BİSMİHİ TEALA

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), kabrinde diri olup namaz kılmaktadır. Aynı zamanda O’nun kabrinde, ümmetinin kendisine olan salât ü selâmlarım tebliğ etmekle mükellef ve müvekkel bir melek bulunmaktadır. Bu suretle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de kendisine salât ü selâmda bulunanlara mukabelede bulunmaktadır.

El-Esbehânî’nin Terğîb’teki Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayetinde şöyle de­nilmiştir:

“Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): “Her kim bana, kabrimin başında salât ü selâm ederse, o bana teblîğ edilir” buyurdu.

Ahmed, Nesâî, sahihtir kaydiyle Hâkim, Beyhakî ve Bezzâr; îbni *Mes’ûd’dan (radıyallahu anh) rivayet ederler.

O şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)) buyur­du:

“ALLAH’ın (Celle celalühü), yeryüzünde dolaşmakta olan birtakım melekleri bulunmaktadır. Bunların vazifeleri, ümmetimden bana salât ü selâm edenlerin salât ve selâmlarını bana ulaştırmaktadır.” (Ibni Adiyy de Ibni Abbas’tan (radıyallahu anhuma) bunun bir benzerini rivayet etmiştir.)

Kâdî îsmâîl, “Peygamberimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) salât ü selâm’m fazileti” hakkın­daki eserinde Ali’den (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:

Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

“Sizler, nerede bulunursanız bulunun, bana salât ü selam ediniz! Zira sizin salât ü selâmlarınız bana tebliğ olunur.”

Kâdî Îsmâîl, Eyyûb’tan (radıyallahu anh) şu rivayeti nakletmiştir:

“Bana ulaşan bîr habere göre, Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) getirilen salât ü selamları, O’na ulaştırmakla mükellef ve müvekkel bir melek bulunmaktadır.”

ibni Râhâye îbni Abbas’ın (radıyallahu anhuma) şöyle dediğini nakleder: ”

Ümmet-i Muhammed’den her kim peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem)) salât ü selâm gönderirse, bu buna müvekkel olan melek tarafından mutlaka Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize: “Senin ümmetinden falan kişinin sana olan salât ve selâmıdır!” diyerek tebliğ olunur.”

Ebû Dâvud, Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)) buyurdu: “Ümmetimden herhangi bir kimse bana sâlât ü selâm getirdiği zaman, ALLAH (Celle celalühü) mutlaka ruhumu bana iade eder de ben o kimsenin salât ü selâmına karşılık veririm”

Ebû Nuaym, Saîd bin el-Müseyyeb’in şöyle dediğini nakleder:

Ben, Harra Gününün gecelerinde Resûlüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mescidi’nde kaldığım zaman, bu Mescid’de benden başka kimse yoktu. Ben ise, her namaz vakti geldiğinde, Resûlüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrinden ezan sesi duyardım.”

(Zübeyr bin Bekkâr’m Saîd’den rivayeti de bu merkezdedir.)

Ebû Yâlâ ile Beyhakî’nin Enes’ten (radıyallahu anh) rivayetleri ise şöyledir:

Pey­gamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), bir hadîslerinde şöyle buyurdular:

”Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar.”

Ibni Sa’d, el-Vakıdî tarikiyle Şebel bin Aladan rivayet eder. O da babasından, şöyle demiştir:

Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)), Fatıma’ya (radıyallahu anha) hitaben buyurmuştur ki: “Kızım, ben vefat ettiğim zaman; “Innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn!” diyerek istircâda bulun. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) indinde her bir musibetin karşılığı, ecir ve sevabı vardır…”

îbni Sa’d'ınAta bin Ebû Rebâh’tan rivayeti de şöyledir:

Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem)), bir defasında buyurdu ki: “Sizden biriniz bir musibetle karşılaşatığı zaman, benim hakkımdaki musibetini hatırlasın! (Benim için “Peygamberimiz’i kaybetmiş olmaktan daha büyük musibet mi olur?” diyerek, musibetinin acısını hafifletmeye çalışsın…) Zira bir müslümanın en büyük musibeti, beni kaybetmiş olması sebebiyle uğradığı musibettir.”

Beyhakî ise Ümmü Seleme (radıyallahu anha) den nakleder:

O, bir gün, Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybetmiş olmayı hatırlar ve: “Başımıza çöken, ne büyük bir musibettir, hey!… Biz, Peygamberimiz’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybettikten sonra, başımıza gelen musibetlerin her biri, bize çok hafif gelmiştir. Zira, o sırada biz, esas musibetimiz olan Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybetmiş olduğumuzu hatırlar, böylece diğer musibetler gözümüzde küçülür giderdi.” demiştir

İbni Kesir (rahmetullahi aleyh), bu rivayetin senedinde Muhammed bin Mervân’ın bulunduğunu ve onun metruk olduğunu söylemektedir.

Kâdî ismâîl bunu Ali bin Huseyn bin Ali (radıyallahu anhum) tarikiyle şöyle rivayet etmiştir:

“Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

”Sakın sizler benim kabrimi bayram yerine çevirmeyiniz! Kendi evlerinizide kabir hâline getirmeyiniz. Nerede bulunursanız bulununuz, bana salât ü selâmlarınızı getiriniz! Zira sizin salât ve selâmlarınız bana teblîğ olacaktır.”

Hafız ibn Kesir (rahmetullahi aleyh) ise, bu rivayet hakkında şöyle demektedir:

“Bunun senedinde mübhern bir râvî bulunmaktadır.

Fakat bu rivayet, mürsel olarak bir diğer tarîkten dahî nakledimiş bulunmaktadır.”

Bunu yalnız Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.

Fakat Nevevi (rahmetullahi aleyh) de El-Ezkâr adlı kitabında bunun sahih olduğunu söylemiştir.

Eğer, gerçekten bunu bu şekilde Sâid bin el-Müyesseb (rahmetullahi aleyh) söylemişse; O büyük bir zattır. Tâbiin’dendir. Muhakkak doğru söylemiştir. Fakat biz korkarız ki, bu onun adına uydurulmuş bir şeydir.

Herhalde bu, Mirâc ve Isrâ Hadisinden alınmıştır. Zİrâ orada Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem); Musa’yı (aleyhi’s-selam) kabrinde namaz kılarken görmüştü. Fakat buradaki Enes (radıyallahu anh) Hadisi muztaribtir: Merfu olarak da, mevkuf olarak da rivayet edilmiştir.

Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 550-552.