayışa terk etmiştir.

      Oysa ki, Medine’de Yahudi Beni Kaynuka oğullarının, hazmedemedikleri İslam’ın tezahürü olarak  gördükleri ve saldırdıkları ve bunun neticesinde Peygamberimiz’in ve sahabelerin uğruna savaş verdiği örtü , bu değildi.
        Maraş’ta, namahremden korunulmaya çalışılan, Sütçü İmam’ın canından kıymetli görerek canını verdiği örtü , bu değildi.
       Asırlardır dünya üzerindeki İslam topraklarında ve  Osmanlı’da Müslüman kadının örttüğü örtü , bu değildi.
       Nur 31’de, Ahzab 59’da Allah’ın mümine hanımlara emrettiği örtü de , bu değildi.

      .
         Tesettürün asıl amacını (inanın bizden bile daha iyi) bilen İslam düşmanları, tesettürü kökünden yok edemeyeceklerini düşündüklerinden olacak , “bu konuyu nasıl bulandırırız da asıl manasından uzaklaştırabiliriz” i formüle edip “moda, kadına özgürlük, modernlik” yemleriyle, bu konuda yeterli bilgi ve sağlam imani temeli olmayan  müslüman kadını ağlarına düşürmüşler, bunun neticesinde de, maal-esef amaçlarına ulaşmışlardır. Tesettür(!) firmalarının ürün katalogları ve podyumlardan sonra sokaklarda, mahallemizde, en yakınımızda  arz-ı endam etmeye başlayan “örtülü tesettürsüzler”in sayıları arttırmıştır. Ve ne yazık ki gitgide de çoğalmaktadır.

         Halbuki tesettür kadını güzelleştirmek için değil bilakis güzelliğini örtmek için farz kılınmıştır. Şu unutulmamalıdır ki, bir kadın, sırf kendisini güzelleştiriyor, kendisine yakışıyor diye örtünüyorsa , onun başında ayet değil bir bez parçası bulunuyordur. Tek rehber  ve yol gösterici önünde en güzel örnekken, onun düşmanlarının körü körüne takipçisi olmak hiçbir  mümine hanıma yakışmaz. Kendisini Müslüman olarak niteleyen bir hanımın amacı; O’nu Yaradan’ın emrini yerine getirerek rızasını kazanmaksa şayet, bunu en doğru şekilde nasıl yapabileceğini iyi öğrenmesi, şuurlu bir şekilde emre sarılması gerekmektedir. Bu bağlamda, biz müslüman hanımlar olarak öncelikle yapmamız gereken, bize tesettürü emreden Rabbimiz’in, konuyla ilgili bize özel hitaplarını yani hicab ayetlerini tekrar tekrar dikkatle okuyarak, Rabbimizin bizden ne istediğini iyi idrak etmek olacaktır. Zira O’nun emri sadece başımıza bir örtü sarmak değildir.

       Tesettür bir bütün olarak, hicab, iffet, haya vs duygularıyla kuşatılmış “takva elbisesi”yle birlikte yaşanmadığı müddetçe anlamını yitirecek, karşı cenahtakilerin dahi garipsediği, alay ettiği garip (tesettürlü!) kıyafet biçimleri artmaya devam edecektir. Fakat başörtüsüyle birlikte asıl kuşanılması gereken takva elbisesine bürünüldüğünde, zamanın fitnelerinden kurtulup tekrar ayetlere dönüldüğünde ve vahiy hayatın tam ortasına taşındığında ise  kaybetttiğimiz  tesettürün ruhu  geri gelecektir inşAllah.. 

Nesibe Çiğdem
Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Osmanli Padisahlari neden hacca gitmemişlerdir ? Genç Osman’ın öldürülmesinde hacca gitmek istemesinin rolü var mıdır ?

Bu soru çokça sorulmaktadir. Ancak bu sorunun cevaplandirilacagi en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman’in katli olayinda bu sorunun cevabi da verilmistir. Evvela haccin farz olmasinin sartlarini özetleyelim: Müslüman olmak; akilli olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gida ve hem de yol masraflarini karsilayabilecek kadar zengin olmak; haccin farz oldugunu bilmek; yol emniyeti bulunmak.

Bu kisa izahlardan sonra, Osmanli Padisahlarinin neden hacca gitmediklerinin cevabini arayalim :

1) Islâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-i kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açik bir düsman tehlikesi bulunmadigi müddetçe, farz-i ayn olan hacci farz-i kifâye olan cihâda tercih edebilecektir. Cihâd, fert olarak Müslümanlarin hac ibadetine engel olmayacaktir. Bunun tek istisnasi, düsmanin bertaraf edilebilmesi için hacca gidecek Müslümanlara da ihtiyaç olmasidir. Iste bu noktada halife ve sultânlarin hükmü, Müslüman fertlerden farklidir ve onlar için cihâd yani düsmanlarin hücumunu bertaraf ederek Müslümanlarin emniyetini saglamak ve bunun için gerekirse savasmak, farz-i ayndir. Hz. Peygamber’e hangi amelin daha faziletli oldugu soruldugunda, sirasiyla, ALLAH’a ve Peygamberine iman, ALLAH yolunda cihad ve hacc-i mebrûr cevabini vermistir. Sebebi bellidir; Müslümanlarin canini, malini ve namusunu korumak hukukullah da denilen kamu haklarindandir; yani cemiyete ait bir ibadettir. Bazan kamu haklarindan olan bir mesele, sahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Iste burada da durum budur.

Osmanli Padisahlarinin II. Selim’e kadar gelenlerinin tamami, ömürlerinin yarisini ALLAH yolunda cihâd için seferlerde geçirmislerdir. Üzerlerine farz-i ayn olan ve hukukullah mahiyetinde bulunan cihâdi ve nizâm-i âlemin devamini, sahsî farz olan hacca tercih etmeleri için, Seyhülislâmlar fetvâ vermislerdir. II. Bâyezid Amasya’da vali iken hacca gitmeye niyetlenirken, sadrazam ve diger devlet erkâninin imzasi ile gönderilen mektupta, hemen gelip tahta geçmesi gerektigini, hacca gitmeyi halka ve devleti idare etme isi olmayanlara birakmasi icab ettigini tavsiye etmisler; aksi takdirde düsmanin cesaretlenerek Müslümanlara saldirmasina sebep olacagini ikaz eylemislerdir.

Ayni sekilde israrla hacca gitmek isteyen ve bu niyetinin bedelini caniyla ödeyen II. Osman’a, Kayinpederi ve Seyhülislâm olan Es’ad Efendi aynen su fetvâyi vermis ve fikihtaki bu hükmü özetlemistir: “Padisahlara hac lâzim degildir; oturup adl eylemek evlâdir. Câiz ki, bir fitne zuhûr eyleye”. Verilen bu fetvâyi tasdik eden asrinin kutbu Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri de, II. Osman’i fetvâya uymasi için ciddi ikaz eylemistir. Hatta bu meseleden dolayi Padisah’in askeri tahrik ettiniz tarzinda tahkirine hedef olan ve sonradan Seyhülislâmlik makamina gelen Yahya Efendi’nin ifadeleri de tamamen fikhin ölçülerine uygundur:

“Padisahim! Hâsâ ki, ulema duacilariniz eskiyayi tahrik ede. Ancak içten gelerek bu niyetinizi istemezdik. Sebebi budur ki, ecdadiniz etmemisler, bu tarike gitmemisler, günahimiz varsa ol kadarcadir.”

Nitekim halk ve asker arasinda yayilan dedikoduyu özetleyen su cümleler de meseleyi açiklamaktadir:

“Nizâm-i âlem içün padisahlar hacci terk edegelmistir. Düsmanin ortaya çikmasi ve düsmanlarin memleketi karistirma ihtimali var iken, Memâlik-i Mahrûse’yi koyup gitmek hatadir.”.

2) Bazi Islâm hukukçulari, bedeni sihhatli olma sartini açarak, sihhatli olsa bile tutuklu olma veya kendisini hacdan alikoyan zâlim idareciden korkmanin da haccin edâsini engelleyecegini ifade ederken, sultân ve o manadaki devlet yetkililerinin de mahbus yani tutuklu gibi kabul edilecegini; sadece beytülmal disinda kendine ait malindan haccin farz olacagini ve bu özür devam ettigi müddetçe ölünceye kadar hacca gidemeyebilecegini hükme baglamislardir. Günümüzdeki gibi ulasim imkânlarinin gelismedigi ve bir hac görevinin en az üç ay sürecegi bir asirda, Osmanli Padisahlarinin hacca gitmeleri gerektigini düsünmek, Islâm Hukukunu bilmemek olur. Kaldi ki, ömürlerinin yarisini cephede geçiren Padisahlarin, neden Misir’a kadar cihâda gidip de hacca varmadiklari da ileri sürülemez; zira ordunun basinda mücahid bir komutan olarak sefere giden padisahla, kendi sahsî ibadeti için üç ay memleketini yalniz birakan padisah bir tutulamaz. Bunun en müsahhas misâli II. Osman’a karsi askerin ve hatta halkin duydugu tepkidir. Islâm âlimleri, haccin sartlarindan olan yol emniyetini ihlal eden Karamita grubunun isyani sebebiyle, 326/937 tarihinden itibaren 20 yil kadar haccin farz olmadigini, çünkü yollarda anarsi yasanabilecegini ifade etmislerdir.

Özetle Osmanli Padisahlarina dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamistir. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermislerdir. Ayrica Sultân Abdülaziz’in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittigi söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir .

Prof. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanli

BİSMİHİ TEALA

26. Nezir yapmanın hükmü nedir?ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşmaya vesile olacak şeylerde nezretmek caizdir ve onu yerine getirmek farzdır. Fakat haram kılınmış şeylerde bu caiz olmaz ve onu yerine getirmek farz değildir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ

 

Manası: Nezirlerini yerine getirirler… (İnsan/7)

Hadisi Şerif mealen: “Kim ALLAH’a (Celle celalühü) itaat etmeye nezrettiyse O’na itaat etsin ve kim Onun emrinden çıkmaya nezrettiyse O’nun emrinden çıkmasın.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

27. Kadının sesinin avret olmadığına dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفاً

 

Manası: Güzel (ve doğru) söz söyleyin. (Ahzab/32) 

Hadis-i şerif mealen: “Ehnâf bin Kays (radıyallahu anh) dedi ki: ‘Hadisi Ebu Bekir’in Ömer’in Osman’ın ve Ali’nin (radıyallahu anhum) ağızlarından duydum. Fakat onu Aişe’nin (radıyallahu anha) ağzından duyduğum gibi duymadım.’” Bunu Hakim Mustedrak isimli kitabında rivayet etmiştir.

 

Yani Aişe (radıyallahu anha) ilmi ağzına sesi farkedilmesin diye bir şey koymadan öğretirdi

28. Allâh’ın kelam sıfatı hakkında bilgi ver.

ALLAH (Celle celalühü) bizim kelamımıza benzemeyen bir kelamla tekellüm eder. Onun kelamı ne harf ne ses ne de lugattır.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيماً

 

 

Manası: ALLAH Mûsa ile de doğrudan konuştu. (Nisa/164)

İmam Ebu Hanife (radıyallahu anh) Fikhu’l Ebsat adlı kitabında şöyle demiştir: „Ve O tekellüm eder. Fakat bizim kelamımız gibi değil. Biz aletler ve harflerle konuşuruz. ALLAH (Celle celalühü) ise alet ve harfler olmaksızın tekellüm eder.”

29. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى) ne manaya gelir?

İmam Mâlik (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “O Kendini vasıflandırdığı gibi istiva (arapçadaki anlamı itibarıyla) etmiştir ve O’nun hakkında nasıl denilemez. Nasıl denilmesi ise O’nun için sözkonusu olamaz.”

Keyfiyet ise yaratığın sıfatıdır. Oturmak yerleşmek bir mekânda ve yönde bulunmak yaratığın sıfatlarındandır. Kuşayrî de şöyle demiştir:”‘İstiva etmiştir yani himayesi altına almış hakimiyeti altına almış ve kalmasını sağlamıştır.’

ALLAH’ın (Celle celalühü) Arş’ın üzerine oturduğuna inanmak ise caiz değildir. Çünkü bu yahudilerin inancıdır ve ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavlini yalanlamayı içerir:

فَلاَ تَضْرِبُواْ لِلّهِ الأَمْثَالَ

 

Manası: Artık ALLAH’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın (Nahl/74)

İmam Ali (radıyallahu anh) ise şöyle demiştir: “ALLAH (Celle celalühü) Arş’ı kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır ve onu kendisine mekân edinmemiştir.” Bunu Ebu Mansûr El-Bağdâdî rivayet etmiştir.

30. Kader hakkında bilgi ver.

 

Bu Dünya’da hayır ve şer taat ve günah iman ve küfür olarak hasıl olan her şey ALLAH’ın (Celle celalühü)  takdiri dilemesi ve ilmiyledir. Hayır iman ve taat O’nun takdiri sevmesi ve rızasıyladır. Şer günah ve küfüre gelince bunlar ALLAH’ın (Celle celalühü) takdiriyledir. Fakat sevmesi ve rızasıyla değildir. ALLAH’ın (Celle celalühü) sıfatı olan takdiri şerle vasıflandırılamaz.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّا كُلَّ شَىءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

 

Manası: Gerçekten biz her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. (Kamer/49)

Hadisi Şerif mealen: “Her şey kader iledir hatta geri zekâlılık ve zekilik dahi.” Bunu Muslim rivayet etmiştir.

31. Erkeğin ecnebi bir kadınla tokalaşmasının haram olduğuna dair delil nedir?

“Sizlerden birisinin başına bir demirin batırılması kendisine helal olmayan kadınla tokalaşmasından iyidir” mealindeki hadis-i şerif. Bunu Dârakutnî rivayet etmiştir. Ayrıca Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) mealen: “Elin zinası tutmaktır.” diye buyurmuştur. Bunu Buharî rivayet etmiştir.

32. Ölünün üzerine Kuranı kerim okumak hakkında bilgi ver.

Kuran-ı kerim’i ölünün üzerine okumak caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

Manası: Hayır yapın ki kurtulabilesiniz (Hac/77) 

Hadis-i şerif mealen: “Ölülerinizin üzerine Yâsîn okuyun.” Bunu İbni Hibbân rivayet edip sahih olduğunu bildirmiştir.

Bunun caiz ve yararlı oluşu hususunda hak ehlinin icması da vardır. İmam Şafii (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: “Ölünün mezarının yanında Kurandan bir kısmını okumuş olsaydılar iyi olurdu ve Kuranın tümünu okumuş olsaydılar daha iyi olurdu.” Bunu Nevevî (radıyallahu anh) Riyâdu’s-salihîn adlı kitabında nakletmiştir.

33. Ölünün bir başkasının vermiş olduğu sadakasından yararlanmasının mümkün olduğuna dair delil nedir?

“Ademoğlu ölürse ameli üç şey hariç kesilir (bunlar) sadaka i cariye kendisinden yararlanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.” mealindeki hadis-i şerif. Bu demektir ki bunlar Müslümanın sebep olduğu şeylerden olup kendisinden yararlandığı şeylerdendir.

Aynı şekilde ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli de:

وَأَن لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إلامَاسَعَى

 

Manası:İnsan için ancak çalıştığı vardır. (Necm/39)

Yani insan kendi yaptığı hayırdan da yararlanır kendi yaptığı olmayıp kendisine bir başkasının yaptığı ihsanından da üzerine ALLAH’ın (Celle celalühü) lütfetmesiyle yararlanır. Buna verilebilecek örnek cenaze namazıdır. Bu ölünün yapmadığı bir şey olduğu hâlde bundan kendisi yararlanır.

 

 

Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir başkasına dua etmesi örneği de verilebilir. Bu başkasının yapmadığı bir şey olduğu hâlde o bundan yararlanır tıpkı Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ibni Abbas’a (radıyallahu anh) mealen: “Yâ ALLAH (Celle celaluhu) ona hikmeti ve kitabın (Kuran’ın) te’vilini öğret” diye dua ettiğinde söylediği sözü gibi. Bunu Buharî rivayet etmiştir.

34. Kıyam- ı Ramadan namazını 11 rekattan daha fazla olarak kılmanın caiz olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

Manası: Hayır yapın ki kurtulabilesiniz (Hac/77)

Hadis- şerif mealen: “Gece namazı ikişer ikişerdir.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

35. Def kullanmanın caiz olduğuna dair delil nedir?

Şu hadis-i şerif mealen: “Bir kadın Peygamber Efendimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ben nezir yaptım ki eğer ALLAH (Celle celalühü) senin sağ salim olarak geri dönmeni sağlarsa huzurunda def çalacağım.’ demiştir. Efendimiz de mealen: ‘Nezrettiysen nezrini yerine getir.’” Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir.

36. Enbiyânın ve Resûllerin ilki kimdir?

Enbiyânın ve Resûllerin ilki Âdem’dir (aleyhi’s-selam).

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى آدَمَ

 

Manası: ALLAH Âdemi… seçmiştir. (Al-i imran/33) 

Hadis-i şerif mealen: “Âdem (aleyhi’s-selam) ve diğer Enbiyâ Kıyamet gününde benim sancağımın altında olacaklardır.”

37. Peygamberlerde (aleyhimü’s-selatu ve’s-selam) olması zorunlu olan şeyler nelerdir ve onlar hakkında imkânsız olanlar nelerdir?

Peygamberlerin (aleyhimü’s-selatu ve’s-selam) şu sıfatlarla vasıflanmış olmaları zorunludur: Doğruluk eminlik zekilik iffet cesaret ve fasih (açık ve düzgün şekilde) konuşmak. Onlar hakkında peygamberlikten önce ve sonra imkânsız olanlar ise yalan hiyanet rezalet zina ve büyük günahlar ve küfürdür.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَكُلاًّ فضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ

 

Manası: ALLAH Peygamberleri âlemlere üstün kılmıştır. (En’am/86)

Hadis-i şerif mealen: “ALLAH (Celle celalühü) her Peygamberi güzel yüzlü ve güzel sesli olarak göndermiştir.” Bunu Tirmizî rivayet etmiştir.

38.ALLAH’ın (Celle celalühü) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ kavlinin manası nedir?

Bunun manası madde olma ve bir şeye girme veya onda çözünme ALLAH (Celle celalühü) için sözkonusu olamaz. O hâlde ALLAH (Celle celalühü) bir şeye girmekle vasıflanamaz. Hiç bir şey de O’ndan kopmuş değildir Herhangi bir şeyin O’na girdiği de söylenemez. İmam Cafer Es-Sadık (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: “Kim ALLAH’ın (Celle celalühü) bir şeyin içerisinde bulunduğunu veya kendisinin bir şeyden olduğunu veya herhangi bir şeyin üzerinde bulunduğunu ileri sürerse şirke düşmüş olur.”

Bunu Kuşayrî (radıyallahu anh) Kuşayriyye Risalesi’nde rivayet etmiştir.

39. Ezandan sonra Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) salâvât getirmenin caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) ezandan sonra salâvât getirmek caizdir. Bunu haram kılanlara ise aldırış edilmez. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً

 

Manası: ALLAH (Peygamberinin yüceltilmesini ve şerefini artırması anlamında) ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler ona salavat ve selam getirin.
(Ahzab/56)

 

Hadis-i şerif mealen: “Müezzini duyarsanız onun söylediği gibi söyleyin ve bana salâvât getirin.” Bunu Muslim rivayet etmiştir. Ayrıca şu hadis mealen: “Kim beni anarsa salâvât getirsin.” Bunu hadis hafızı Sehavî rivayet etmiştir.

ALLAH’ın (Celle celalühü) Peygamber Efendimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) salat etmesi onun yüceltilmesini ve şerefini artırması anlamına gelir salavat okuması anlamına gelmez çünkü ALLAH (Celle celalühü) dua etmekle vasıflanamaz ve bahsi geçtiği gibi ALLAH’ın (Celle celalühü) kelamı bizim kelamımıza benzemez. Meleklerin ve insanların Peygamber Efendimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) salat etmeleri ise salavat getirmeleri anlamındadır ki bu duadır.

40. Riddet nedir ve kaç kısma ayrılmaktadır?

Riddet müslümanlıktan küfür sebebiyle kopmaktır ve üç kısma ayrılmaktadır: Sözlü riddet örneğin kızgınlık hâlinde dahi olsa ALLAH’a (Celle celalühü) veya Peygamberlere veya İslâm’a sövmek. Fiilî riddet ise örneğin Mushaf’ı çöpe atmak veya Mushaf’a ayakla basmak. Kalbî riddet de örneğin ALLAH’ın (Celle celalühü) cisim veya ruh olduğuna veya Arş’ın üzerinde oturduğuna veya gökte bulunduğuna veya Zatıyla her yerde bulunduğuna veya bir yönde bulunduğuna inanmak.
ALLAH (Celle celaluhu) şöyle buyurmuştur:

وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ

 

Manası:Bir şey söylemediklerine dair ALLAH’a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkar ettiler. (Tevbe/74)

Ayrıca ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

 

لا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلا لِلْقَمَرِ

 

Manası: Güneşe de aya da secde etmeyin. (Fussilet/37)

Hadis-i şerif mealen: “Kul dikkat etmediği öyle bir söz söyler ki bu sebeple doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzun bir mesafeyle Cehennemin içinde düşer”.
Bunu Buharî ve Muslim rivayet etmişlerdir.

41. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem): “Dilersen ALLAH’tan (Celle celalühü)dile yardım dilersen de ALLAH’tan (Celle celalühü) yardım dile.” mealindeki buyurduğu sözde denilmek istenen şey nedir?

Bu demektir ki öncelik bakımından kendisinden istenilecek ve kendisinden yardım istenilecek ALLAH’tır (Celle celalühü). Bu ALLAH’tan (Celle celalühü) başka birisinden bir şey istenilemez veya ALLAH’tan (Celle celalühü) başka birisinden yardım istenilemez anlamına gelmez.

 

 Bu İbn-i Hibbân’ın rivayet ettiği şu hadise benzer mealen: “… ve yemeğini takva sahibinden başkası yemesin.” Yani yedirilmede öncelikli olan takva sahibidir. Bu demek değil ki günahkâr birisine yemek yedirmek haramdır. ALLAH (Celle celalühü) Kuran’da kendilerinde belirli sıfatlar bulunduran müslümanları şu kavlinde methetmiştir:

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِيناً وَيَتِيماً وَأَسِيراً

 

Manası: Onlar yemeği miskine yetime ve esire seve seve yedirirler. (İnsan/8)

Buradaki esir ile denilmek istenen gayrimümindir. Sahih i Buharî ve Müslim’de geçen üç kişi salih amellerinin hürmetine (değeri için) ALLAH’tan (Celle celalühü) çıkamadıkları mağaradan kendilerini kurtarmasını dilemişlerdir. Bunun üzerine ALLAH (Celle celalühü) onların sıkıntılarını gidermiştir.

42. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini ziyaret etmenin erkeklere ve kadınlara caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmek icma ile sünnettir. Bunu Kâdî İyâd ve Nevevî (rahmetullahi aleyhima) nakletmişlerdir.
ALLAH (Celle celalühü)) şöyle buyurmuştur:

وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّاباً رَّحِيماً

 

Manası: Şayet onlar kendilerine karşı zulümde bulunup da ALLAH’ın Resûlü’ne gitseler ve ALLAH’tan af dileseler bir de ALLAH’ın Resûlü onlara af dilese ALLAH onların tevbelerini kabul eder ve onlara rahmet eder. (Nisa/64) 

Hadis-i şerif mealen: “Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim gerekmiştir.” Bunu Dârakutnî rivayet etmiştir. Hadis hafızı Subkî de bunun isnadının kuvvetli olduğunu bildirmiştir.

“Ancak üç mescide yolculuk yapılır.” mealindeki hadis-i şerife gelince bu demektir ki kim bir mescide namaz için yolculuk yapmak istiyorsa o zaman bu üç mescide yolculuk yapmalıdır. Çünkü bu mescidlerde namazın ecri katlanmaktadır. Bu ise farz olduğuna değil mendup olduğuna hamledilir. O hâlde bu hadis namaz için yolculuk yapmakla ilgilidir. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmenin caiz olmadığı anlamına da gelmez.

43. Teberrükün (bereketlenmenin) caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’le ve eserleriyle teberrük etmek caizdir. ALLAH (Celle celalühü) Yûsuf (aleyhi’s-selam) hakkında haber vererek şöyle buyurmuştur:

اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَـذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيراً

 

Manası: Yûsuf şöyle demiştir: “Benim bu gömleğimi götürüp babamın yüzüne temas etmesini sağlayın ki tekrar görsün.” (Yusuf/93)

Hadis-i şerif mealen: “Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) saçlarını taksim edip onları insanların arasında onlarla teberrük etsinler diye dağıtmıştır” Bunu Şeyhân rivayet etmiştir.

44. Kişinin üzerinde Kur’an’ın veya benzeri şeylerin yazılı olup haram kılınmış tılsımların bulunmadığı bir muskayı taşımasının caiz olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءوَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

 

Manası: Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz (İsra/82)

Hadis-i şerif mealen: Abdullâh İbnu Ömer (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir: “Çocuklarımıza Kuran’dan olan ayetleri öğretirdik. Buluğ çağına varmamış olan için de onları (ayetleri) bir kâğıda yazıp onu boynuna asardık.” Bunu Tirmizî rivayet etmiştir.

45. ALLAH’ı (Celle celalühü) cenazelerde zikretmek hakkında bilgi ver.

ALLAH’ı (Celle celalühü) cenazelerde zikretmek hilaf olmaksızın caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْراً كَثِيراً

Manası: Ey iman edenler ALLAH’ı çokça zikredin. (Ahzab/41)

Ayrıca ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلَىجُنُوبِهِمْ

 

Manası: Ayakta otururken ve yanı üzerine uzanırken ALLAH’ı zikredenler. . . (Al-i imran/191)

Hadisi Şerif mealen: “Rasûlullâh (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH’ı (Celle celalühü) bütün hallerinde zikrederdi.” Bunu Muslim rivayet etmiştir.

46. Te’vil hakkında bilgi ver.

Te’vil nassa (Kur’an’da veya hadiste geçen metne) zahiri haricinde kalan bir mana vermektir ki bunu yapmak zahiren ALLAH’ın (Celle celalühü) uzuv olan el ve yüzü olduğunu veya Arş’ın üzerinde oturduğunu veya bir yönde bulunduğunu veya yaratıkların sıfatlarından herhangi bir sıfatla vasıflandığını hayal ettiren ayetlerde ve hadislerde caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ

 

Manası: Onun (Kur’an’ın) te’vilini Allâh ve ilimde derin bilgisi olanlardan başkası bilmez. (Al-i imran/7) 

İbni Abbâs’a (radıyallahu anh) dua edildiği Hadis-i şerif mealen: “Yâ ALLAH (Celle celalühü) Ona hikmeti ve kitabın te’vilini öğret.” Bunu Buharî İbnu Mace ve hadis hafızı İbn’ul Cevzî rivayet etmişlerdir.

47. İmanın salih amellerin kabul olması için şart olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتَ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَـئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ نَقِيراً

 

Manası: Erkek veya kadın olsun mümin olarak salih amel yapanlar cennete girdirilecek ve kendilerine zerre kadar zulüm edilmeyecektir. (Nisa/124)

Hadis-i Şerif mealen: “Amellerin en faziletlisi ALLAH’a ve Resûlü’ne iman etmektir.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

48. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavlinin:
كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ إِلا وَجْهَهُ manası nedir?

İmam Buharî ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli hakkında:
إِلا وَجْهَهُ yani ALLAH’ın (Celle celalühü) hükümranlığı hariç demiştir.

İmam Süfyân Sevrî (radıyallahu anh) de şöyle demiştir:
إِلا وَجْهَهُ yani ALLAH (Celle celalühü) rızasını kazanmak gayesiyle yapılan şeyler hariç yani salih ameller hariç.

49. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ ne mânâdadır?

Müfessir Fahruddin Razî tefsirinde ve Ebu Hayyân Endulûsî (radıyallahu anhuma) El Bahrul Muhît kitabında demişlerdir ki: ‘Gökte olanın . . .’ mealindeki lafızdan denilmek istenen meleklerdir. O hâlde bu ALLAH (Celle celalühü) gökte bulunuyor anlamına gelmez.

 
Manası: Gökte olanın sizin altınızdaki yeri çökertmemesinden emin mi oldunuz. (Mülk/16)

50. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ne mânâdadır?

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) şöyle demiştir: بِأَيْدٍ yani kudretle…” O hâlde buradaki يد yed ile bizdeki uzuv denilmek istenmemiştir. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) bu tür şeylerden münezzehtir.

Manası: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

Bu 50 soru “Müslümanların Akidesi” adlı kitaptan kısaltılarak tercüme edilip alınmıştır.

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)