BİSMİHİ TEALA

 Kelbî’nin (radıyallahu anh) rivayeti üzerine (İsa (Aleyhi’s-selâm) ile Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)  arasında) dört peygamber geldi.

Üçü İsrail oğullanndandı.

Biride araplardandı…

Araplardan gönderilen peygamber Hâlİd bin Sinan el-Absî’dir (aleyhi’s-selâm) (Irşadü- Akli’s-Selim ilâ Mezâyâ’1-Kur’ân-ı kerim (Ebû Suûd Tefsiri) c. 3, s. 22)

Denildi ki:

İsa’dan (aleyhi’s-selâm) sonra Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerine kadar hiçbir peygamber gönderilmedi. Münasip (ve sahih) olan da budur. ( Irşadü- Aklis-Selim ilâ Mezâyâ’l-Kur’ân-ı kerim (Ebû Suûd Tefsiri) c. 3, s. 22)

 

 Zira siâ “fetret” kelimesindeki tenvin, tefhîm mana­sınadır.

Tefhîm makamına da layık olan, (tam bir fetret olup) in­sanların o bir peygambere tam ve kemâl derecesinde muhtaç olmalarından sonra Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerinin onlara bir minnet (ve bir nimet) olarak gönderilmesi makamına layık olan tam fetrettir.

İsa’dan (aleyhi’s-selâm) ve vahyin kesilmesinden sonra uzun bir zamanın geçmesi sebebiyle (insanlığın) vahyi ve Efendi­miz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerinin gönderilmesini ALLAH (Celle celalühü)  tarafından büyük bir nimet olarak saymaları ve kabul etmeleri içindir…

ALLAH (Celle celalühü) rahmet kapısını açtı. (Vahiy ve Efen­dimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerinin gönderilme) hüccetiyle onları ilzam etti.

Yarın (kıyamet gününde) gafletlerinden dolayı itiraz edip, kendi aralarından kendilerine bir peygamberin gönderilmediğini bahane etmesinler ve böyle bir illete sarılmasınlar, diye ALLAH (Celle celalühü) haz­retleri Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerini gönderdi. İrşâd’ta da böyle­dir. (Ebû Suûd Teftin: c. 3, s. 22)

Hadis-i şerifte buyuruldu:

-”İnsanların içinden Meryem oğlu İsa’ya (aleyhi’s-selam) en yakın olan be­nim! Muhakkak ki benimle onun arasında hiçbir peygamber yok­tur.” (Buhârî: 3186, Müslim: 4360)

Ibn-i Melek (rahmetullahi aleyh) buyurdular:

Bu hadis-i şerif, “Havariler, İsa’dan (aleyhi’s-selâm) sonra pey­gamberler idi…” diyen kişinin sözlerini bâtıl kılar, (lbni Melek’in (rahmetullahi aleyh) sözleri) bitti. (İsmail Hakkı Bursevi Ruhu’l Beyan Tefsiri 6/396-397)

Ağu-21-08

Elfâz-ı Küfür

BİSMİHİ TEALA

İslâmiyet, müntesiplerinin bütün bir hayatları boyunca ister itikadı, ister ameli bakımdan dikkat etmeleri lâzım gelen hükümleri açıklamıştır. Ve bu hükümlerin bazıları riayet edilmeleri veya edilmemeleri sebebiyle müslümanı MÜRTED; bir diğer ifadesiyle KÂFİR kılacak mahiyettedir. Onun için müslüman, hayatı devam ettiği müddetçe sözlerine ve hareketlerine mayınlı bir tarlada dolaşıyormuşçasına dikkat etmelidir. Ama bunun için de inanmış olduğu esasları en azından sathî, icmâlî olarak da olsa bilmek mecburiyetindedir. Zira İslâm Hukuku’na göre CEHALET MAZERET SAYILMAZ.

1) İMAN ESASLARI İLE ALÂKALI KÜFÜR SÖZLERİ:

a) ALLAH (Celle celalühü) Hakkında:

ALLAH’ı (Celle celalühü) büyüklüğüne ve ulûhiyetine uygun olmayan bir şekilde vasıflamak, isim veya emirlerinden biriyle alay etmek, hafife almak, ALLAH’ı (Celle celalühü) yarattıklarına benzetmek, ALLAH (Celle celalühü) şunu bilir de bunu bilmez, burada ALLAH’ın (Celle celalühü) hükmü geçmez, buranın ALLAH’ı (Celle celalühü) benim, falan ALLAH’ın (Celle celalühü) unuttuğu insanlardandır, falan yer ALLAH’ın (Celle celalühü) unuttuğu yerlerdendir, şu insanı ALLAH (Celle celalühü) niye yarattı bilmem ki, ALLAH (Celle celalühü) şuna verdiği canı alamıyor, şu işi ALLAH (Celle celalühü) bile emretse yapmam, ALLAH (Celle celalühü) beni niye yarattı ki, zira dünyada hiçbir şey vermedi, ALLAH (Celle celalühü) cimridir, ALLAH’tan (Celle celalühü) korkmuyorum, … vb. sözleri söylemek küfürdür.

 

b) Peygamberler Hakkında

Peygamberlik müessesesini toptan inkâr etmek, peygamberlerin bazısını kabul edip, bazısını inkâr etmek, onlara ulûhiyet isnadında bulunmak, peygamberlerin yalan söyleyebileceğinin mümkün olduğuna inanmak, tevatüren menkul mucizeleri inkâr etmek, onlara sövmek, zina isnadında bulunmak, alay etmek, hafife almak, mesela-, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) için hakaret kasdıyla “O bir çobandı” demek, şunu Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) bile emretseydi yapmazdım, falan Peygamber olsaydı itaat etmezdim, … vb. demek küfürdür.

c) Melekler Hakkında:

Meleklerin mevcudiyetine inanmamak, onlarla alay etmek, mesela; “Cebrâil, Mikail de olsa falan kişinin şahidliğini kabul etmem” veya birisine “Seni görmek Azrail’i görmek gibi geliyor” demek, …vb. küfürdür.

d) Kitaplar ve Kur’an-ı Kerim Hakkında:

Kur’an-ı Kerim ve Semavî kitabların ALLAH (Celle celalühü) kelâmı olduğunu inkâr etmek, Kur’an’ın bir tek âyetini hatta lâfzını, hükmünü inkâr etmek, Kur’an’ı alay ederek okumak, ona sövmek hükümlerini hafife almak küfürdür.

Birçok ehl-i sünnet ulemâsına göre “Kur’an mahlûktur” demek küfür olmakla birlikte bunun aksini savunanlar da vardır.

e) Âhiret Hakkında:

Âhiret’i ve ona tealluk eden bütün halleri, yani kabir azabını, hasrı, neşri, hesabı, mizanı, sırat’ı, şefaat’i, cennet ve cehennemi inkâr etmek, âhirette kâfirlerin azab göreceğinden şüphe etmek küfürdür.

f) Kaza-Kader Hakkında:

Kaza ve kaderi inkâr etmek, “hayrı ALLAH (Celle celalühü), şerri şeytan yarattı, bazı şeyler ALLAH’ın (Celle celalühü) takdiri ile olmaz, ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemediğini insanlar işleyebilir” …vb.şeyleri söylemek küfürdür.

2) İSLÂM’IN ŞARTLARI İLE ALÂKALI KÜFÜR SÖZLERİ:

a) Namaz Hakkında:

Beş vakit namazı istihza kasdıyle terketmek, “bugüne kadar kıldım da ne kazandım, namaz kılarken geçirdiğim vakitler boşa gitmiş, namazdan bıktım usandım, namaz bana farz değil, hele bir evleneyim de veya hele bir 40 yaşıma gireyim de o zaman düşünürüz, teravih namazını Ömer (radıyallahu anh) icad etti” …vb. demek, sadece Ramazan’da namaz kılan birisine “Sair zamanlarda da kıl” denildiğinde “Ramazan da bir vakte 70 kat sevab veriliyor, dolayısıyla onlar bu kılmadıklarımı da karşılar” .. demek küfürdür.

b) Oruç Hakkında:

Oruç’u inkâr ve alay etmek, “Oruç bir aydan fazla olsaydı tutmazdım, oruç farz olmasaydı daha hayırlı olurdu, işte ağır bir ay daha geldi (Ramazan’ı kasdederek)”… vb şekilde sözler söylemek küfürdür.

c) Zekât Hakkında:

Zekât’ı inkâr etmek, “bu sıkıntılı ve zahmetli zararı daha ne zamana kadar ödeyeceğiz, fakire ne diye zekât verecekmişim ki, o da kazansın, kazanırken beraber mi kazandık, o benim malıma ortak mı” … vb. küfürdür.

d) Hac Hakkında:

Haccı inkâr etmek, “Hacca ne lüzum var, oraya gitmek Araplara para yedirmektir “…vb. şeyler söylemek küfürdür.

3) ÇEŞİTLİ KÜFÜR SÖZLERİ

“Zina ve livata helal olsaydı ben işlerdim ” diye temenni etmek, hayz halindeki kadın ile cinsi münasebeti helal görmek, ilim ehliyle (hocalarla) alay etmek küfürdür. Mesela; birisi sanki hocaymış gibi yüksek bir yere cübbe ve sarık giyerek oturduktan sonra elindeki uzun sopayla önünde oturan talebeleri dövse, bu da, buna gülenler de kâfir olur.

Küfür kelimesini ister şaka, ister ciddi olarak öğrenen, öğreten, konuşan, kâfirlere benzemek kasdıyla yapılan şeylerle de kişi kâfir olur. Mesela; beline zünnar veya ip, kemer..vs. bağlayarak “bu zünnardır” dese, veya mecusilerin Nevruz, Hristiyanların Noel bayramını onlarla beraber veya onlar gibi kutlayan kâfir olur.

Harama helal, helale haram diyen, başkasının küfrüne rıza gösteren, büyük günahlarda ısrar eden de kâfir olur.

4) GÜNÜMÜZDE ÇOK KULLANILAN KÜFÜR SÖZLERİ

Bir makale çerçevesi içerisinde bu sözlerin hepsini ele almak mümkün değildir. Yalnız bir fikir vermek ve vahid-i kıyasî yapılabilmesi için bazı misalleri sıralıyoruz.

Kur’ân çöl kanunudur, onu MUHAMMED (Sallallahu aleyhi ve sellem) kafasından uydurmuştur. Kâbe Arapların olsun, falan yer bize yeter, 14 asır önceki şeylerle bugün millet idare edilmez, Müslümanlık İslâm âleminin gerilemesine neden olmuştur, onunla bugün hiçbir şey yapılamaz, o halde bize her hususta Avrupalılara ayak uydurmak düşer, ALLAH’a (Celle celalühü) ibadetle vakit öldürmemeli, ben dünyaya yemeye, içmeye, gezmeye ve eğlenmeye geldim, ibadetle ne işim var, günümüzde faiz helaldir demek, içki, zina gibi haram olduğu kesin olan şeylere besmele çekerek başlamak, bu devirde maşallahla, inşaallahla iş olmaz, asır teknoloji asrı, helalmiş, harammış ben tanımam, haram mal bana daha sevimlidir, onun kafası şeriatla örümceklenmiş, ben ALLAH’ın (Celle celalühü) unuttuğu kimselerdenim, ALLAH (Celle celalühü) bana bu kadar dert, ızdırap verdi bir de namaz mı kılacakmışım, çok namaz kıldım, Kur’ân okudum ama hala fakirim, ALLAH (Celle celalühü) İblise lânet etmiştir fakat ben etmiyorum, ister Yahudi, ister Müslüman olun, benim yanımda eşitsiniz (1), kara kaplı kitaba bir bakayım, bütün senadid (büyükler) cehennemde, fakir fukara cennette benim ne işim var cennette, ALLAH (Celle celalühü) şu şu şu isteklerimi versin de sonra alsın namazını orucunu demek küfürdür.

Cima lafzıyla dine sövmek, haramı rızk kabul edip sonunda (elhamdülillah) demek, imanî meseleler için “beş para etmez” demek, müslümanlara içki satmayı helâl görmek, haram malı fakirlere sevap umarak tasadduk etmek, fakirin de haram olduğunu bildiği malın kendisine verilmesini müteakip hayırla duâ etmesi, ALLAH’tan (Celle celalühü) başkasına ta’zim kasdıyla yemin etmek, secde etmek küfürdür.

Büyük bir kişinin bir beldeye veya müesseseye gelişi münasebetiyle onun adına kurban kesmek küfürdür (2).

Gaybı bildiğini iddia ederek “ben yitik ve çalınmış şeyleri bulurum” demek. Hatta buna inanmak da küfürdür. Zira gaybı ALLAH’tan (Celle celalühü) başka kimse bilmez. Çeşitli belâ ve musibetlere maruz kaldıktan sonra “ALLAH’ım (Celle celalühü) şunu şunu şunu verdin, yapmadığın ne kaldı ki?” demek, fasık, sarhoş birisinin üzerine para saçmak küfürdür. Zira para saçanlar onun haline rıza gösteriyorlar demektir. Halbuki KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR.

Karının kocasına veya kocanın karısına “seninle bulunmaktansa kâfir olsaydım daha iyiydi” demekle -bunu söyleyen- kâfir olur.

B) EF’ÂL-İ KÜFÜR: (KÜFRÜ GEREKTİREN HAREKETLER)

1) Puta Tapmak: Puta, güneşe, aya, yıldızlara, ateşe secde etmek ve tapmak küfürdür.

2) Peygamber öldürmek küfürdür.

3) Mushafı pisliğe atmak küfürdür. Hatta buradan hareketle üzerinde Kur’an’dan bir âyet yazılı kâğıdı da kasten ve bilerek pisliğe atmak küfür sayılmıştır.

4) Kur’an-ı Kerim ‘i def ve ney gibi müzik âletleri ile çalarak okumak küfürdür. Zira burada Kur’an’ı hafife almak vardır.

5) Gayri müslimlerin kilise-havra-katedral gibi ibadet yerlerine ibadet niyetiyle gitmek ve buralardaki ibadetin başka yerlerde yapılacak ibadetlerden daha faziletli olduğuna inanmak küfürdür.

6) İbadet kasdıyla herhangi bir şahsa secde etmek de küfürdür.

7) Salib veya hac denilen Hrıstiyanların madalyonunu takınmak küfürdür.

8 ) Hrıstiyan ve Mecusilerin küfür alâmeti olarak kullandıkları kuşağı, yine zimmilerin aynı gaye ile omuzlarına attıkları kumaş (giyar) kullanmak küfürdür.

9) Mecusilerin giymiş oldukları şapkayı (kalensuve) onlara benzemek kasdıyla giymek küfürdür.

10) Sihir yapmak küfrü netice veren davranışlardandır.

Sihir meselesini burada uzadıya incelememiz mümkün değildir. Bununla beraber mevzuumuzla ilgili yönünü kısaca açıklayalım:

Sihrin te’sir ve hakikati var mıdır, yok mudur? Her ne kadar Mu’tezile sihrin hiçbir tesiri yok dese de ehl-i sünnet sihrin hakikati ve te’siri olduğuna hükmetmişlerdir. Her iki grubun delilleri incelendiğinde, ehl-i sünnet görüşünün tercihe daha lâyık olduğu görülecektir.

Burada işin can alıcı noktası, sihrin te’sirinin ister fayda, ister zarar olsun kişiye mutlak olarak değil de, ancak ve ancak ALLAH’ın (Celle celalühü) izniyle ulaşabileceğidir. Zira sihir zahirî sebeplerden bir sebeptir. Musebbibu’l Esbâb ALLAH’tır (Celle celalühü) O dilerse olur, dilemezse olmaz.

Sihir yapma, öğrenme ve öğretme İslâm âlimlerinin ekserisine göre haramdır. Zira Kur’an sihri zem makamında zikr etmiştir. Ve Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Buhâri ve Müslim’de geçen bir hadiste ümmetini sakındırdığı yedi helâk edici şeyler içinde sihri de saymıştır.

Pekâla, sihir yapan (sâhir) kafir midir, değil midir? Sâhire mutlak olarak kâfir diyenler olduğu gibi, bir şarta ta’lik edenler, mesela; imana muhalif inanç, söz ve fiilde bulunması neticesi kâfir diyenler vardır. Bunlardan birinci gruba İmam-ı Azam, Ahmed b. Hanbel ve İmam-ı Mâlik, ikinci gruba ise İmam-ı Şâfiî girer. (radıyallahu anhum)

Birinci gruba göre, sihirbaz, sihrin haram olduğuna ister inansın ister inanmasın kâfir olur ve tevbeye davet edilmeden, hatta edilse bile kabul olunmadan öldürülür. Sihirbaz kadın ise öldürülmez, hapsolunur ve uygun bir şekilde dövülür.

İmam-ı Şâfi’ye (rahmetullahi aleyh) göre, sihir haramdır ama sihirbaz küfrü gerektiren bir şeyi itiraf ederse o şey sebebiyle öldürülür, yoksa sihir sebebiyle değil. Fakat, Fıkh-ı Ekber sarihi Aliyyu’l Kârî (rahmetullahi aleyh) bu hususta şu açıklamayı getiriyor ve İslâm’ın hâkim olduğu dönemlerde uygulamada bu merkezde olmuştur. “Sâhire mutlak mânâda kâfir demek uygun olmasa gerek. Zira bir sâhir, yapmış olduğu sihri bir insanın helaki, hastalığı, karı-koca arasını ayırmak için yapsa ve imanın şartlarından birisini inkâr etmese kâfir olmaz, ama arzı fesada verdiği için kadın-erkek ayırt edilmeksizin öldürülür. Buradaki illet yeryüzünü fesada vermek, bozgunculuk çıkarmak, düzen ve nizamı bozmaktır. Fakat sihrin helal oluşuna veya mutlak tesirine inanırsa mürted olur. Bu noktada ise erkek öldürülür, kadın öldürülmez. Zira illet irtidadtır.

Netice olarak sihir yapan, müslüman, zimmi, hür, köle ne olursa olsun, sihir yaptığını itiraf eder veya şahidlerle sabit olursa öldürülür.
Sihrin tesirine inanmaya gelince, daha önce de belirttiğimiz gibi hiç ALLAH’ın (Celle celalühü) iznini hesaba katmadan, sihre mutlak olarak inanan mü’min mürted olur. Meselâ; sihirbaz her istediğini yapabilir, büyü yaptırdım bunun tesiriyle karı-koca birbirinden ayrıldı, büyücüye gittim ben daha birşey söylemeden herşeyimi bildi… vb. sözleri söylemek küfürdür. Ve bütün bunlarla düşüncede Tevhid’in dışına çıktığı ve yeryüzünde fesadı netice verdiğinden dolayı kadın bile olsa öldürülür.

1) Kâhinlik de küfürdür. Kâhinler gaybi bildiklerini çalınan ve kaybolan malların yerlerini bulabileceklerini, ister yıldızların doğuş batışı ile isterse başka şekilde ileride olacak hâdiseleri bildiklerini iddia eden kimselerdir. Halbuki gaybi ALLAH’tan (Celle celalühü) başka kimse bilmez. Peygamberlerin ileride olacak hâdiselerden haber vermesi ise (haşa) kehanet yoluyla değil, vahy yoluyladır. Netice olarak kim gaybi bildiğini iddia ederse “falan sene altınlarım çalındı, cinci hocaya gittim buluverdi” derse veya buna benzer şeyler söylese, yıldız falına, el, kahve falına doğruluğuna itikad ederek baksa, baktırsa karşılığında para verse, hasılı bir kâhine gidip onun dediklerini tasdik ederse mürted olur ve öldürülür.

İRTİDADIN TESBİTİ VE SONRASI:

İrtidad hâdisesi ve İKRAR ile veya ŞEHADET ile sabit olur. Bunu müteakip mürted üç gün hapsedilir. Ve bu müddet içerisinde tevbe etmesi tavsiye ve telkin olunarak şüpheleri izaleye çalışılır. Eğer düşünmek için mühlet isterse veya tevbe etmesi umulur ise on günlük bir müddet verilebilir. Ama bu şekilde bir muamele yapmak şart değil belki mustahsendir. Zira mürted olan şahıs İslâm’ı tanımış, ona vâkıf olmuştur. Bu açıdan yeniden dine davet edilmesi sözkonusu değildir.

Bu müddet sonunda tevbe edip, İslâm’a tekrar dönerse hiçbir ceza verilmeksizin, salınır ama tevbe etmeyip reddinde ısrar ederse öldürülür. Öldürülen mürted yıkanmaz cenaze namazı kılınmaz ve müslüman kabristanına gömülmez.

Mürtedin tekrar dine dönmesi ise, kelime-i şehadet getirmesi ve küfre düştüğü noktadan teberri etmesi ile mümkün olur.

İrtidad eden kişinin nikahı ortadan kalkar. Binaenaleyh tevbe ederek tekrar müslüman olsa dahi tecdid-i nikah yapmak zorundadır. Burada şunu vurgulamak lâzım. İrtidad eden kadın ise talak vaki olmaz, ama erkek ise ulemânın ihtilafıyla birlikte esas olan görüş bir talak-ı bain’in vâki olacağı merkezindedir.

Mürted olan ana-babanın çocukları irtidad etmeden doğdu ise müslüman, sonra doğdu ise ana-babalarma tâbi olarak mürted sayılırlar.

Mürtedin ibadetlerine gelince, önceden yapmış olduğu bütün ibadetleri boşa gider. Yalnız bunlardan namaz ve oruc’u müslumanlığa döndükten sonra kaza etmemekle birlikte hac’cını kaza eder. İrtidad halinde iken geçirdiği ibadetleri ise ibadet ile mükellef olmadığından dolayı kaza etmesi gerekmez.

Bütün bunların arkasında tevbeleri kabul edilmeyen ve öldürülenler de vardır:

TEVBESİ KABUL EDİLMEYENLER:

1) İrtidad etmeyi âdet haline getirip, tekrar tekrar mürted olanın,

2) Peygamberlerden birine dil uzatmak suretiyle kafir olan müslümanın (3).

3) Ez. Ebû Bekr ve Hz. Ömer’e (radıyallahu anhuma) veya bunlardan birine dil uzatanın,

4)Sihir yapan ve sihrin tesirine mutlak olarak inanmak sebebiyle mürted olanın, velev ki kadın bile olsa

5) Zındık’ın, (4)

6) Adam boğmayı âdet haline getirenin,

7) Kâhin ‘in,

8 )İnsanları ilhad’a (sapıklığa) dâvet eden mulhidin,

9) Bütün haramları mubah sayan ibahilerin.

10) Münafıkların, tevbeleri kabul edilmeyip öldürülür.

NETİCE:
Ana hatları ile tesbite çalıştığımız bu mevzûda bütün müslümanlar olanca gayretlerini sarfetmeli ve telafisi mümkün olmayacak şeyleri söylememeli, davranışları yapmamalıdır. Çünkü bu gibi şeyler dünyevî ve uhrevî hiçbir cezaî müeyyideye bağlı olmayan şeylerde yani “Ahlâk Kuralları” çerçevesi içinde olsa, kısaca hatalı söz kalb ve gönül kırma karşısında bir özür dileme ile maddi bir hata, dikkatsizlik neticesi kırılan, yarılan şeyi tazmin etmekle problem kolaylıkla hallolunabilecek iken, üzerinde hassasiyetle durduğumuz ve bütün müslümanların da durmalarını, davranışlarına aksettirmelerini arzu ettiğimiz mesele hiç de o cinsten değildir.

O halde inancımızın gereği olan kâide ve prensiplerimize alabildiğine vâkıf olup, hayatımıza onları hayat kılalım. Gayret bizden TEVFİK ALLAH’tandır (Celle celalühü).

1) Zira onun küfrüne rıza gösteriyor. 2) Zira bu davranışla onu ALLAH’a (Celle celalühü) ortak koşmuş olur. Çünki kurban kesmek bir ibadettir ve neticede sevab umularak sadece ALLAH (Celle celalühü) için kesilir. 3) Zira bu kul hakkıdır, tevbe ile ortadan kalkmaz ve hadden öldürülür. 4) Zındık küfrünü gizleyip, Hz. Peygamber’i kabul eden ama insanları zındıklığa davet eden kişidir. Bu, tevbe etmeden önce yakalanırsa veya yakalandıktan sonra tevbe etse bile tevbesi kabul edilmeyip öldürülür.

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

 

84-Uydurma hadislerin başlıca  sebepleri nelerdir?

 

84-Hadis uydurmanın sebeplerini şöyle sıralayabiliriz.

     1-Siyasi nedenlerle

     2-Fikri ayrılıklar sebebiyle

     3-Kendi çıkarları için yöneticilere yaklaşma ve maddi ve manevi nüfuz (itibar) elde etme arzusu

     4-İnsanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti

     5-İnsanların kendi soylarını, kavimlerini, dillerini, uluslarını, yaşadıkları belde ve ülkelerini övmek ya da başka soyları, kavimleri, dilleri, ulusları, belde ve ülkeleri yerip küçük düşürmek amacı

     6-İslam dışındaki diğer din ve kültürlere mensup olup da, islam dininin gelişmesinden rahatsız olan kötü niyetli kimselerin, islam dinini ve onun peygamberini, yeni müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak, dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmek istemeleri

     7-İnsanlık kültürü ve tecrübesinin ürettiği, bazı hikmetli deyişler, atasözleri ve vecizelerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnat edilerek nakledilmesi

     8-Geçmiş din ve kültürlerden aktarılan bazı olaylar ve hikayeler de başına bir isnat eklenerek Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) atfedilmiştir.

     9-İslam tarihinin ilk asrında cereyan eden önemli siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri tasvir eden, yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan bazı sahabi ve tabiilerin bu açıklamalarının sonraki nesiller tarafından Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayandırılmış olması

 

85-Uydurma hadisleri tanıma yolları nelerdir?

 

85-Uydurma bir hadis şu yollarla tanınabilir.

     1-Hadis uyduranların itirafı

     2-Hadis alimlerinin yalancılıklarını tesbit ettikleri raviler

     3-Hadisin lafzında veya manasında bozukluk olması

     4-Rivayetin makul bir yoruma imkan vermeyecek şekilde akıl, duyu ve müşahedeye (gözlem)  aykırı olması

     5-Rivayetin mükafat ve ceza yönünden dengesizlik içermesi.  Örneğin: küçük bir iyiliğe çok büyük mükafat ya da basit bir hataya şiddetli bir ceza öngörmesi

     6-Rivayetin güvenilir hadis kitaplarında yer almaması

     7-Kur’an’a aykırı olması

     8-Sünnete aykırı olması

     9-Geleceğe ait somut bilgiler içermesi

     10-Tarihi olaylara aykırı olması

     11-Birçok kimsenin görmesi gereken bir olayı bir kişinin rivayet etmesi

 

86-Uydurma hadislerin islama verdiği zararlar nelerdir?

 

86- 1-Dinle alakası olmayan hatta dine ters düşen şeylerin, cahil insanlarca dinden sayılması tehlikesini doğurmuştur.

      2-Siyasi amaçlı uydurulan rivayetler ise sanki Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden sonraki siyasi gelişmelerde taraf olduğu, zaman zaman bunlardan birini destekleyip diğerini kötülediği düşüncesini doğurmuştur.

      3-Bazı fırka ve mezheplerin kendi davalarını kuvvetlendirmek ve müslümanları kendi tarafına çekmek için hadis uydurmaya başlamaları neticesinde aynı dine bağlı, aynı peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) inanan müslümanlar birbirine düşman hale gelmiştir.

      4-İnsanları iyi şeylere teşvik edip kötülüklerden sakındırma konusunda, Kur’an’ın ve sahih sünnetin kurallarını sanki yetersiz gören bazı kimseler, aşırı vaat ya da tehditler içeren uydurma hadislerle insanları ya boş ümitlere veya korku ve ümütsizliğe sevk etmişlerdir.

      5-Bir takım din düşmanlarının uydurdukları yüzlerce hadis, islam dini ile bağdaşmayan birçok batıl itikat ve hurafenin islamiyete sokulmasına sebep olmuştur. Bu çeşit hadisler müslümanların inancını sarsığı gibi dini gönlüne tam anlamıyla yerleştirememiş olanları ondan soğutmuştur.

      6-Aşırı milliyetçilik duygusuyla uydurulan hadisler, çeşitli uluslar arasında nefret ve düşmanlığa yol açmıştır.

 

87-Hadis tenkidi nedir?

 

87-Hadis tenkidi, hadisin sahih olup olmadığını, başka bir ifadeyle rivayetlerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olup olmadığını belirlemek için yapılan bir eleştiri faaliyetidir.

     Hadisler senet ve metin olarak iki kısımdan oluştuğu için, rivayetler üzerinde yapılacak bir tenkit çalışması da senet ve metin tenkidi olarak iki kısımda ele alınmıştır.

 

88-Senet tenkidi nedir?

 

88-Senet üzerinde yapılan incelemeye ve bu inceleme sonunda ravilere ve senet zincirine yönelik değerlendirme ve tenkitlere senet tenkidi denir.

 

89-Senet tenkidi nasıl yapılır?

 

89-Senet üzerinde yapılacak bir incelemede ilk önce ravi silsilesinde bir kopukluk olup olmadığına bakılır. Eğer kopukluk varsa bu kopukluğun önemi ve şekline göre hadis, çeşitli isimlerle anılır. Bu tür senedi kopuk hadislerin tamamı zayıf sayılır ve dini bir delil olarak kabul edilmez.

     Senet muttasıl ise, yani isnatta herhangi bir kopukluk yoksa, o zaman ravilerin durumu incelenmeye başlanır. Raviler tek tek ele alınarak, cerh ve tadil kitaplarından durumları tesbit edilir. Hangi dönemde yaşadıkları, kimlerden hadis aldıkları, kimlere rivayette bulundukları, hadis öğrenmek için nerelere gittikleri belirlenir. Cer ve tadil bilginlerinin onlar hakkındaki kanaatleri öğrenilir. Eğer bu kanaatler, senetteki tüm raviler için olumlu ise o takdirde hadis sahih sayılır. Senetteki ravilerin biri, birkaçı ya da tamamı için olumsuz nitelemeler yapılmışsa, o hadisin zayıf yada uydurma olduğu anlaşılır.

 

90-Muhaddisler niçin isnat ve ravileri eleştirmek gibi tedbirlerle yetinmeyip, hadis metinlerini de eleştirmek yoluna gitmişlerdir? Ve bunu hangi kriterler ile yapmışlardır?

 

90-Çünkü hadis uyduranlar uydurdukları hadislere en sağlam isnatları eklemekten çekinmemişlerdir. Bu durumda bir hadisin sahih sayılabilmesi için yalnızca isnadın sahih oluşu yeterli olmamıştır. Muhaddisler hadisin metnini de inceleyerek başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı (sünneti), akıl, tarihi veriler ve metinde görülen çelişki ve tutarsızlıklar gibi bazı ölçütler ışığında sıhhat tesbiti yapmışlardır.

 

91-Garibu’l-hadis nedir?

 

91-Hadislerde az kullanıldığı için anlaşılması zor olan ve açıklamayı gerektiren kelimelere garibu’l-hadis denir. Bu kelimelerin açıklanmasını konu edinen ilim dalına da garibu’l-hadis ilmi denir.

 

 

 

92-Muhtelifu’l-hadis nedir?

 

92-Görünüşte içerikleri birbiriyle çelişen, fakat dikkatle incelendiği zaman genelde bir çelişki olmadığı anlaşılan hadislere muhtelifu’l-hadis denir. Böyle çelişkili hadislerin durumunu açıklayıp aralarını uzlaştırmaya çalışan ilim dalına da te’vilu muhtelifu’l-hadis adı verilir.

     Örneğin bir hadiste, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içmeyi yasakladığı nakledilirken, Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh), <<Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içtiğini >> haber vermiştir. Bu iki haberden anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)oturarak su içmeyi tercih etmekle beraber, gerektiği zaman ayakta da su içmiş, bunda da bir sakınca görmemiştir. Dolayısıyla bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur.

 

93- Bazı rivayetlerin çelişkili  zannedilme sebebleri nelerdir ?

 

93-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz ve uygulamaları, çeşitli olay ve durumlar karşısında farklılıklar göstermiş, bu farklılıklar hadis kitaplarına da yansımıştır. Bazen, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) yer, zaman ve içinde bulunduğu ortama göre farklı hareket etmiş, bazen kişilere onların durumlarına göre özel hükümler vermiş, tavsiyelerde bulunmuştur. Topluluğa konuşmasıyla kişilerin özel durumlarına yönelik konuşması farklı olabilmiştir. Bütün bunlar aynı hadis kitabının içinde yer aldığı zaman bazı rivayetlerin çelişkili olduğu sanılmıştır.

 

94-Fıkhu’l-hadis ne demektir?

 

94-Fıkhu’l-hadis, hadis ve sünneti doğru anlamak, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) amacını iyi kavramaktır. Daha dar anlamda ise fıkhu’l-hadis, hadislerden fıkhi hüküm çıkarmayı konu edinir.

     Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde, sade ve doğrudan anlatımı tercih etmiştir. Ancak yeri geldiğinde mecaz, teşbih (benzetme), temsili anlatım gibi dolaylı anlatım üslubuna da başvurmuş, muhataplarından bazıları bu dolaylı uslubu anlamakta zorlanmışlardır.

     Örneğin; sahabi Ebu Said el-Hudri  (radıyallahu anh)ölüm hastalığında yeni elbiselerini giymiş, sebebini soranlara <<Çünkü ALLAH’ın Resulü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ölen kimse, içinde öldüğü elbiselerle diriltilecektir. Buyurdu.>> demiştir. Halbu ki Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) açıklamasına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buradaki ‘’siyab’’ (elbise) kelimesiyle, ‘’ameli’’ kasdetmiş, bu sözüyle de ‘’herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşrolunacaktır.’’ Demek istemiştir.

 

95-Esbabu vurudi’l-hadisin önemini  nedir?

 

95-Hadis ilminin, Hz. Peygamberin  (Sallallahu aleyhi  ve sellem) söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştıran dalına Esbabu vurudi’l-hadis (Hadislerin söyleniş sebepleri) adı verilir.

     Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir konuyla ilgili söz ve davranışının gerçek amacını anlayabilmek için ‘’sebebi vurud’’ (söyleniş sebebi) çok önemlidir. Çünkü, hadis ve sünnetin dayandığı sebebi bilmek, o söz ve tatbikatın dini açıdan ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olur.

 

96-Dinin anlaşılmasında ve yorumlanmasında hadis ve sünnetin  değeri nedir?

 

96- 1-Kur’an doğrultusunda hüküm getirir ve onun hükümlerini pekiştirir.

      2-Kur’an-ı açıklar ve yorumlar

      3-Yeni hükümler getirir

 

97-Sünnet ve hadisin Kur’an’ın anlaşılmasındaki degeri nedir?

 

97-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis ve sünnetinin önemli bir bölümü, Kur’an-ı Kerimi açıklama ve yorumlama şeklindedir.

       Sahabiler, inen ayetlerden anlayamadıkları yerleri Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) sorarlar, o da bu ayetlerden ne kasdedildiğini açıklardı. Örneğin: Kur’an’da namazın farz olduğu bildirilmiş ancak, kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı açıklanmamıştır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda soru soran ashabına <> buyurmuştur.

 

98-Kendisine itaat edilmesi ve örnek alınması ALLAH (Celle celalühü) tarafından emredilen bir peygamber, hangi yönüyle örnek alınarak  insanlara numunei imtisal  olacaktır?

 

98-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve selem) dinle ilgili söz, eylem ve davranışları mü’minleri bağlayıcı kabul edilmiş, dünyevi tutum ve davranışları bağlayıcı kabul edilmemiştir.

      Kur’an-ı Kerim, Hz. peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edilmesini isterken peygamberlik yönüne, onu örnek gösterirken de ahlaki meziyetlerine dikkat çekmiştir. Bu durumda, Hz. peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellme) söz ve eylemlerinin bağlayıcılık yönü, onun peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliğiyle sınırlı olmaktadır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH’tan (Celle celalühü) alıp insanlara tebliğ ettiği vahiy çerçevesinde açıklamak, uygulamak, öğretmek, tavsiye etmek şeklinde tezahür eden hadis ve sünneti bağlayıcıdır. Örneğin; namaz, oruç, hac ve zekat gibi konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcıdır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir insan olarak kişisel zevk ve tercihlerine göre ortaya koyduğu davranışlarıyla, içinde yaşadığı toplumun örf ve adetlerine tabi olarak yaptığı eylemler, bağlayıcı sünnet kapsamında yer almamıştır. Örneğin; tercih ettiği yiyecek ve giyecek türleri, giyim kuşam tarzı, yemeği yerde ve eliyle yemesi, diş temizliği için misvak kullanması ya kişisel tercihleri veya yaşadığı toplumun gelenekleriyle ilgilidir. İşte bu sebeple, bu konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcı sayılmamıştır.

 

99-Hadiste yerellik ne demektir?

 

99-Hadiste yerellik; Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, davranış ve eylemlerine yansıyan, kendi dönemine özgü bölgesel, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik özelliklerdir.

     Bu özellikleri taşıyan hadisler vermek istedikleri mesajlar bakımından evrensel nitelikte olabilir. Ancak, kişilerin özel durumlarıyla ilgili ya da dünyevi bilgi ve beceri isteyen konularda söylenmiş hadislerin herkese yönelik bir mesaj taşıması gerekmez.

     Örneğin; peygamberimiz diş temizliğine çok önem vermiş ve her vesileyle dişlerin temizlenmesini tavsiye etmiştir. O gün diş temizliği için kullanılan en uygun araç, erak ağacının dalı ya da kökünden elde edilen misvaktır. Bugün misvak yerine daha elverişli diş temizleme araçları geliştirilmişse bunları kullanmakta  bir anlamı yoktur denemez. Çünkü Hz. Peygamberin konu ile ilgili hadislerinden çıkarılacak evrensel ve değişmez mesaj diş temizliğidir. Görüldüğü gibi ilgili hadislerde bulunan yerel unsur, yani araç değişebilmekte ama evrensel unsur, yani amaç değişmemektedir. Çünkü araçları, zaman, mekan ve imkanlar belirler. Bize düşen sünnetin uygulanmasındaki asıl maksadı günümüze taşımaktır.

 

100-Hadiste evrensellik nedir?

 

100-Hadiste evrensellik; hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik bir mesaj içermesi ve uyulduğunda Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) gözettiği amacın gerçekleşmiş olmasıdır.

 

101-Hadis tarihinde haberi vahid kaç anlamda kullanılmıştır?

 

101-İki anlamda. Bunlardan ilki, hicri ilk üç asırda kullanılan ve tek kişilerin rivayetini ifade eden anlamdır. İkinci anlamdaki haberi vahid ise, mütevatir hadis dışında kalan bütün rivayet çeşitlerini kapsamaktadır.

 

102-Haberi vahidin delil kabul edilip edilmeyeceği hakkında ileri sürülen görüşler nelerdir? .

 

102-Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden itibaren güvenilir tek kişilerin haberleri kabul edilmiş ve delil olarak kullanılmıştır. Ancak şüphe halinde veya raviye güvenilmeyen durumlarda 2. ve 3. şahısların tanıklıklarına başvurulmuştur.

      Hicri 1. asrın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezheplerle beraber tek kişilerin haberinin delil olup olmayacağı tartışılmaya başlanmıştır. Bazı mutezili alimlere göre, haberi vahid, zorunlu bilgi kaynağı olamaz. Başta Şafii olmak üzere birçok alim bu görüşe karşı çıkmış ve güvenilir kişilerin haberi vahidini delil olarak kabul etmiştir.

      Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyh) bu konudaki itirazı, çoğunluğun rivayetine aykırı nakilde bulunan tek kişilerin haberinedir.

      Şafii mezhebinde de çoğunluğun haberine aykırı haberi vahid delil kabul edilmemiştir.

      Sonraki asırlarda birden fazla kişinin rivayatine de isim olarak verilen haberi vahid, özellikle fıkıh usulü alimleri tarafından zan (şüphe) ifade eden haber olarak kabul edilmiştir. Kesin bilgi ifade eden mütevatir haber karşısında sıhhati şüphe ifade eden haberi vahid asırlar boyu İslam alimlerinin tartışmalarına konu olmuştur.

      Haberi vahidin zanni ilim ifade etmesinin, onun mutlak olarak sahih olmayacağı anlamına gelmediğini bildikleri için alimler, kendi gerekçelerine ve tercih sebeplerine bağlı olarak delil kabul ettikleri haberi vahidi sahih, çeşitli sebeplerle tercih etmedikleri rivayeti de zanni ilim kavramı çerçevesinde zayıf veya merdud saymışlardır.

 

103-Hadisleri metin yönünden tenkit etmek hadis inkarı anlamına gelir mi?

103-Hadisleri metin yönünden eleştiri faaliyeti hicri 1. asırdan günümüze kadar devam eden bir olgudur. Başta Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe (radıyallahu anha) olmak üzere bazı sahabiler ve sonraki alimler, çeşitli sebeplerle Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) yakıştıramadıkları rivayetleri tenkit etmişlerdir. Ancak daha sonraları hadislerin senetlerinde yer alan bazı ravilerin itham edilmesi yüzünden zayıf sayılıp reddedilmeleri normal kabul edilirken, eleştiri konusu yapılan metinleri sebebiyle reddedilmeleri genellikle hoş karşılanmamış ve bu sahih hadisin reddi gibi algılanmıştır. Halbuki bu bilimsel çabaların hadis inkarı veya reddiyle bir alakası yoktur.