s.a

benin size sorum ” evlerinizi temizleyin” hadisi sahihmidir. Bu hadisin ravileri hakkında bilgi verebilirmisin. ve alimler bu hadisi nasıl izah etmişlerdir?

BİSMİHİ TEÂLÂ

 

إِنَّ الله طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّطَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا بُيُوتَكُمْ ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ الَّتِي تَجْمَعُ الكبا فِي بيوتِهَا

 

‘‘ Muhakkak ALLAH ( Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttır, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ( evlerinizin avlusunu, önünü, çevresini) temiz tutun. Süprüntü ve pislikleri evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin (onlara muhalefet edin).‘‘

 Bu hadis-i şerifi Burcelani ‘‘ Kerem ve cevad‘‘ın da, Tirmizi ‘‘ Sünen‘‘in de, Bezzar ve Ebi Ya’la ‘‘ Müsned‘‘lerin de, Dulabi ‘‘ Kına ve esma‘‘sın da, İbn-i Adiyy  ‘‘Kamil‘‘in de, Taberani ‘‘ Evsad‘‘ın da ve Vekii ‘‘ Zühd‘‘ ün de bazı lafız farklılıklarıyla rivayet etmişlerdir.

 Hadis-i şerif gerek metin, gerekse sened yönünden bir çok cerh (1) ve ta’dil’e (2) tabi olmuştur. Dolayısıyla hadis gerek sened, gerekse metin yönünden bir kısım muhaddisler tarafından ‘‘çok zayıf‘‘ olarak nitelenmesine rağmen rivayetlerin bir birini desteklemesi sonucunda bir kısım muhaddis tarafından hasen olarak kabul edilmiştir.

 Burcelani’nin Sad b. Ebi vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği sened’te bulunan Halid b. Ilyas hakkın da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ rivayeti kabul edilmez‘‘ (3)  derken,  İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh)‘‘ Nesei ve Ahmed b. Hanbel (rahmetullahi aleyhima) rivayeti alınmaz demişlerdir. İbn-i Hibban (rahmetullahi aleyh) ise ‘‘ Sıka ravilerden mevzu hadis rivayet etmekte, rivayeti ancak taaccub ile kabul edilip yazılabilir.‘‘ (4) demektedir. Aynı sened’te bulunan Muhacir b. Mismar hakkında da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Sad b. Ebi Vakkas’ın (radıyallahu anh) kölesidir ancak rivayeti kabul edilmez‘‘ (5) derken İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Buhari ve Nesei o zayıftır derken, Yahya b. Muin (rahmetullahi aleyhim) onda beis yoktur.‘‘ (6) demiştir.  Tirmizi‘ de ‘‘ Bu hadis garib’tir‘‘ dedikten sonra, Halid b. İlyas ve Muhacir b. Mismar hakkında söylenenleri nakletmiştir. (7)

 Dulabinin yine sad b. Ebi Vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Davud b. Raşid ve Harun b. Muhammed hakkın da ‘‘ ikisi de zayıftır‘‘ değerlendirmesini yaparken hafız Askalani (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Davud b. Raşid‘‘ hakkında ‘‘ o leyyinu’l hadis tir.‘‘  (8) demektedir. Tehzibu’l Kemal‘ de İbn-i Hibban’ın (rahmetullahi aleyh) bu raviyi sıkalar arasında yazdığı kaydedilmektedir. C: 8 sh: 386  (9) (10)

 İbn-i Adiyy’in ‘‘ Kamil‘‘ de  Salim ve babasından (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında bazıları ‘‘saduk olmakla beraber son zamanlarda çok hata yapması sebebiyle güvenilmez‘‘ (11) demektedirler.

 Taberani’nin ‘‘Mu’cemu’l evsat‘‘ ta Amir b. Sad ve babasından (radıyallahu anhuma) ‘‘ Evlerinizi temizleyin zira Yahudiler evlerini temizlemezler‘‘ hadisini rivayet ettikten sonra ‘‘ Bu hadis sadece  Zuhri, İbrahim b. Sad, Ebu Davud tayyalis ve Zeyd b. Âhzam kanalıyla gelmiştir.‘‘ demiştir. (12) Haysemi (rahmetullahi aleyh) bu hadisi naklettikten sonra ‘‘ Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) şeyhi dışında bütün ricali sıka (sağlam)dır.‘‘ (13) demiştir.

 Hadisin farklı lafızlarla rivayetleri

 

1) إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّظَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرْمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا أَفْنِيَتَكُمْ وَسَاحَاتِكُمْ وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ ، يَجْمَعُونَ الأَكْبَاءَ فِي دُورِهِمْ

 

‘‘ Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ve evlerinizin sahasını (avlusunu, önünü, çevresini) temizleyin, yahudilere benzemeyin. Zira onlar süprüntülerini (pisliklerini) evlerinde toplarlar.‘‘ (14)

 

2)   إن الله طيب يحب الطيب نظيف يحب النظافة كريم يحب الكرم جواد يحب الجود فنظفوا أفناءكم وساحاتكم ولا تشبهوا باليهود تجمع الأكناف في دورها

 

‘‘Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Evlerinizi ve sahasını  temizlemek suretiyle pisliklerini evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin.‘‘ (15)

 

3)                             طهروا افنيتكم فان اليهود لا تطهر افنيتها

 

 ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ (16)

 

4)                                                 نظفوا أفنيتكم ، فإن اليهود أنتن الناس

 

‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler insanların en pis kokanlarıdır.‘‘ (17)

 Bu rivayetin sıhhat durumu muhaddisler tarafından zayıf olarak kabul edilmekle beraber diğer rivayetlerin bu rivayeti desteklemesinden dolayı hadis hasen hadis olarak değer kazanır.

 İslâm dini muhafaza edilmesi gereken beş hakkı bir vecibe olarak bildirmektedir. Bu beş haktan biride yaşama hakkıdır. Ve insanın sağlıklı yaşaması hem maddi hem de manevi pisliklerden temizlenmesi ile mümkündür.  Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘تنظفوا بكل ما استطعتم فإن الله بنى الإسلام على النظافة ولن يدخل الجنة إلا كل نظيف‘‘ (Gücünüz yettiği kadar her türlü pislikten temizlenin. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) İslâm dinini temizlik üzerine bina etmiştir. Ve Cennete ancak temiz olanlar girebilir.‘‘ (Camiul ehadis, 11005) buyurmak suretiyle  insanın hem bedensel, hem de yaşadığı yerin temiz olması gerektiğini  ifade etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ evlerinizi temizleyin‘‘ buyumak suretiyle sadece evlerin içlerini temizlemenin yeterli gelmediğini, evlerin önlerini ve cevrelerini de temizlemek gerektiğini söylemektedir.

 İmam-ı Münavi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ hadisini şerh ederken  Konevi’den (rahmetullahi aleyh) naklen ‘‘  Bu hadis çevremizin temizliğine önem verdiği gibi, insanın batınının temizliğine de önem vermesini işaret etmektedir. Zira batını temiz olmayan insanın kalbin de ne ilahi şuhudlar, ne de tevhidi hakikatler ortaya çıkmaz.‘‘ (18) demektedir.

 (1) Karıştırıcılık ve yalancılıkla suçlanan bir ravinin rivayetinin muhaddislerce red edilmesi

(2) Bir râvinin rivayetinin kabul edilebilmesi için vasıflandırmak

 (3) Buhari, Tarihu’s-sağır c:2 sh:130

 (4) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin C:1 sh:245

 (5) Buhari, Tarihu’s-sağır c: 2 sh:264, ve Tarihu’l kebir c: 1 sh:328

 (6) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin c:1 sh:54

 (7) Mubarekfuri, Tuhfetu’l ahvaz c: 8 sh: 68

 (8)  leyyinu’l hadis (hadiste gevşek) cerh’te en hafif cerh tabiridir. Bununla cerh edilen ravinin hadisine itibar edilir, rivayeti yazılır demektir. Dârekutni << rahmetullahi aleyh>> ‘‘bu şekilde cerh edilen ravi adaletten düşmez‘‘ demektedir.

 (9) Kaşif , c:1 sh: 379

(10) Harun b. Muhammed isimli ravi hakkında eldeki mevcud tabakat kitablarında her hangi bir malumat bulamadım

 (11) Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında Mizan ve Tehzib’te bir malumat olmamakla beraber ‘‘ İkmalu’l kemal‘‘ de c: 1 sh: 129 Nesei’nin bu raviden hadis rivayet ettiği kaydı bulunmaktadır

 (12) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231

 (13) Mecmau’z-zevaid, c:1 sh: 635 ‘‘ Haysemi (rahmetullahi aleyh) burada Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) hangi şeyhini kastettiği söylememiş. Ancak c: 1 sh: 185’de Muntasır b. Temim Muntasır isimli şeyhinden söz etmektedir.

 (14) Müsned-i Bezzar, c:1 sh:199 hadis no: 1114

 (15) Müsnedi Ebi Ya’la, c: 2 sh: 121 hadis no: 791

 (16) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231 hadis no: 4057, Kenzul Ummal, hadis no: 41498

 (17) Vekii Zühd, babu’t-tenzif 287 (Diğer hadis kitabların da bu ibare ile bir hadis bulamadım. Ancak Hem Sünen-i Tirmizi’de, hem de Müsnedi Ebi Ya’la da ‘‘نظفوا أفنيتكم‘‘ (Evlerinizi temizleyin) şeklinde rivayet bulunmaktadır. Rivayetin ikinci cümlesini ravilerden birisinin ilave etmiş olması mümkündür. O zaman ikinci cümle mürsel hadis olarak görülebilir.

 (18) Münavi, Feyzul kadir, c:4 sh: 358

 

BİSMİHİ TEALA 

 

İslâm hukukunun Kur’an-ı kerim’den sonra ikinci delili olan hadislerin üzerinde ilk devirlerden beri sahihliği üzerinde tartışmalar olmuştur. Hadislerin peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olmadığını savunanların çeşitli iddialarının başında gelen itirazlarından birisi de hadislerin peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yazılmasının engellendiği şeklindedir. Nitekim bu konuda ki rivayetlerin birisi şu şekildedir:

 

عن أبي سعيد الخدري

أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لا تكتبوا عني ومن كتب عني غير القرآن فليمحه

 

‘’ Ebu saidi’l hudri’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuştur:

 

‘’ Benden kur’andan başka bir şey yazmayın. Kim benden kur’an dan başka bir şey yazdıysa imha etsin.’’

 

İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) bu hadisin şerhin de:

 

‘’ Selef ve tabiun (rıdvanullahi aleyhim ecmain) hadislerin yazılması hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı hadislerin yazılmasını uygun görmemişken, diğer kısmı da uygun görmüşlerdir. Daha sonra Müslümanların hadislerin yazılmasının cevazına dair icmalarından sonra bu ihtilaf ortadan kalkmıştır. Yine hadisi şerifte ki nehyin sebebi hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı bu nehyin sebebi hakkında ‘’hafızalarına güvenilmeyen kişilerin bu hadisleri yazmaları sebebiyle insanların birbirlerine düşeceklerinden korkulmasından dolayı’’ derken. Bir kısmı da ‘’ O zaman Kur’an ayetleri ile hadislerin yazılmaları aynı sahife de olmasından dolayı karıştırılabilirdi. Zira sahifeyi okuyan kişi kur’an ayetleri ile hadislerin bir birine benzemesin den dolayı tefrik edemeyebilirdi. Ancak daha sonra artık insanların bunları karıştırma endişeleri ortadan kalkınca peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Enes b. Malik, Ebu hureyre, ve ömer b. As (radıyalalhu anhum ecmain) yazmalarına izin vermesi sebebiyle bu yasak nesh olmuştur.  ’’

 

Hadislerin daha sonraki kuşak ve nesillere aktarılması hususunda yazmak elbette önemli olabilir ancak sadece yazmak yeterlimidir? Yazmanın yanın da hadisleri nakleden (ravinin) kişilerin hadisleri koruması yani ravinin adil ve güvenilir olmasının ve ravinin hafızasının kuvvetli olması daha emniyetli ve güven verici değil midir?

 

 Hadis hangi yolla nakledilirse nakledilsin hadisin korunmasın da önemli olan ravinin adaleti olduğu için yazmak hadisin delil olmasının şartlarından olmadığı gibi, hadisi korumanın da tek yolu değildir.

 

Zira peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) islâm’ın yayılma politikasını takip ederken uygulamış olduğu metod bizim için yeterli bir örnektir.

 

Bilindiği gibi peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdiği her elçi ile birlikte onun elçiliğini ispatlayan ve bazen içerisin de ayetlerin olmayıp sünnet ile tespit edilen hükümlerin olduğu geniş bir mektup yazardı. Bu da bize ravinin adil ve kur’an ve sünnetten bildiklerini tebliğ etmesinin yeterli olduğunu göstermektedir.

 

Ayrıca hepimizin malumudur ki kur’an birçok emrin izahatının yapılmasını peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) bırakmıştır. Mesela namazın keyfiyeti hususunda kur’an da bir hüküm bulunması mümkün değildir. Bir insan kalkıp ta ‘’Ben kur’an’a göre namaz kılacağım derse’’ bunun mümkün olamayacağı gayet açık ve nettir. Bilakis bu konuda başvuracağı tek merci peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun sünnetidir. Ve bu konuda yani namazın keyfiyetinin peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yazıldığına veya yazılması gerektiğine dair bir delil olmadığı gibi peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve selem) bunu emrettiğine dair bir delil dahi bulunmamaktadır. Eğer hadislerin yazılması şart olsaydı gerek peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), gerek onun ashabı (rıdvanullahi aleyhim ecmain), gerekse daha sonra gelen müçtehidler sadece içtihad ile namazın keyfiyetini ortaya koyamayacaklarından dolayı bunların yazılması gerektiğini söylerlerdi.

 

Hadislerin yazılmasının şart olmadığını gösteren başka bir hususta şudur ki, peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinin yaptığı her şeyin yazılması gerektiğini hiçbir zaman söylememiştir. Eğer hadislerin yazılması şart olsaydı peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunu unutması veya yapmaması caiz olmazdı.

 

Eğer hadisleri bize kadar ulaştıran kişi adalet sahibi olmasaydı onun yazılı bir biçim de bize ulaştırdığı hadislere de güven olmazdı. Zira bu tür yazmalar ne kat’iyyet ne de zan ifade etmez. Keza adil bir ravinin yazdığı hadisi, adil olmayan bir ravi yazılı olarak bize nakletse bu hadiste kat’iyyet ve zan ifade etmez. Eğer adalet sahibi bir ravinin yazdıklarını aynı değerde ki bir ravi bize ulaştıracak olursa bu da kat’iyyet değil sadece zan ifade eder. Zira her ne kadar ravi adil dahi olsa bir ihtimal onda hata veya tahribat söz konusu olabilir. Sadece bu tür ravilerin hepsi tevatür mertebesine ulaşırlarsa o zaman bu tür hadisler delil ve kat’iyyet ifade ederler.

 

Usül uleması hadislerin kabul edilmesi meselesini izah ederlerken ezberden dinleme yolu ile, yazılı olarak alınan hadis çeliştiği zaman dinleme yolu ile gelen hadisin tercih edileceğini söylemektedirler. Nitekim El- Âmidi (rahmetullahi aleyh) bunu şu şekilde izah etmektedir:

 

‘’ Haberlerden birisinin ravisi, onu peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) bizzat işiterek, diğeri de yazı yoluyla aldığında, işitme yoluyla alınan rivayete, hata ve tahrif vuku bulma ihtimali daha nadir olduğundan dolayı bu rivayetin kabul edilmesi daha evladır.’’

 

İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh) de bu meseleyi şöyle değerlendirmektedir:

‘’ Hadisin yazı yoluyla delil olabilmesi için mektubun mühürlü ve onu taşıyanın güvenilir olması şarttır. Bununla birlikte, mektubu gönderen şeyhin yazısını, kendisine mektub gönderilen zâtın tanıması gerekmektedir.’’

 

Ayrıca peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında Arapların ümmi bir topluluk oldukları da bilinen bir gerçektir. İçlerinde ender olarak yazmayı bilenler bulunmaktaysa da onların da yazılarının düzgün ve güzel oldukları söylenemezdi. İçlerinde yazanlar olmasına rağmen okur durumda olanlar da yazılan metinleri doğru dürüst okuyamazlardı. Öyle ki noktalama işaretleri tespit edilmediği dönem de özellikle haberleşme, tarihi vak’aların tespitinde, hatalar olduğundan dolayı hafızaları kuvvetli olanlara büyük güven duyulmaktaydı.

 

İmam-ı Nevevi’nin de (rahmetullahi aleyh) işaret ettiği gibi güven ortamı sağlandıktan ve kur’an-ı kerim ayetleri ile hadislerin karıştırılma ihtimali ortadan kalktıktan sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bazı sahabelere hadislerin yazılması için bazı sahabeye (rıdavanullahi aleyhim ecmain) izin vermiştir.

 

 

عن عبد الله بن عمرو قال

: كنت أكتب كل شىء أسمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم أريد حفظه فنهتني قريش وقالوا أتكتب كل شىء تسمعه ورسول الله صلى الله عليه وسلم بشر يتكلم في الغضب والرضا فأمسكت عن الكتاب فذكرت ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فأومأ باصبعه إلى فيه فقال ” اكتب فوالذي نفسي بيده ما يخرج منه إلا حق

 

Abdullah b. Amr (radıyallahu anh) şöyle rivayet etmektedir:

 

‘’ Ben ezberlemek amacıyla resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş’den bazıları (sahabiler): ‘’Rasulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) dinlediğin her şeyi yazıyor musun? Hâlbuki oda bir insandır, bazen kızgın, bazen neşeli halinde konuşur.’’ diyerek beni yazmaktan alıkoydular. Bunun üzerine ben yazmayı bıraktım ve rasulullaha (Sallallahu aleyhi ve selem) bu durumu anlattım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) parmağı ile ağzını işaret ederek:

 

‘’ Yaz, nefsim elinde olan ALLAH’a (Celle celalühü) yemin ederim ki; buradan haktan başkası çıkmaz.’’ buyurdu.’’

 

 

أبو هريرة قال

: لما فتحت مكة قام النبي صلى الله عليه وسلم فذكر الخطبة خطبة النبي صلى الله عليه وسلم قال فقام رجل من أهل اليمن يقال له أبو شاه فقال يارسول الله اكتبوا لي فقال ” اكتبوا لأبي شاه

 

 ‘’ Mekke feth edildiğin de peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir hutbe okudu. Bu sırada yemen den Ebu şah (radıyallahu anh) isimli bir kişi: ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) (bu hutbeyi) benim için yazdırırmısınız?’’ diye sordu. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’Ebu şah için onu yazın.’’ buyurdu.

 

Görüldüğü gibi peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) islâm’ın ilk dönemlerin de hadislerin yazılmasını yasakladıysa da daha sonra bu yasağı kaldırmıştır. Ulema bu tearuz eden hadisler hakkında birkaç görüş ileri sürmüşlerdir:

 

1) Hadislerin yazılması kur’an-ı kerim’in indirildiği dönem de karıştırılmasından korktuğu için peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yasaklanmış. Daha sonra bu tehlike ortadan kalkınca izin verilmiştir.

 

2) Hadislerin yazılması kur’an ayetleri ile hadislerin aynı sayfa ya yazılmasıyla alakalıdır. Zira sahabeyi kiram (rıdvanullahi aleyhim ecmain) hadisleri ayetlerin kenarına yazmaktaydılar. Bunların karıştırılması endişesi dolayısıyla hadis yazımı yasaklanmıştır. Sadece hadislerin yazıldığı müstakil sayfalar hakkın da bu yasaklama söz konusu değildir.

 

3) Hadislerin yazılmasının yasaklanması umumi bir yasak olmayıp, sadece peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) odalarında ki vahiy kâtipleri hakkındadır. Zira onlara hadislerin yazılması için izin verilseydi kur’an la hadisi karıştırılmadığından emin olunamazdı.

 

4) Yazma yasağı, unutma endişesi olmayan, hafızasına güvenerek yazdığına dayanarak gevşek davranacağından korkulan kimseler içindir. Unutma korkusu olan veya onlara güvenmeyip gevşeklik göstermesinden korkulmayan kişiler içindir.

 

5) Bu izin Süryanice ve Arapçayı okuyup yazabilen Abdullah b.Amr’a (radıyallahu anh) aittir. Zira sadece o eski kitapları okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

 

6) Burada nesh bulunmaktadır. Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) önce hadislerin yazılmasını yasakladı, daha sonra bazı sebeblerden dolayı bu yasağı kaldırdı. Nitekim buna benzer (tıpkı oruçlunun kan aldırması ilk önce yasaklanmışken daha sonra fiili sünnet ile nesh edilmesi gibi) neshlerde oldu gibi.

Nitekim Hattabi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:

 

‘’ Öyle görülüyor ki yasaklama önceleri olmuş, fakat daha sonra yazmaya müsaade edilmiştir.’’

 

Kaynaklar:

1) Nevevi, şerhi müslim, c: 18 sh: 129,130

2) Hattabi, meâlimü’s-sünen, c: 4, sh: 150

3) Suyuti, tedribu’r-râvi sh: 150,151

4) Süneni ebu davud, k, ilm,3

5) İbn-i hacer, fethu’l bâri, c:1 sh:115,150

6) Suyuti, miftahu’s-sünne, sh: 17

7) Abdulgani abdulhâlık, hücciyyetü’s-sünne

8 ) Nesefi, serhu’l akaid, c:1, sh:54

9) Amidi, el-ihkam, c: 4, sh:334

10) Sahihi Müslim, k,zühd,16

BİSMİHİ TEALA

Sahabe peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) gören ve onun sohbetinde bulunan Müslümanlara verilen bir vasıftır. Temyiz yaşındaki çocuğun Müslüman olması ve bazı ibadetleri ( yedi yaşında namaz, on yaşında oruç vs) eda etmesi sahihtir. Bunu esas alan usûl âlimleri, ‘’ Bir kimsenin sahabi olabilmesi için buluğa ermiş olması şart değildir. Temyiz kabiliyetine sahip olan çocuklarda sahabi sayılırlar.’’ Demişlerdir. (Suyuti, tedribu’r-ravi, c:2, sh: 129)

 

Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğuştan veya ârizi sebeplerden dolayı göremeyen, fakat onun sohbetinde bulunanlarda sahabi olarak vasıflandırıllar. Mesela Ümmü Mektum (radıyallahu anh) ama olduğu için peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) görememiştir. Ancak sahabe-i kiram’dan olduğu sabittir. (Suyuti, tedribu’r-ravi, c:2, sh:129)

 

Muhaddisler sahabe-i kiramı derece, itibar ve fazilet bakımından muhtelif tabakalara ayırmışlardır. Bunların en meşhur olanı Nisaburi’nin (rahmetullahi aleyh) yapmış olduğu tasniftir. Bu tasnife göre sahabe fazilet bakımından oniki tabakaya ayrılırlar. Bunlar sırasıyla şöyledir:

 

Birinci tabaka: Mekke’de ilk defa Müslüman olanlar.

 

İkinci tabaka: Daru’n-nedve üyesi olanlar.

 

Üçüncü tabaka: Habeşistan’a hicret edenler.

 

Dördüncü tabaka: Birinci Akabe bey’atında hazır olanlar.

 

Beşinci tabaka: İkinci Akabe’de peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) bey’at edenler ki bunların çoğu ensardandır.

 

Altıncı tabaka: Hicret esnasında Kuba’da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye girmeden önce mescidin inşası esnasında katılanlar.

 

Yedinci tabaka: Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ İstediğinizi yapın muhakkak bağışlanacaksınız’’ müjdesine mazhar olan Bedir ashabı.

 

Sekizinci tabaka: Bedir ve Hudeybiye (Hudeybiye savaşından önce) arasında hicret edenler.

 

Dokuzuncu tabaka: Hudeybiye’de Bey’atu’r-rıdvana katılanlar.

 

Onuncu tabaka: Hudeybiye ile Mekke’nin fethi arasında hicret edenler.

 

Onbirinci tabaka: Mekke’nin feth edildiği gün Müslüman olanlar.

 

Onikinci tabaka: Mekkenin fethi, Veda haccı ve diğer zamanlarda peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) gören çocuklar ve diğerleri. (Nisaburi, Ma’rifetu ulumil hadis, sh: 14,15)

 

Muhaddislerin yaptıkları ikinci tasnif ise rivayet ettikleri hadis sayısına göredir. Bunlar da iki gruba ayrılırlar:

 

Birincisi: En çok hadis rivayet edenler. Bunlarda:

 

5374 hadis ile Ebu Hureyre, 2630 hadis ile Abdullah b. Ömer, 2286 hadis ile Enes b. Malik, 2210 hadis ile Hz. Aişe, 1660 hadis ile Abdullah b. Abbas, 1540 hadis ile Cabir b. Abdullah, 1170 hadis ile Ebu Said el Hudridir. (radıyallahu anhum ecmain) (Suyuti, tedribu’r-ravi) Bunlara ‘’Maksirun’’denilir.

 

İkincisi: Bunların dışında kalan ve daha az hadis rivayet eden sahabilerdir.