BİSMİHİ TEALA

Hayatında bölünmeye izin verme.Hayatının tümünü ALLAH (Celle celalühü) için kılmaya çalış.Sahte ilahlar,sahte rabler hayatından çalmasın.

 

ALLAH’ın (Celle celalühü) hak dini islâmdır.Hak olan odur,ölçü odur.Hayatında islâm’dan başka ölçülere açık kapı bırakma.

 

İslâm’ın hayatının her anına denk düşen ilkesinin ne olduğunu öğrenmeye çalış.Ara,gayret et,”Bilmiyorum”a sığınıverme.

 

Her davranışın için Ahirette,ALLAH (Celle celalühü) huzurunda savunabileceğin bir gereKçen bulunsun.Bu gerekçeye gönülden inan.”Acaba kendimi aldatıyor muyum? Nefsim bana yanlışımı güzel mi gösteriyor?” diye sor.

 

ALLAH’ın (Celle celalühü) kalblere aşina olduğunu unutma.Ellerin,gözlerin,kalblerin sırrını bildiğini düşün ve kalbini ALLAH’ın (Celle celalühü) nazAr edeceği hale getir.Kalbini masivalardan temizle,temiz tut.

 

Daima ihsan halinde (ALLAH’ı (Celle celalühü) görüyormuş gibi) yaşa.Onun seni mutlaka görmekte olduğunu unutma.

 

İslâm’a aykıRı herhangi bir davranışı seçmek zorunda kaldığını hissedersen hemen pes etme.Bu zorlama çevrenden,yaşadığın sistemden,eşinden-dostundan,çoluk-çocuğundan,iş hayAtından gelebilir.Hemen pes etme.İslâm’a uygun bie çözüm ara.ALLAH’a (Celle celalühü) sığın,ondan yardım dile.”Rabbim bana senin rızana uygun davranışı göster,onu yapmamı bana kolaylaştır.” diye dua et.Yaşadığın sistemi,çevreni zorla.Senin islâmi bir davranışının onlardan çok daha geçerli,daha doğru,daha güzel olduğunu düşün,egilme. Zahiren aleyhine görünen islâmî bir tercihin ALLAH (Celle celalühü) nezdinde senin için hayırla sonuçlanacağına inan.Her şeyin akîbetini belirleyen ALLAH’tır (Celle celalühü) bunu unutma.

 

Her akşam yatmadan önce günlük muhasebeni yap.Bunun için beş-on dakikanı ayır.Günlük hayatında yaptığın işleri tara.İnsan ilişkilerinden tut,günlük kazancına kadar her şeyi süz.İçerisinden islâma uymayan bir şey çıkarsa,onun için hemen tevbe kapısına sarıl.Bir başkasının hakkına  tecavüz varsa,en yakın zaman da ondan helâllik iste,hatanı gider.Gönül kırdı isen gönül al.Zarar verdiysen tazmin et,gıybet ettiysen af dile.

 Ölümü sakın unutma.Her nefesin yanında bir ölüm meleği bulunabileceğini düşün.Ölümün insanın önüne  bir büyük mahkeme çıkaracağını bil.

 Ahirette sevgili peygamberimizle (Sallallahu aleyhi ve sellem) yüz yüze geldiğimizde onun ümmeti olduğumuzu gönül huzuru içinde söyleyebilecek,utanmak zorunda kalmayacak bir yol tutalım.

 Boğazından geçen lokmanın helal olmasına dikkat et,kazancına dikkat et.Şüpheli şeylerden kaçın.Temiz kazan,mevcud kazancını da temizle.Haram karışmış ise,onu malının içerisinde çıkar at.Bunun için islâm alimlerinin gösterdiği yolları uygula.Haram,kul hakkı karışmış,faiz bulaşmış bir malla ahirete gitme.ALLAH’ın ”Faiz yiyen,kabirden şeytan çarpmış gibi kalkar” tehdidini unutma.Az fakat temiz olan, çok fakat kirli maldan hayırlıdır unutma.

 Namaz müminin hayatını denetleyenbir gözcü gibidir.Beş vakit gelir ve seni temizler.Namaza yardımcı ol.Namaz vakitlerini günlük hayatını sorgulamak için fırsat bil.Namaz kıldığın zaman,vedalaşan kimsenin namazı gibi kıl.Bir daha kılamayacağını tefekkür et.Unutma ki mü’min,birini yaptığı,birini geride bıraktığı iki iyilik arasında ölür. 

 İslâm’la ilgili bilgini geliştirmeye çalıŞ.İlmihalini hemen öğren.İşin ile ilgili islami ilimleri hemen  öğren.Kur’an’a sünnet’e İslâm âlimlerine yakın ol.Onlara sürekli sor.Gönlünü İslam’a hep açık tut.Şeytan gafil anında yakalayıp yanlışı doğru gibi teklin etmesin.

 Çok gülmekten sakın,çünkü,çok gülmek kalbi öldürür.Çok konuşmamaya çalış.Çok konuşmak kalbi öldürür.Fakirleri sev ve onlarla oturup kalk.

 Vakitlere dikkat et,boş vakitlerini malayani ile geçirme.Kalbin daima ALLAH’ın  (Celle celalühü) zikriyle meşgul olsun.Bunu büyükler ”El kârda gönül yarda” Prensibi haline getirmişlerdir.Dolayısıyla gönlün hep yârda olsun.Müslünmanın boş vakti olmaz.

 İslâm konusunda aynı titizliği taşıyan insanlarla birlikte bulunmaya gayret et,onlarla İslâmı yaşama konusunda yardımlaş.Emr’i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker yap.Sana iyiyliği tavsiye edip kötülükten sakındıran olursa bunu bir iyilik gibi değerlendir ve davrAnışlarını yeniden murakâba et.

 Bir günden diğerine islâm borcu bırakma,günü zararla kapatma.İnfak ederek kalbindeki mal sevgisini azalt.Gureba ile Haldeş ol.

 Cihadı (hayatından silip) unutma.Mazlum müslümanları (gerek dualarında gerekse  hayatında) unutma.Dünyanın herhangi bir yerindeki müslümanın acısında sorumlu olduğunu düşün,ümmet terbiyesİni kuşan.

 Sevgili peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) her yaptığını öğrenmeye ve uyğulamaya çalış.Onun ebedi bir önder,güzel bir örnek,bir hayat kılavuzu,bir Cennet rehberi olarak kalbine,ufkuna nakşet.Hep onu izle.

 Kalbini avuçlarının içine al,Halkın içinde utanmadan dolaş.Sana bakan bir müslümanı görsün,Arı,duru ve berrak bir müslümanı.Sakın davranışlarınla İslâma söz getirme.İslâm’ın izzetini ayaklar altıNa aldırma.

 İnsanların kusurlarını araştıran kişi aradığını bulamaz.İnsanoğluna gerekli olan şeylerin başında üç şey gelir:”Başına gelen felaketten yakınmamalı,acı ve kederlerini şuna buna söylememeli,diliyle kendini temize çıkarmaya çalışmamalıdır.

 Başkaları ile meşgul olup da kendini unutanlardan olma,zira bunun zararını onlar değil,sen görürsün.Sana kötülük yapmak suretiyle,ALLAH’a (Celle celalühü) isyan eden kimseye,iyilik yapmak suretiyle ALLAH’a (Celle celalühü) itaat etmekten daha büyük ceza veremezsin.

 

 Ahmaklarla arkadaşlık ve dostluk yapma.Zira ahmak kişi sana yardım edeyim derken seni zarara sokar.Cimri olan kişilerle de arkadaşlık ve dostluk yapma.Zira cimri adam,muhtaç olduğun şeyi,en muhtaç olduğun bir anda senden esirger.

 

 Dilinde konuştukların kalbinde olanlardan olsun.Dükkanın raflarına mal koymaksızın,müşteri çağırmak onu aldatmaktır.Unutma insanlara,ancak islâmdan kazandıklarımızı satabiliriz. 

 

 ”Kişi cennete öylesine yaklaşır ki onunla cennet arasında ancak bir mızrak boyu mesafe kalır.(Tam bu sırada) bir söz sarf ederde cennet,bura ile San’a arası kadar uzaklaşır.” (İbn-i ebi’d- dünya,300)

BİSMİHİ TEALA

Sual: Üç cumayı kılmayan münafık olur mu? Görev gereği gidilmezse günah olur mu?

CEVAP: Hanefi’de Cuma namazının farz olabilmesi için iki şart vardır:

1- Vücub şartları, 2- Eda şartları.

Eda şartlarından biri yoksa, namaz sahih olmaz. Vücub şartları yoksa, sahih olur. Bunların neler olduğu kısaca şu şekildedir:

Vücub şartlarından biri veya birkaçı bulunan erkek, isterse Cuma namazı kılabilir. Yani namazı sahih olur. Kılmazsa günaha girmez.

Özürsüz Cuma kılmayanın, Cuma kılınmadan önce, öğle namazını kılması haramdır. Sonra kılması ise farzdır. Özür ile Cuma kılmayanların, öğle namazını cemaat ile kılmaları mekruhtur.

Cuma namazının eda şartlarından bir veya birkaçı noksan olsa da camiye gitmeli. Yani cemaate gitmek lazımdır. Zaruretsiz salih imamın cumasına gitmeyen münafık sayılır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Mazeretsiz üç Cumayı terk eden münafıklardan yazılır.) [Taberani, Dare Kutni]

(Zaruretsiz arka arkaya üç Cumayı terk edenin kalbini ALLAH (Celle celalühü) mühürler.) [Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, Hâkim]

Kalbi mühürlenmek, iyilik yapmaz hâle gelmektir. Hayır hasenat ve ibadet yapmak ona zor gelir.

Münafıklardan yazılır demek ise, kâfir olur anlamında değildir. Münafık ameli işlemiş olur. Mesela münafık yalan söyler. Yalan münafıklık alametidir. Ama yalan söyleyen münafık, yani kâfir olmaz. Münafık ameli işleyenlerin sonunda küfre düşme ihtimali çoktur. Bunun için bütün haramlardan sakınmaya gayret etmeli, bir mazereti yoksa cumalara gitmelidir. Bir mazeretle Cumaya gidemeyen muhakkak öğle namazını kılmalıdır.

Eda şartları yedidir:

1- Namazı şehirde kılmak. Bugün muhtarı veya jandarması bulunan köyler şehir hükmündedir.

2- Hükümetin izni ile kılmak. Hükümetin tayin ettiği imam, bir başkasını vekil edebilir.

Darülharb sayılan ülkelerde, cemaatin seçeceği imam, Cuma namazını kıldırır. Cumanın kabul olması şüpheli olan yerlerde, Cuma namazının son sünneti ile vaktin sünneti arasında dört rekat Âhır zuhur = Son öğle namazı kılmalıdır.

3- Öğle namazının vaktinde kılmak.

4- Vakit içinde hutbe okumak.

5- Hutbeyi namazdan önce okumak.

6- Cuma namazını cemaat ile kılmaktır. İmamdan başka, Hanefi’de 3, Maliki’de 12, Şafii ve Hanbeli’de 40 erkek gerekir.

7- Cami herkese açık olmak. Kapıyı kilitleyip içerde kılmak caiz olmaz.

Vücub şartları:

Cuma namazının Vücub şartları 9’dur.

1- Mukim olmak, seferi olmamak.

2- Sağlam olmak, hasta olmamak.

3- Hür olmak.

4- Mahpus olmamak. Düşmanın yakalama korkusu olmamak.

5- Âkıl ve bâliğ olmak.

6- Kör olmamak.

7- Yürüyebilmek. Arabası olsa bile felçliye, ayaksıza farz değildir.

8- Erkek olmak. Cuma namazı kadınlara farz değildir.

9- Çok yağmur, kar, fırtına, çamur, çok soğuk olmamak.

Bismillâhirrahmânirrah

 Dinî kültürümüzde “Üç aylar” adıyla yer etmiş bulunan ve geniş halk kitleleri tarafından özel bir hassasiyet gösterilerek çeşitli ibadetlerle ihya edilegelen aylar konusunda öteden beri spekülatif yorumlar yapıldığı herkesin malumu.

 

Bu yazıda, gerek “Üç aylar” geleneğine karşı çıkan bazı çevrelerin, gerekse bu gelenek konusunda aşırı bir hassasiyet gösterdiği ve bu sebeple bazı bid’at tutumlar sergilediği gözlenen kesimlerin birbirine taban tabana zıt olan bu anlayışları konusunda Sünnet-i seniyye’ye ve Selef-i salihin’in davranışına uygun olan orta yolu tebellür ettirmeye çalışacağız.

 

Sözünü ettiğimiz iki zıt tutumdan ilkini benimseyenler, Üç aylar dediğimiz zaman dilimine herhangi bir özellik tanımanın doğru olmadığını, bu zaman diliminde tutulan oruçların, kılınan namazların ve yapılan diğer ibadetlerin tümüyle bid’at olduğunu ileri sürerken, ikinci grup olarak zikrettiğimiz kesimler, Ramazan ayına girene kadar Receb ve Şaban aylarının tamamını oruçla geçirmeyi ve bu iki aya özgü olduğu kanaatiyle bazı namazlar kılmayı adet haline getirmişlerdir. Bu kesimlerden her birinin, zaman zaman diğerini en ağır şekilde suçlayıcı ve itham edici tavırlar sergilediği de görülmektedir.

 

Bu iki zıt tutumun denge noktasında buluşmasının, muhakkık ulemamızın tercih ettiği görüşlerin esas alınmasıyla mümkün olduğunu düşünüyoruz.

 

Burada hemen bir noktayı belirtelim ki, bu konuyu işlerken özellikle başvuracağımız kaynaklar, diğer Hadis otoriteleri yanında es-Suyûtî, Ali el-Karî, Abdülganî en-Nâblusî, el-Münâvî ve Abdülhayy el-Leknevî gibi Tasavvuf ehli hadis alimlerinin kitapları olacaktır. Bunun sebebi şudur: Tasavvuf ehli ile Hadis alimleri arasında mevcut bulunan ve meşrep farklılığından kaynaklanan görüş ayrılıkları, ihtilaflı meseleler hakkında bu iki zümrenin birbirini taassuba düşmekle ve tarafgirlik yapmakla suçlamasına yol açmakta ve her iki tarafı tatmin edecek orta yol bulunamamaktadır. Bu bakımdan yukarıda isimlerini verdiğimiz Tasavvuf ehli Hadis alimlerinin, bu iki zümre arasındaki ihtilaflı meselelerde verdikleri hükümler objektiflik kriterlerine daha uygun ve insaf ölçülerine daha riayetkâr olması hasebiyle, işaret ettiğimiz ihtilafları –ortadan tamamen kaldıramasa bile– asgariye indirebilecek kıymet ve önemdedir.

 

1- Receb ayı

 

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zaman, dönüp dolaşıp Allah Teala’nın gökleri ve yeri yarattığı günkü (ilk) hey’etine kavuştu. Yıl, oniki aydır. Bunlardan dördü haram (aylar)dır ki, üçü peşpeşe gelir. (Bunlar) Zülka’de, Zülhicce ve Muharrem’dir. (Dördüncüsü ise) Cumâdâ (Cumâde’l-ûlâ ve Cumâde’l-âhire) ile Şa’ban arasındaki Receb-i Mudar’dır.”[1]

 

Receb ayının “haram aylar” arasında sayılması ona şüphesiz belli bir özellik kazandırmaktadır. Zira Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, doğru hesaptır..”[2]

 

Bu ayette zikredilen “haram aylar”, yukarıdaki hadis-i şerifte açıklanmış ve bunlar meyanında Receb ayı da zikredilmiştir.

 

Bu ayette geçen ve mealini “doğru hesap” olarak verdiğimiz “ed-dînu’l-kayyım” ifadesi hakkında el-Beydâvî ve ez-Zemahşerî şöyle demişlerdir: “Yani bu dört ayın haram ay kılınması “ed-dînu’l-kayyım”dır ki bu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in (ikisine de selam olsun) dinidir. Araplar da bunu o ikisinden tevarüs etmiştir.”[3]

 

İlk dönem müfessirlerinden Katâde ve el-Ferrâ da, yukarıdaki ayetin devamında geçen “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesi hakkında şöyle demişlerdir: “Her ne kadar zulmetmek her zaman için yasaklanmış bir şey ise de, bu ayetteki “o aylar” ifadesinden maksat “haram aylar”dır. Kur’an’da bu aylar özellikle zikredilmekle, bu ayları teşrif ve ta’zim olarak onlarda zulüm yasaklanmıştır.”[4]

 

Keza ez-Zemahşerî, yukarıda zikrettiğimiz “Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin” ifadesinin, haram aylara raci olduğunu söylemiştir.[5]

 

Yine yukarıda ismi geçen Katâde şöyle demiştir: “Haram aylarda amel-i salih işlemenin ecri (diğer aylarda işlenenlere göre) daha büyüktür. Her ne kadar diğer zaman ve durumlarda da zulüm işlemek büyük bir günah ise de, bu aylarda yapılan zulmün günahı daha büyüktür.”[6]

 

“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır…”[7] ayetindeki “haram ay” tabirinden maksadın Receb ayı olduğunu el-Beğavî gibi müfessirler söylemişlerdir.[8]

 

Hasılı yukarıdaki ayette, haram aylara hürmet göstermeye ve bu aylarda günah işlememeye dikkat etmeye teşvik vardır.[9] Receb ayı da bunlardan olduğuna göre, bu aya da hürmet göstermeli, onda günah işlememeye ve ne şekilde ve kime karşı olursa olsun zulmetmemeye dikkat göstermelidir.

 

Receb ayının fazileti hakkında söylenmesi gerekenler bunlardan ibaret değildir. İbn Hacer, “Tebyînu’l-Aceb bimâ Verede fî Fadli Receb” adlı eserinde Receb ayının fazileti ile ilgili rivayetleri bir araya toplamış ve şöyle demiştir: “Receb ayının fazileti ve bu ayın tümünde veya bir kısmında oruç tutma ile ilgili rivayetler, bir kısmı zayıf, diğer kısmı uydurma olmak üzere iki kısımdır.”[10]

 

Enes b. Mâlik (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle derdi: “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”[11] Her ne kadar senedinde zayıflık var ise de bu hadis, Receb ayının fazileti hakkında rivayet edilenler içinde itimada en fazla şayan olandır. İbn Hacer, yukarıda zikrettiğimiz eserinde bu hadisi, Receb ayı hakkında varid olan zayıf rivayetler meyanında zikretmiştir.

 

Halk arasında meşhur olan, “Receb Allah’ın ayıdır; Şaban benim ayımdır; Ramazan ise ümmetimin ayıdır” şeklindeki hadis, el-Hasanu’l-Basrî’nin, aradaki sahabî raviyi atlayarak doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v)’den aktardığı bir rivayettir ki, Hadis Usulü’nde böyle rivayetlere “mürsel” denir. Hadis imamları, el-Hasanu’l-Basrî’nin mürsel rivayetlerinin zayıf olduğunu söylemişlerdir.

 

Aynı hadisin mürsel olmayan bir diğer varyantı daha vardır. Enes b. Mâlik (r.a) kanalıyla gelen bu rivayet de zayıftır.[12]

 

Receb ayına mahsus ibadetler

 

Birtakım takvim yaprakları ve ehil kimseler tarafından yazılmamış olan “Namaz Hocası”, “Dua Kitabı” türünden kitaplar vasıtasıyla halk arasında Receb ayına mahsus namaz, oruç, sadaka ve umre ibadetleri bulunduğunu anlatan birçok rivayete rastlanmaktadır. Şimdi bunların durumlarını ele alalım:

 

Receb ayının ilk gecesi veya herhangi bir gecesi belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler uydurmadır.[13]

 

Regaib ve Miraç gecelerine mahsus ibadetler

 

Receb ayının ilk cuma gecesi –ki “Regaib Kandili” olarak anılmaktadır– belli bir namaz kılmaya teşvik eden hadisler arasında da Hz. Peygamber (s.a.v)’den sağlam tariklerle gelen bir rivayet yoktur.[14]

 

Keza Receb ayının 27. gecesi olduğu kabul edilen Miraç gecesi yapılan ibadetler konusundaki rivayetlerin durumu da böyledir. Esasen bu gecenin zamanı hakkında ihtilaf vardır. Bu gecenin Receb’in 27′sinde olduğunu söyleyenlerin yanısıra Rebiü’l-evvel’de, Rebiü’l-âhir’de, Zü’l-hicce’de ve Şevval’de, hatta Ramazan’da olduğu da söylenmiştir. Ulemadan bazıları Receb’in 27′sinde olduğunu söyleyen görüşü kuvvetli bulmuşlardır.[15]

 

Bu geceye mahsus herhangi bir ibadet sahih olarak nakledilmiş değildir. Bununla birlikte el-Leknevî şöyle demiştir: “Şu halde Receb ayının 27. gecesinin ve dahi Miraç hadisesinin vukuu hakkında ileri sürülen diğer gecelerin, çok ibadet edilerek ihya edilmesi müstehaptır. Bu gecenin nasıl ihya edileceği ise kulun isteğine bırakılmıştır. Bu konuda nakledilen hadisler arasında itimada şayan olanı yoktur; bunların hepsi uydurmadır. Aynı şekilde bu geceyi takip eden günün de oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Bu gün tutulacak oruç hakkında gelen rivayetler de sahih değildir…”[16]

 

Aynı şekilde Receb ayında, bu aya mahsus özel bir oruç tutmanın faziletine dair de ne Hz. Peygamber (s.a.v)’den, ne de Sahabe’den (Allah onlardan razı olsun) gelmiş sahih bir rivayet yoktur.[17]

 

Bu konuda sahih olarak Tabiun’un büyüklerinden Ebû Kılâbe’nin şöyle bir sözü nakledilmiştir: “Cennet’te, Receb ayında oruç tutanlara mahsus bir köşk vardır.” el-Beyhakî bu söz hakkında şöyle der: “Ebû Kılâbe Tabiun’un büyüklerindendir ve onun gibi birisi böyle bir sözü, kendisinden öncekilerden gelen bir nakil olmaksızın söylemez.”[18]

 

Bununla birlikte Hz. Peygamber (s.a.v)’den, “haram aylar”da oruç tutmaya teşvik eden sahih rivayetler nakledilmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn Mâce tarafından nakledilen bu rivayetlere istinaden Sahabe ve Selef’ten İbn Ömer (r.a), el-Hasanu’l-Basrî ve Ebû İshak es-Sebî’î gibi bu ayda oruç tutan kimselerin varlığı bilinmektedir.[19]

 

Ancak bu durum, Receb ayının tümünde oruç tutmanın faziletini ifade etmez. Zira Sahabe’den İbn Abbâs ve İbn Ömer (r.anhumâ), Receb ayının bazı günlerinde oruç tutmuş, bazı günlerinde ise tutmamışlardır.[20]

 

Müçtehid İmamlar’dan Ahmed b. Hanbel, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmeyi hoş karşılamamış ve bu aydan bir-iki günü oruçsuz geçirmeyi uygun bulmuştur. İmam eş-Şâfi’î de –Ramazan dışında– sadece Receb ayının baştan sona oruçlu geçirilmesini mekruh saymış ve nafile olarak bu ay yanında –Şaban ayı gibi– bir diğer ayı da oruçlu geçirmeyi teşvik etmiştir.[21] Keza Süfyân es-Sevrî de şöyle demiştir: “Haram aylarda oruç tutmak bana sevimli gelir.”[22]

 

Böylece anlaşılmış olmaktadır ki, doğru olan, Receb ayının tümünü oruçlu geçirmektense, bir-iki gün oruç tutmamaktır. Eğer bu ayın tümünde oruç tutulacaksa, Şaban ayı veya haram aylar gibi başka aylarda da aynı şekilde bütün ayı oruçlu geçirmek teşvik edilmiştir.

 

Receb ayının, haram ayların en üstünü ve hayır ve bereketlerin anahtarı olduğu, bunun için de bu ayı boş geçirmenin uygun olmadığı belirtilmiştir. Ancak bu ayda tutulacak oruçların ve kılınacak namazların, bu aya mahsus olarak Sünnet’te belirtilmiş ibadetler olmadığı bilinmelidir.

 

2- Şaban ayı

 

Üsâme b. Zeyd (r.a) şöyle demiştir: “Resulullah (s.a.v), Şaban ayında tuttuğu orucu hiçbir ayda tutmadı. Kendisine, “Ya Resulallah! Senin, Şaban ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tutmadığını gördüm” dedim. Şöyle buyurdu: “Şaban, Receb ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’ye yükseldiği aydır. Ben de amelimin (Allah Teala’ya) oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[23]

 

Şaban ayının özelliği hakkındaki bu hadis, bu aya –tıpkı Efendimiz (s.a.v)’in yaptığı gibi– özel bir önem atfetmemiz için yeterlidir. Dolayısıyla bu ayı da ihya etmeye gayret göstermeli ve hadiste işaret edilen gaflete düşmemeliyiz. Peki bu ayı nasıl ihya etmeliyiz?

 

Şaban ayına mahsus ibadetler

 

Hz. Aişe (r.anha) validemiz, -tıpkı yukarıdaki rivayette geçtiği gibi- Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Şaban ayında tuttuğu orucu Ramazan ayı hariç başka bir ayda tutmadığını söylemiştir.[24]

 

Bu ayın 15. gecesi olan Berat gecesi hakkında da sağlam rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan birisinde Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Muhakkak ki Allah Teala Şaban ayının ortası gecesi dünya semasına iner ve Benû Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedinden daha fazla sayıda insanı(n günahlarını) bağışlar.”[25]

 

İbn Mâce’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a)’den rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şaban ayının ortası gecesi olunca gece namaza kalkın, o gecenin gündüzünde de oruç tutun. Zira Allah Teala o gece güneş batınca dünya semasına iner ve ta ki güneş doğana kadar “Bağışlanma dileyen yok mu, mağfiret edeyim? Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim? (Bir derde) mübtela olan yok mu, afiyet vereyim?…” buyurur.”[26]

 

Ayrıca bu konuda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, İbn Ömer, Ebû Sa’lebe, Osman b. Ebi’l-Âs ve Mu’âz b. Cebel (Allah hepsinden razı olsun) gibi sahabîlerden gelen rivayetler de mevcuttur. Her ne kadar bu rivayetlerin bazılarının senedlerinde birtakım kusurlar bulunsa da, tümü bir arada değerlendirildiğinde bu mecmuadan sıhhat hasıl olur.[27] Kaldı ki, bunlar arasında sened itibariyle herhangi bir kusur taşımayanlar, yani sahih olanlar da mevcuttur.[28]

 

Bu gecenin fazileti sebebiyle Tabiun’dan Hâlid b. Ma’dân, Mekhûl ve Lokmân b. Âmir gibi büyük zevat bu geceyi ihya etmeye büyük ehemmiyet verirlerdi.[29] Ancak bu konuda onların davranışını onaylamayıp, bu gecenin ihyasının bid’at olduğunu söyleyenler de vardır. Atâ, İbn Ebî Müleyke ve Hicaz ulemasının ekseriyetinin tutumu böyledir.[30]

 

İbn Receb şöyle der: “Şu halde mü’minin, bu gece Allah Teala’yı zikretmesi, günahlarının bağışlanması, kusurlarının örtülmesi ve sıkıntılarının giderilmesi için dua ile iştigal etmesi ve bunları yapmadan önce tevbe etmesi uygun olur.”[31]

 

el-Leknevî de, yukarıda işaret ettiğimiz hadislerin sıhhat-zaaf durumu hakkında ulemanın ihtilaf ettiğini belirttikten sonra şöyle der: “Bu konuda, İbn Hacer el-Mekkî’nin “el-Îzâh ve’l-Beyân”da ayrıntılarıyla zikrettiği üzere el-Beyhakî ve daha başkaları tarafından nakledilmiş başka rivayetler de mevcuttur. Bu hadisler Hz. Peygamber (s.a.v)’in bu gece ibadet ve duayı artırdığını, kabirleri ziyaret ederek ölüler için dua ettiğini göstermektedir. Bu konudaki kavlî ve fiilî hadislerin toplamından, bu gece çokça ibadet etmenin müstehap olduğu anlaşılır.”[32]

 

Berat gecesine mahsus ibadetler

 

Berat gecesi muhtelif rek’atlarda ve muhtelif sureler okunmak suretiyle kılınacak bazı namazlar olduğu, “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Gunyetu’t-Tâlibîn” ve “Kûtu’l-Kulûb” gibi eserlerde zikredilmiş ise de, hadis otoriteleri bu namazların Sünnet’ten bir esasa dayanmadığını belirtmişlerdir.

 

el-Leknevî bu konuda şöyle der: “Kişi bu gece isterse namaz kılar, isterse diğer ibadetlerle meşgul olur. Ne miktarda ve nasıl namaz kılacağı kişiye bırakılmıştır; yeter ki Hz. Peygamber (s.a.v)’in sarahaten veya işareten men etmediği şekilde olsun.”

 

Daha sonra “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”den, bu gece kılınacak namazın keyfiyeti konusunda bir nakilde bulunur ve şunları söyler: “Daha önce de birkaç kere belirttiğimiz gibi, bu türlü namazların “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, “Kûtu’l-Kulûb” ve “Gunyetu’t-Tâlibîn” gibi Sufiyye’ye ait kitaplarda zikredilmiş olmasına itibar edilmez. el-Irâkî, “Tahrîcu Ahâdisi’l-İhyâ”da, “Şabanın ortası gecesi namazı hakkındaki rivayet batıldır” demiştir.”[33]

 

el-Leknevî daha sonra da bu geceye mahsus olduğu söylenen muhtelif namazlardan bahseden bir kısım rivayetler zikreder ve bunların aslının olmadığını söyler.

 

Sonuç

 

“Üç aylar” olarak bildiğimiz Receb, Şaban ve Ramazan aylarından, Ramazan ayı ve bu ayda idrak ettiğimiz Kadir gecesi üzerinde ayrıca durmaya gerek görmedik. Zira Ramazan ayının ve Kadir gecesinin fazileti hakkındaki deliller, burada ayrıca bahsetmeye ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve kesindir.

 

Bu sebeple biz burada sadece Receb ve Şaban ayları üzerinde –kısaca– durmaya çalıştık. Vardığımız sonuç odur ki, bu ayların gerek kendileri ve gerekse bu aylarda bulunan bazı gecelere özel bir önem vermenin herhangi bir sakıncası yoktur. Bu aylarda ve onlarda bulunan mübarek gecelerde oruç tutmanın, namaz kılmanın ve sair ibadetlerle meşgul olmanın müstehap olduğunu da görmüş bulunuyoruz. Ancak bunu yaparken, hakkında sahih hadis bulunmayan özel ibadet türlerini, Sünnet’le sabit olmuş gibi değerlendirmemeye dikkat etmek gerekir. Bunlar arasında zayıf bazı rivayetlerde yer alanlarla amel ederken de, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadisle amel edilebileceğini söyleyen ulemanın bu görüşünü iyi kavramak gerekir. Onun için burada bu nokta hakkında da kısa bir malumat arz ederek yazıyı bitirelim:

 

Ulema, amellerin faziletleri konusunda zayıf hadislerle amel edilebileceğini söylerken şu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini de belirtmişlerdir:

 

1- Bu türlü rivayetlerin Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadisi olarak sabit olmadığını bilmek.

 

2- Rivayetin zaafının şiddetli olmaması. Yani senedinde yalancı veya yalancılıkla itham edilmiş, yahut rivayetlerinde çok hata yapan bir ravinin bulunmaması.

 

3- Zayıf hadise dayanarak amel edilen hususun, Şer’î asıllara aykırı olmaması.[34]

 

Burada şu hususun da bilinmesinde fayda görüyoruz: Zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği konusunda ulema arasında ihtilaf vardır. Bir kısım ulema, zayıf hadisle hiçbir konuda kesinlikle amel edilemeyeceğini, bir kısım ulema, her konuda kesinlikle amel edilebileceğini söylerken, çoğunluğu teşkil eden alimler, helal-haram gibi “ahkâm” konusunda değil de, faziletler konusunda bu türlü hadislerle amel edilebileceğini söylemişlerdir. Ancak burada, yukarıda zikrettiğimiz üç hususun göz önünde bulundurulması gerektiğini de eklemişlerdir.[35]

 

 

 

——————————————————————————–

 

DİPNOTLAR

 

[1] el-Buhârî, “Tefsir”, 9; “Bed’u'l-halk”, 3; Müslim, “Kasâme”, 29; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, V, 37, 73.

 

[2] 9/et-Tevbe, 36.

 

[3] “el-Keşşâf”, II, 261; “Tefsîru’l-Beydâvî” (Şeyhzâde haşiyesi ile birlikte), II, 432.

 

[4] Ebû Hayyân, “el-Bahru’l-Muhît”, V, 415.

 

[5] “el-Keşşâf”, a.y.

 

[6] et-Taberî, “Câmiu’l-Beyân”, VI, 366.

 

[7] 2/el-Bakara, 217.

 

[8] “Tefsîru’l-Beğavî”, I, 190.

 

[9] en-Nâblûsî, “Fedâilu’ş-Şuhûr ve’l-Eyyâm”, 22.

 

[10] Bkz. el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58-9.

 

[11] Ebû Nu’aym, “Hilyetu’l-Evliyâ”da ve ed-Deylemî, “Müsnedu’l-Firdevs”te rivayet etmişlerdir. Ancak isnadında zayıflık vardır. Bkz. el-Münâvî, “Feydu’l-Kadîr”, IV, 18.

 

[12] İbnu’l-Kayyım, “el-Menâru’l-Münîf”, 95.

 

[13] Ali el-Karî, “el-Masnû’”, 259; el-Leknevî, “el-Âsâru’l-Merfû’a”, 58 vd.; eş-Şevkânî, “el-Fevâidu’l-Mecmû’a”, 47.

 

[14] İbn Receb, “Letâifu’l-Ma’ârif”, 131.

 

[15] el-Kastallânî, “el-Mevâhibu’l-Ledünniyye”, I, 274-5.

 

[16] el-Leknevî, a.g.e., 77.

 

[17] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[18] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[19] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[20] İbn Receb, a.g.e., 132.

 

[21] İbn Receb, a.g.e., a.y.

 

[22] İbn Receb, a.g.e., 131.

 

[23] en-Nesâî, “Sıyâm”, 70.

 

[24] el-Buhârî, “Savm”, 39, 53; “Libâs”, 43; “Rikâk”, 18; Müslim, “Müsâfirûn”, 215, 220, 221; “Sıyâm”, 58, 177; et-Tirmizî, “Kuble”, 13; İbn Mâce, “Zühd”, 28; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, II, 231, 350, 496…

 

[25] et-Tirmizî, “Savm”, 38; İbn Mâce, “İkâme”, 191; Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned”, VI, 238.

 

[26] İbn Mâce, “İkâme”, 191.

 

Bu rivayetlerde zikredilen “Allah Teala’nın dünya semasına inmesi” konusu, yukarıdan aşağıya inmek olarak anlaşılmamalıdır. Burada ya Allah Teala’nın, rivayette geçtiği gibi nida eden bir melek göndermesi mecazen anlatılmakta veya Allah Teala’nın, rahmet ve rızık kapılarını sonuna kadar açtığı ifade edilmektedir.

 

[27] İbn Ebî Asım, “Kitâbu’s-Sünne”, 222-4.

 

Bu gecenin fazileti konusunda el-Kevserî merhum da “Makâlât”ında (60-4) müstakil bir makale kaleme almıştır.

 

[28] Bu rivayetlerin topluca zikri için bkz. es-Sehâvî, “el-Ecvibetu’l-Mardıyye”, I, 325 vd.

 

[29] İbn Receb, a.g.e., 152.

 

[30] İbn Receb, a.g.e., 152-3.

 

[31] İbn Receb, a.g.e., 154.

 

[32] el-Leknevî, a.g.e., 81.

 

[33] el-Leknevî, a.g.e., 82.

 

[34] es-Sehâvî, “el-Kavlu’l-Bedî’”, 363 vd.

 

[35] es-Sehâvî, a.g.e., 365.

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=makale&no=10