BİSMİHİ TEALA

Hanefi mezhebi haberi vâhid ile amel edilebilmesi için şu şartları aramaktadır:

 

1) Ravi, peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) rivayet ettiği hadisin aksine davranış veya bu rivayete aykırı fetva vermiş olmamalıdır. Mesela:

 

Hz. Aişe (radıyallahu anha) rivayet ettiği ‘’ Velisinin izni olmadan nikahlanan kadının evliliği batıldır.’’ Hadisine rağmen kardeşi Abdurrahman (radıyallahu anh) Şam’da iken onun kızını evlendirmiştir.

 

2) Hadis sık sık tekerrür eden ve her mükellefin hükmünü bilme ihtiyacı hissettiği olaylar hakkında olmamalıdır. Usul literatüründe ‘’ Umumu belvâ’’ şeklinde geçen bu prensip ile, fert ve cemiyet hayatında hemen herkesin karşılaştığı ve hükmünü bilmeye ihtiyaç duyduğu meseleler veya hadiseler kastedilmektedir. Mesela:

 

Hanefiler ile Zahiriler arasındaki tenasül uzvuna kasden dokunma, Cenaze teşımadan dolayı abdestin bozulması, namazda rükûa varırken ve kalkarken ellerin kaldırılması gibi münâkaşa  mevzuu meselelerde, söz konusu ‘’ umumu belvâ’’ prensibinin tesiri olduğunu görmekteyiz.

 

3) Hadis rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi (fıkhu’r-râvi) ve ictihad ehliyeti ile tanınmış biri değilse, hadis kıyasa ve şer’i esaslara aykırı olmamalıdır.

 

4) Haberi vahidler; Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnet gibi daha kuvvetli bir delil ile çatışmamalıdır.

 

5) Haberi vahidler ve Kur’an nassı üzerine ziyade meselesi: Hanefi mezhebine göre ‘’ ez-ziyade ale’n-nas bi haberi’l vahid’’ caiz değildir, kabul edilemez. Nass üzerine ziyade, şekil itibâri ile, ‘’ Beyan’’ mana itibâri ile ‘’ Nesh’’ demektir; nesh de haberi vahid ile sabit olmaz.

 

BİSMİHİ TEALA

52- Etbau’t-tabiin devrinde hadis rivayetinin bağlandığı esaslar nelerdir?

 52- Örneğin, Şube ibnu’l-Haccac (rahmetullahi aleyh), ‘Kimin hadisi rivayet edilmez ?’ sorusuna şu cevabı vermiştir:

     1-Maruf ravilerden, meşhur muhaddislerin bilmedikleri hadisleri çok rivayet edenden hadis alınmaz.

     2-Hadis uydurmakla itham edilen kimseden

     3-Galatı (yanlışı) çok olan kimseden hadis alınmaz.

     İmam Malik b. Enes de (rahmetullahi aleyh) , dört kısım kimseden hadis alınamayacağını söylemektedir;

     1-Sefih olan ve sefahatini ilan eden kimseden

     2-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadisinde yalan söylemese bile, günlük hayatında yalan söylediği tesbit edilen kimseden

     3-Heva ehlinden olan halkı da kendi hevasına davet eden kimseden

     4-İbadet ve faziletiyle tanınmış olsa bile, ne rivayet ettiğini bilmeyen kimseden hadis alınmaz.

 53-Hadisi mana ile rivayet edebilmek için, etbau’t-tabiin arasında geliştirilen şartlar nelerdir?

 53- Bir ravi, hadisini mana ile rivayet edebilmek için;

     1-Arapçanın sarf ve nahiv kaidelerine tam manasıyla vakıf olmalıdır.

     2-Lugat ilmine aynı şekilde vakıf olmalıdır.

     3-Kelimelerin delalet ettikleri manaları iyi bilmelidir.

     4-Bir hadisi değişik kelime veya sözlerle rivayet ettiği zaman, o hadisin, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kasdetmiş olduğu manayı aynen verdiğine her bakımdan kanaat getirmelidir.

     Bu gibi şartlara sahip olmayan bir ravi, hadisi mana ile, yani değişik söz veya kelimelerle rivayet ettiği zaman, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve selem), hadisiyle kastettiği mananın bozulup bozulmadığını anlamadan, fakat onu çok defa da bozarak, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından söylenmemiş bir hadis rivayet etmiş olur. 

 54-Etbau’t-tabiin devrinde yazılan hadis kitaplarını kaç gurupta toplamak mümkündür?

 54- Etbau’t-tabiin devrinde yazılan hadis kitaplarını başlıca beş gurupta toplamak mümkündür.

     1-Siyer ve mağazi kitapları,   2-Sünenler,    3-Camiler,    4-Musannaflar,     5-Belirli bir konuya tahsis edilmiş kitaplar.

 55-Hadis terimi olarak sened ne demektir?

 55- Senet; Hadisi ilk kaynağına götüren ravi zincirine verilen isimdir. (Senede, tarik veya isnatta denir.)

 56- İsnat nedir?  hadis rivayeti açısından önemini nedir?

56- İsnat; Hadisi nakleden ravi dediğimiz kimselerin isimlerini, birbirlerinden naklettiklerini gösteren bazı lafızlar kullanarak sıralamaktır.

     Bir hadisin doğruluğunu, yani Hz. Peygamberden (Sallallahu aleyhi ve sellem) duyulmuş olduğu şekliyle nakledildiğini anlamak için hadis alimleri ilk önce senede bakmışlar, senetteki raviler dürüst ve güvenilir kimseler ise genellikle o hadisi sahih kabul etmişlerdir.

     Senedin önemini vurgulamak isteyen Muhammed b. Şirin’de (rahmetullahi aleyh)  ‘’Bu ilim dindir, dinini kimden aldığına dikkat et’’ diyerek dinin önemli bir kaynağı olan hadis ve sünnetin, isnat (senet) yoluyla geldiğine işaret etmiş ve dini aktaran bu kişilerin güvenilir olup olmadıklarına dikkat edilmesini istemiştir.

 57-Ali ve nazil isnat nedir?

 57- Eğer bir hadis, senedinde kopukluk olmadan Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) daha az ravi aracılığı ile ulaşıyorsa buna ‘ali isnat’ denir.

     Şayet az ravi ile aktarma imkanı varken, daha çok ravi ile rivayet edilmişse bu hadisin senedine de ‘nazil isnat’ denir. (Bir isnadın nazil oluşu her devirde birden fazla ravi olmasıyla anlaşılır.)

 58-Ali isnatların değerli olmasının sebebi nedir?

 58- Hadisin ilk kaynağı olan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile, onu son olarak rivayet eden kimse arasındaki ravi sayısı ne kadar az olursa, Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) yakınlık o kadar fazla olacağından, ali isnatlara değer verilmiştir. Çünkü Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) zaman itibariyle yakınlık ve ravi sayısının azlığı, hadise gelecek kusurları asgariye indirir.

 59- Metin nedir?

 59- Metin; isnadın, yani raviler zincirinin kendisinde son bulduğu kısımdır. Hadisin aslını oluşturan bu kısım, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği, yaptığı, onayladığı ya da onaylamadığı şeylerin yer aldığı bölümdür.

 60- Ravi ve Şeyh kime denir?

 60-  Ravi: Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ya da sahabe veya tabiinin söz ve uygulamalarını rivayet eden, yani başkalarına aktaran kişidir.

     Şeyh ise; İslami ilimlerde bütün alimler için kullanılan genel bir isim olmakla beraber, özel olarak hadis ilminde, kendisinden hadis rivayet edilen şahıslara verilen bir addır.

 61- Rivayetin tanımını nedir?

 61-Rivayet; hadis veya diğer haberlerin nakli ile, bunları haber verenlere isnat etmek (dayandırmak) tır.

     Rivayetin üç öğesi bulunmaktadır:

     1-Rivayete konu olan hadis veya benzeri bir haber

     2-Haberin kendisinden alındığı şahıs (şeyh)

     3-Bu haberi kendisine nakledene dayandırarak rivayet eden kimse (ravi) dir.

 62- Tabaka ne demektir?

 62-Tabaka:  Birbirine yaşça yakın olan ve rivayeti bakımından aynı dönemi paylaşan kimseler gurubuna verilen isimdir. Sahabe tabakası,  tabiin tabakası gibi.

 63-Bir ravide bulunması gereken adalet ve zapt sıfatları nelerdir?

 63- Hadis rivayet eden bir kimsenin güvenilir olma niteliğini ifade eden Adalet, kişiyi ALLAH ve Resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) emir ve yasaklarına saygılı ve itaatkar olmaya, toplum içinde onurunu zedeleyici söz ve işlerden uzak durmaya yönelten özelliktir.

     Zabt: Ravinin işittiği bir hadisi, ezberinden rivayet ediyorsa, başkasına rivayet edinceye kadar hiç değiştirmeden hafızasında tutup gerektiği zaman aynen tekrar ederek nakledebilmesi; Şayet kitabından rivayet ediyorsa, kitabını dikkatli bir şekilde yazmış ve kontrol etmiş olması; Mana ile rivayet ediyorsa, manayı bozacak unsurları biliyor olması demektir.

 64-Bir ravide bulunması gereken şartlardan adaletle ilgili olanlar nelerdir?      

 64- Adalet vasfında şu unsurlar bulunur:

     1-Müslüman olmak; Müslüman olmayanın beyanına itimat edilmez.

     2-Büluğa ermiş olmak: Bu sorumluluk şartıdır.

     3-Akıllı olmak: Bu doğruluk ve sözü bellemek bakımından gereklidir.

     4-Takva sahibi olmak: Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahlarda ısrar etmemek anlamında bir takva sahibi olmak gereklidir. ‘‘Fasıkın getirdiği haberin araştırılması’’ ayetle belirlenmiş bulunmaktadır.

     5-Muruet: İnsani ve örfi meziyet ve geleneklere sahip ve saygılı yaşamak. Yollara pislemek, kişileri alay ve eğlenceye almak gibi basit davranışlarda bulunanlar itimada layık değildirler.

 65- Cerh ve Ta’dil ne demektir?

 65- Arapça ‘’yaralamak’’ anlamına gelen CERH, hadis terimi olarak, bir ravinin güvenilir olmadığını, yani adalet ve zabt sıfatlarını tam olarak taşımadığını tesbit etme işidir. 

     Adalet kelimesinden gelen TA’DİL ise, bir ravinin güvenilir olduğunu, yani adalet ve zabt sıfatlarını tam olarak taşıdığını tesbit etme işidir. Ta’dil edilen raviye sika (güvenilir) denilir.

 66- Metain-i Aşere ne demektir?

 66- Bir ravinin güvenilmez olduğunu gösteren on kusura metain-i aşere (on suçlama noktası) denir.

Bu kusurlardan birine veya bir kaçına sahip olan ravinin hadis rivayeti kabul edilmez. Hadis alimlerinin belirledikleri bu on kusurun beşi ravinin adalet, beşi de zabt yönüyle ilgilidir.

 67-Bir ravinin adaletine yönelik Tenkit noktaları (suçlamalar, kusurlar) nelerdir?

 67- 1- Kizbu’r-ravi: Ravinin hem günlük hayatında hem de hadis rivayetinde yalan söylediğinin açığa çıkması, yani yalancılığının sabit olmasıdır.

     2-İttihamu’r-ravi bi’l-kizb: Diğer konularda yalan söylediği bilinen bir ravinin hadis rivayetinde de yalan söyleyebileceğine ihtimal verilmesi, ravinin yalanla itham edilmesidir.

     3-Fısku’r-ravi: Ravinin dini buyruklara karşı duyarsız davranıp günah işlemekten sakınmaması demektir.

     4-Bid’atü’r-ravi: Ravinin İslam dininin temel prensiplerine aykırı görüşler ileri sürmesi, böyle görüşleri benimseyen grupların içinde yer almasıdır.

     5-Cehaletü’r-ravi: ravinin tanınmaması ve dolayısıyla cer ve tadil yönünden durumunun bilinmemesidir.

 68-Bir ravinin zabtına yönelik Tenkit noktaları (suçlamaları, kusurları) nelerdir?

 68- 1- Fartu’l-gafle: Ravinin aşırı dalgınlığı ve dikkatsizliği demektir. Bu özellikte olan ravi, rivayetinde sıkça hataya düşeceği için cerh edilir ve rivayeti kabul edilmez.

     2-Kesretu’l-galat: Ravinin hadisi alırken ve naklederken çok hata yapması anlamına gelir.

     3-Suu’l-hıfz: Ravinin, hadis rivayetinde hatası, isabetinden çok olacak derecede hafızasının zayıf olması, ezberlediklerini eksik veya fazla ezberleyip çabuk unutmasıdır.

     4-Vehm: İnsanın yanlış bir zanna dayanarak hataya düşmesi manasına gelen vehm, hadiste ravinin senet ve metinlerde karışıklığa yol açacak hataları sık sık yapmasıdır.

     5-Muhalefetü’s-sikat: Eğer zayıf bir ravi, güvenilir bir raviye, güvenilir bir ravi de kendisinden daha güvenilir bir raviye, rivayetiyle aykırı düşerse buna muhalefetü’s-sikat (güvenilir olanlara muhalefet) adı verilir.

 69-Hadis türlerini nelerdir?

 69-a- Kutsi hadis: Manası ALLAH’a (Celle celalühü), sözleri Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olan hadistir.

     b-Merfu hadis: Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayandırılan bütün söz, fiil ve takrirlere denir.

     c-Mevkuf hadis: Sahabilerden söz, fiil ve takrir olarak rivayet edilen haberlere denir.

     d-Maktu hadis: Tabiilerden söz, fiil ve takrir olarak rivayet edilen haberlere denir.

 70- Kutsi hadisle Kur’an-ı Kerim arasındaki fark nedir?

 70- Kutsi hadisin manası ilham yoluyla, ALLAH’tan (Celle celalühü) gelse de sözleri Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) aittir. Kur’an-ı Kerim’in ise hem manası, hem de o manayı veren söz ve kelimeleri ALLAH’a (Cellecelalühü) aittir.

     Kutsi hadis, bazen Cebrail (aleyhi’s-selam) tarafından getirilmiş, bazen uykuda rüya şeklinde, bazen de uyanık iken ilham yoluyla gelmiştir. Kur’an ayetleri ise yalnız Cebrail (aleyhi’s-selam) tarafından getirilmiştir.

 71-Kutsi hadisle nebevi hadis arasındaki  fark nedir?

 71-Kutsi hadisle nebevi hadis arasında sadece şekle dayalı bir fark vardır. Kutsi hadiste hitap, Kur’an ayetlerinde olduğu gibi ALLAH’ındır (Celle celalühü). Nebevi hadislerdeki hitap ise Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) aittir.

 72-Hükmen merfu hadis nedir?

 72- Bazı söz, fiil ve takrirler vardır ki, bunlar Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnad edilmemişlerdir ve sahabilerin söz, fiil ve takrirleri olarak görülürler. Fakat aslında, bunlarında Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) merfu hadislerinden olduklarına hükmedilirler.   Mesela; bir sahabinin yaratılışla ilgili bir sözü, geçmiş peygamberlere ait bir kıssası, cennet ve cehennemle ilgili bir açıklaması, geleceğe ait haberler ve bunun gibi, bir sahabinin bilmesi mümkün olmayan, ictihat eseri de olmayan bir takım bilgileri ihtiva eden sözleri merfu hadislerden sayılır; Çünkü sahabi bu sözleri her ne kadar Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnat etmemiş olsa bile, kaynağı yine Hz. Peygamberdir (Sallallahu aleyhi ve selem) ve ondan işitmiştir.

     Sahabinin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnat etmeden söylediği bu çeşit sözlerine hükmen merfu olan hadis denir.

 73- Sahabe sözüne  hadis denilmesinin sebebi nedir?

 73- Sahabe sözüne hadis denilmesi, onların, dinle ilgili söz ve davranışlarının kaynağının büyük ölçüde Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayanmış olabileceği ihtimalinden doğmaktadır.

 74- Geliş yollarına göre hadis türleri nelerdir? mütevatir hadis ne demektir?

 74- Hadisler, geliş yollarına, yani senetlerine göre mütevatir ve ahad olarak başlıca iki kısma ayrılır.

     Mütevatir hadis: Senedin başından itibaren çok sayıda ravinin (yani yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir kalabalığın) birbirlerine naklederek rivayet ettikleri hadise denir.

     Örnek: Kur’an-ı Kerim ve Namaz, Oruç gibi ibadetler.

 75-Ahad hadisin tanımı nasıldır?

 75- Ahad hadis: Mütevatir hadislerin dışında kalan bütün rivayet çeşitlerine verilen genel bir isimdir. Bu tür rivayetlere haberi vahid de denilir.

     Ahad hadisler de, her tabakada onları rivayet eden ravilerin sayısına göre,   1-Meşhur 2-Aziz ve 3-Garib olmak üzere üç kısma ayrılır.

 

     1-Meşhur Hadis: Önceleri, kelimenin sözlük anlamına uygun olarak bir çok kişi tarafından rivayet edilip, delil sayılan ve herkes tarafından tanınıp bilinen rivayet anlamında kullanılan meşhur hadis terimi, hadis usulünün gelişmesiyle birlikte her tabakada en az üç kişinin rivayet etmiş olduğu hadise isim olarak verilmiştir.

     2-Aziz Hadis: Senedin başından sonuna kadar her tabakada ravileri ikiden az olmayan hadislere denilir.

     3-Garip Hadis: Tek kişi tarafından rivayet olunan veya senedin herhangi bir yerinde ravisi tek kalan hadislere denir. Garip hadislere fert hadis de denilir.

 76-Sahih Hadis nedir?

76- Sahih Hadis: Adalet ve zabt niteliklerine sahip ravilerin muttasıl (kopuksuz) bir isnatla rivayet ettikleri, şaz ve muallel (illetli) olmayan hadistir.

77-Sahih hadisin özellikleri nelerdir?

 77- 1-  Ravileri adildir: Adaletten maksat, ravinin dini bütün ve itikadı sağlam olması, kötü ve haram fiillerden uzak bulunmasıdır. Ravi, ALLAH’ın (Celle celalühü) emrettiklerini kusursuz yerine getirir; yasakladığı ve haram kıldığı şeylerden de şiddetle kaçınır.

      2-Ravileri zabıttır: Zabt, bir ravinin işitmiş olduğu bir hadisi, başkasına rivayet edinceye kadar, hafızasında tutması ve onu rivayet ederken de, söz veya kelimelerinde hiçbir değişiklik yapmadan işittiği şekilde rivayet edebilmesidir.

      3-Senedi muttasıldır: Her ravinin, kendisinden hadis naklettiği şeyhine kavuşmuş ve hadisi bizzat ondan almış olmasıdır. İsnattaki kopukluk, ravinin, kendisinden hadis naklettiği şeyhten, hadis işitmediği halde işitmiş gibi ondan nakletmesidir.

      4-Hadis şaz değildir: Şaz hadis, güvenilir bir ravinin kendisinden daha güvenilir diğer ravilerin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.

      5-Hadis muallel (illetli) değildir: Muallel ise, senedinde veya metninde gizli bir kusur bulunan hadistir.

 78- Hasen Hadis nedir? sahih ile hasen hadis arasındaki fark nedir?

 78- Hasen Hadis: sahih ile zayıf hadis arasında yer alan, fakat sahihe daha yakın olan bir hadis türüdür.

     Sahih hadisin şartı, ravilerinin sika olması; hasen hadisin şartı ise, ravileri sika olmasa bile, içlerinde yalancılıkla itham olunan birinin bulunmamasıdır.

     Nitekim ibn Hacer’e (rahmetullahi aleyh) göre de hasen, ravisinin zabtında, reddedilmesine sebep olmayacak kadar az zayıflık bulunan bir hadistir.

 79-Zayıf hadis nedir?

 79- Zayıf Hadis: Sahih ve hasen hadisin şartlarından birini veya birkaçını taşımamakla beraber, uydurma (mevzu) olduğu da söylenemeyen hadisler genel olarak zayıf adıyla anılır.

 80- Zayıf hadisler delil kabul edilir mi? Edilirse hangi konularda edilir?

 80- Zayıf hadisler dini konularda delil olarak kullanılmaz. Ancak bazı  (İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) gibi) alimler helal-haram gibi dini hükümler dışında kalan, amellerin faziletleri ve ahlaki konularla ilgili zayıf rivayetlerin kullanılabileceğini söylemişlerdir.

 81-Hadisin senedindeki kopukluk nedeniyle ortaya çıkan zayıf hadis çeşitleri nelerdir?

 81- 1- Mürsel Hadis: Tabii ravinin, sahabi raviyi atlayarak doğrudan Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayandırdığı hadistir.

      2-Mu’dal Hadis: Senedinin herhangi bir yerinde peş peşe iki veya daha çok ravisi düşen (eksik olan) hadistir.

      3-Muallak Hadis: Senedinin baş tarafından, yani hadisi son olarak nakleden raviden itibaren bir veya birkaç ravinin ya da bütün ravilerin peş peşe düşmüş olduğu hadistir.

      4-Munkatı Hadis: Senedinin ortasında bir veya peş peşe olmamak kaydıyla birden fazla ravisi düşmüş olan hadistir.

      5-Müdelles Hadis: Ravinin, şeyhinden işitmediği halde, işitmiş izlenimini uyandırarak naklettiği hadis türünün adıdır.

 82- Raviye yapılan ithamdan dolayı ortaya çıkan zayıf hadis çeşitleri nelerdir?

 82- 1-  Münker Hadis: Zayıf bir ravinin, güvenilir bir ravinin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.

      2-Metruk Hadis: Yalancılıkla itham edilmiş bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadistir.

      3-Muallel Hadis: Görünürde sağlam olmakla beraber, gizli bir kusuru (illeti) olan hadislere denir.

      4-Müdrec Hadis: İçine, bir kelimeyi açıklamak veya bir hüküm çıkarmak gibi amaçlarla ya da yanılarak başka insanların sözlerinin karıştığı hadislere müdrec hadis denilir.

      Sonradan eklenen kısım biliniyorsa sağlam olması halinde bu tür hadislerle amel edilebilir.

      5-Mevzu Hadis: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) adına uydurulmuş sözlere mevzu (uydurma) hadis denilir.

 83-Mevzu (uydurma) hadis nedir?

83-  Uydurma (mevzu) Hadis, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söylemediği ancak çeşitli nedenlerle bazı insanların ona dayandırdıkları sözlerdir.

 84-Uydurma hadislerin başlıca  sebepleri nelerdir?

 84- Hadis uydurmanın sebeplerini şöyle sıralayabiliriz.

     1-Siyasi nedenlerle

     2-Fikri ayrılıklar sebebiyle

     3-Kendi çıkarları için yöneticilere yaklaşma ve maddi ve manevi nüfuz (itibar) elde etme arzusu

     4-İnsanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti

     5-İnsanların kendi soylarını, kavimlerini, dillerini, uluslarını, yaşadıkları belde ve ülkelerini övmek ya da başka soyları, kavimleri, dilleri, ulusları, belde ve ülkeleri yerip küçük düşürmek amacı

     6-İslam dışındaki diğer din ve kültürlere mensup olup da, islam dininin gelişmesinden rahatsız olan kötü niyetli kimselerin, islam dinini ve onun peygamberini, yeni müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak, dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmek istemeleri

     7-İnsanlık kültürü ve tecrübesinin ürettiği, bazı hikmetli deyişler, atasözleri ve vecizelerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnat edilerek nakledilmesi

     8-Geçmiş din ve kültürlerden aktarılan bazı olaylar ve hikayeler de başına bir isnat eklenerek Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) atfedilmiştir.

     9-İslam tarihinin ilk asrında cereyan eden önemli siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri tasvir eden, yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan bazı sahabi ve tabiilerin bu açıklamalarının sonraki nesiller tarafından Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) dayandırılmış olması

 85-Uydurma hadisleri tanıma yolları nelerdir?

 85-Uydurma bir hadis şu yollarla tanınabilir.

     1-Hadis uyduranların itirafı

     2-Hadis alimlerinin yalancılıklarını tesbit ettikleri raviler

     3-Hadisin lafzında veya manasında bozukluk olması

     4-Rivayetin makul bir yoruma imkan vermeyecek şekilde akıl, duyu ve müşahedeye (gözlem)  aykırı olması

     5-Rivayetin mükafat ve ceza yönünden dengesizlik içermesi.  Örneğin: küçük bir iyiliğe çok büyük mükafat ya da basit bir hataya şiddetli bir ceza öngörmesi

     6-Rivayetin güvenilir hadis kitaplarında yer almaması

     7-Kur’an’a aykırı olması

     8-Sünnete aykırı olması

     9-Geleceğe ait somut bilgiler içermesi

     10-Tarihi olaylara aykırı olması

     11-Birçok kimsenin görmesi gereken bir olayı bir kişinin rivayet etmesi

 86-Uydurma hadislerin islama verdiği zararlar nelerdir?

 86- 1-Dinle alakası olmayan hatta dine ters düşen şeylerin, cahil insanlarca dinden sayılması tehlikesini doğurmuştur.

      2-Siyasi amaçlı uydurulan rivayetler ise sanki Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden sonraki siyasi gelişmelerde taraf olduğu, zaman zaman bunlardan birini destekleyip diğerini kötülediği düşüncesini doğurmuştur.

      3-Bazı fırka ve mezheplerin kendi davalarını kuvvetlendirmek ve müslümanları kendi tarafına çekmek için hadis uydurmaya başlamaları neticesinde aynı dine bağlı, aynı peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) inanan müslümanlar birbirine düşman hale gelmiştir.

      4-İnsanları iyi şeylere teşvik edip kötülüklerden sakındırma konusunda, Kur’an’ın ve sahih sünnetin kurallarını sanki yetersiz gören bazı kimseler, aşırı vaat ya da tehditler içeren uydurma hadislerle insanları ya boş ümitlere veya korku ve ümütsizliğe sevk etmişlerdir.

      5-Bir takım din düşmanlarının uydurdukları yüzlerce hadis, islam dini ile bağdaşmayan birçok batıl itikat ve hurafenin islamiyete sokulmasına sebep olmuştur. Bu çeşit hadisler müslümanların inancını sarsığı gibi dini gönlüne tam anlamıyla yerleştirememiş olanları ondan soğutmuştur.

      6-Aşırı milliyetçilik duygusuyla uydurulan hadisler, çeşitli uluslar arasında nefret ve düşmanlığa yol açmıştır.

 87-Hadis tenkidi nedir?

 87- Hadis tenkidi, hadisin sahih olup olmadığını, başka bir ifadeyle rivayetlerin Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olup olmadığını belirlemek için yapılan bir eleştiri faaliyetidir.

     Hadisler senet ve metin olarak iki kısımdan oluştuğu için, rivayetler üzerinde yapılacak bir tenkit çalışması da senet ve metin tenkidi olarak iki kısımda ele alınmıştır.

 88-Senet tenkidi nedir?

 88-Senet üzerinde yapılan incelemeye ve bu inceleme sonunda ravilere ve senet zincirine yönelik değerlendirme ve tenkitlere senet tenkidi denir.

 89-Senet tenkidi nasıl yapılır?

 89- Senet üzerinde yapılacak bir incelemede ilk önce ravi silsilesinde bir kopukluk olup olmadığına bakılır. Eğer kopukluk varsa bu kopukluğun önemi ve şekline göre hadis, çeşitli isimlerle anılır. Bu tür senedi kopuk hadislerin tamamı zayıf sayılır ve dini bir delil olarak kabul edilmez.

     Senet muttasıl ise, yani isnatta herhangi bir kopukluk yoksa, o zaman ravilerin durumu incelenmeye başlanır. Raviler tek tek ele alınarak, cerh ve tadil kitaplarından durumları tesbit edilir. Hangi dönemde yaşadıkları, kimlerden hadis aldıkları, kimlere rivayette bulundukları, hadis öğrenmek için nerelere gittikleri belirlenir. Cer ve tadil bilginlerinin onlar hakkındaki kanaatleri öğrenilir. Eğer bu kanaatler, senetteki tüm raviler için olumlu ise o takdirde hadis sahih sayılır. Senetteki ravilerin biri, birkaçı ya da tamamı için olumsuz nitelemeler yapılmışsa, o hadisin zayıf yada uydurma olduğu anlaşılır.

 90- Muhaddisler niçin isnat ve ravileri eleştirmek gibi tedbirlerle yetinmeyip, hadis metinlerini de eleştirmek yoluna gitmişlerdir? Ve bunu hangi kriterler ile yapmışlardır?

 90- Çünkü hadis uyduranlar uydurdukları hadislere en sağlam isnatları eklemekten çekinmemişlerdir. Bu durumda bir hadisin sahih sayılabilmesi için yalnızca isnadın sahih oluşu yeterli olmamıştır. Muhaddisler hadisin metnini de inceleyerek başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı (sünneti), akıl, tarihi veriler ve metinde görülen çelişki ve tutarsızlıklar gibi bazı ölçütler ışığında sıhhat tesbiti yapmışlardır.

 91-Garibu’l-hadis nedir?

 91- Hadislerde az kullanıldığı için anlaşılması zor olan ve açıklamayı gerektiren kelimelere garibu’l-hadis denir. Bu kelimelerin açıklanmasını konu edinen ilim dalına da garibu’l-hadis ilmi denir.

 92-Muhtelifu’l-hadis nedir?

 92-Görünüşte içerikleri birbiriyle çelişen, fakat dikkatle incelendiği zaman genelde bir çelişki olmadığı anlaşılan hadislere muhtelifu’l-hadis denir. Böyle çelişkili hadislerin durumunu açıklayıp aralarını uzlaştırmaya çalışan ilim dalına da te’vilu muhtelifu’l-hadis adı verilir.

     Örneğin bir hadiste, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içmeyi yasakladığı nakledilirken, Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh), <<Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta su içtiğini >> haber vermiştir. Bu iki haberden anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)oturarak su içmeyi tercih etmekle beraber, gerektiği zaman ayakta da su içmiş, bunda da bir sakınca görmemiştir. Dolayısıyla bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur.

 93- Bazı rivayetlerin çelişkili  zannedilme sebebleri nelerdir ?

 93-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz ve uygulamaları, çeşitli olay ve durumlar karşısında farklılıklar göstermiş, bu farklılıklar hadis kitaplarına da yansımıştır. Bazen, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) yer, zaman ve içinde bulunduğu ortama göre farklı hareket etmiş, bazen kişilere onların durumlarına göre özel hükümler vermiş, tavsiyelerde bulunmuştur. Topluluğa konuşmasıyla kişilerin özel durumlarına yönelik konuşması farklı olabilmiştir. Bütün bunlar aynı hadis kitabının içinde yer aldığı zaman bazı rivayetlerin çelişkili olduğu sanılmıştır.

 94-Fıkhu’l-hadis ne demektir?

 94- Fıkhu’l-hadis, hadis ve sünneti doğru anlamak, Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) amacını iyi kavramaktır. Daha dar anlamda ise fıkhu’l-hadis, hadislerden fıkhi hüküm çıkarmayı konu edinir.

     Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde, sade ve doğrudan anlatımı tercih etmiştir. Ancak yeri geldiğinde mecaz, teşbih (benzetme), temsili anlatım gibi dolaylı anlatım üslubuna da başvurmuş, muhataplarından bazıları bu dolaylı uslubu anlamakta zorlanmışlardır.

     Örneğin; sahabi Ebu Said el-Hudri  (radıyallahu anh)ölüm hastalığında yeni elbiselerini giymiş, sebebini soranlara <<Çünkü ALLAH’ın Resulü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ölen kimse, içinde öldüğü elbiselerle diriltilecektir. Buyurdu.>> demiştir. Halbu ki Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) açıklamasına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buradaki ‘’siyab’’ (elbise) kelimesiyle, ‘’ameli’’ kasdetmiş, bu sözüyle de ‘’herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşrolunacaktır.’’ Demek istemiştir.

 95-Esbabu vurudi’l-hadisin önemini  nedir?

 95-Hadis ilminin, Hz. Peygamberin  (Sallallahu aleyhi  ve sellem) söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştıran dalına Esbabu vurudi’l-hadis (Hadislerin söyleniş sebepleri) adı verilir.

     Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir konuyla ilgili söz ve davranışının gerçek amacını anlayabilmek için ‘’sebebi vurud’’ (söyleniş sebebi) çok önemlidir. Çünkü, hadis ve sünnetin dayandığı sebebi bilmek, o söz ve tatbikatın dini açıdan ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olur.

 96-Dinin anlaşılmasında ve yorumlanmasında hadis ve sünnetin  değeri nedir?

 96- 1-Kur’an doğrultusunda hüküm getirir ve onun hükümlerini pekiştirir.

      2-Kur’an-ı açıklar ve yorumlar

      3-Yeni hükümler getirir

 97-Sünnet ve hadisin Kur’an’ın anlaşılmasındaki degeri nedir?

 97-Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis ve sünnetinin önemli bir bölümü, Kur’an-ı Kerimi açıklama ve yorumlama şeklindedir.

       Sahabiler, inen ayetlerden anlayamadıkları yerleri Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) sorarlar, o da bu ayetlerden ne kasdedildiğini açıklardı. Örneğin: Kur’an’da namazın farz olduğu bildirilmiş ancak, kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı açıklanmamıştır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda soru soran ashabına <<Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi kılınız.>> buyurmuştur.

 98-Kendisine itaat edilmesi ve örnek alınması ALLAH (Celle celalühü) tarafından emredilen bir peygamber, hangi yönüyle örnek alınarak  insanlara numunei imtisal  olacaktır?

 98- Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve selem) dinle ilgili söz, eylem ve davranışları mü’minleri bağlayıcı kabul edilmiş, dünyevi tutum ve davranışları bağlayıcı kabul edilmemiştir.

      Kur’an-ı Kerim, Hz. peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edilmesini isterken peygamberlik yönüne, onu örnek gösterirken de ahlaki meziyetlerine dikkat çekmiştir. Bu durumda, Hz. peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellme) söz ve eylemlerinin bağlayıcılık yönü, onun peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliğiyle sınırlı olmaktadır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH’tan (Celle celalühü) alıp insanlara tebliğ ettiği vahiy çerçevesinde açıklamak, uygulamak, öğretmek, tavsiye etmek şeklinde tezahür eden hadis ve sünneti bağlayıcıdır. Örneğin; namaz, oruç, hac ve zekat gibi konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcıdır.

      Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir insan olarak kişisel zevk ve tercihlerine göre ortaya koyduğu davranışlarıyla, içinde yaşadığı toplumun örf ve adetlerine tabi olarak yaptığı eylemler, bağlayıcı sünnet kapsamında yer almamıştır. Örneğin; tercih ettiği yiyecek ve giyecek türleri, giyim kuşam tarzı, yemeği yerde ve eliyle yemesi, diş temizliği için misvak kullanması ya kişisel tercihleri veya yaşadığı toplumun gelenekleriyle ilgilidir. İşte bu sebeple, bu konularda yaptığı açıklamalar ve uygulamalar bağlayıcı sayılmamıştır.

99-Hadiste yerellik ne demektir?

 99-Hadiste yerellik; Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, davranış ve eylemlerine yansıyan, kendi dönemine özgü bölgesel, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik özelliklerdir.

     Bu özellikleri taşıyan hadisler vermek istedikleri mesajlar bakımından evrensel nitelikte olabilir. Ancak, kişilerin özel durumlarıyla ilgili ya da dünyevi bilgi ve beceri isteyen konularda söylenmiş hadislerin herkese yönelik bir mesaj taşıması gerekmez.

     Örneğin; peygamberimiz diş temizliğine çok önem vermiş ve her vesileyle dişlerin temizlenmesini tavsiye etmiştir. O gün diş temizliği için kullanılan en uygun araç, erak ağacının dalı ya da kökünden elde edilen misvaktır. Bugün misvak yerine daha elverişli diş temizleme araçları geliştirilmişse bunları kullanmakta  bir anlamı yoktur denemez. Çünkü Hz. Peygamberin konu ile ilgili hadislerinden çıkarılacak evrensel ve değişmez mesaj diş temizliğidir. Görüldüğü gibi ilgili hadislerde bulunan yerel unsur, yani araç değişebilmekte ama evrensel unsur, yani amaç değişmemektedir. Çünkü araçları, zaman, mekan ve imkanlar belirler. Bize düşen sünnetin uygulanmasındaki asıl maksadı günümüze taşımaktır.

 100-Hadiste evrensellik nedir?

 100-Hadiste evrensellik; hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik bir mesaj içermesi ve uyulduğunda Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) gözettiği amacın gerçekleşmiş olmasıdır.

 101-Hadis tarihinde haberi vahid kaç anlamda kullanılmıştır?

 101-İki anlamda. Bunlardan ilki, hicri ilk üç asırda kullanılan ve tek kişilerin rivayetini ifade eden anlamdır. İkinci anlamdaki haberi vahid ise, mütevatir hadis dışında kalan bütün rivayet çeşitlerini kapsamaktadır.

 102-Haberi vahidin delil kabul edilip edilmeyeceği hakkında ileri sürülen görüşler nelerdir? .

 102-Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden itibaren güvenilir tek kişilerin haberleri kabul edilmiş ve delil olarak kullanılmıştır. Ancak şüphe halinde veya raviye güvenilmeyen durumlarda 2. ve 3. şahısların tanıklıklarına başvurulmuştur.

      Hicri 1. asrın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezheplerle beraber tek kişilerin haberinin delil olup olmayacağı tartışılmaya başlanmıştır. Bazı mutezili alimlere göre, haberi vahid, zorunlu bilgi kaynağı olamaz. Başta Şafii olmak üzere birçok alim bu görüşe karşı çıkmış ve güvenilir kişilerin haberi vahidini delil olarak kabul etmiştir.

      Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyh) bu konudaki itirazı, çoğunluğun rivayetine aykırı nakilde bulunan tek kişilerin haberinedir.

      Şafii mezhebinde de çoğunluğun haberine aykırı haberi vahid delil kabul edilmemiştir.

      Sonraki asırlarda birden fazla kişinin rivayatine de isim olarak verilen haberi vahid, özellikle fıkıh usulü alimleri tarafından zan (şüphe) ifade eden haber olarak kabul edilmiştir. Kesin bilgi ifade eden mütevatir haber karşısında sıhhati şüphe ifade eden haberi vahid asırlar boyu İslam alimlerinin tartışmalarına konu olmuştur.

      Haberi vahidin zanni ilim ifade etmesinin, onun mutlak olarak sahih olmayacağı anlamına gelmediğini bildikleri için alimler, kendi gerekçelerine ve tercih sebeplerine bağlı olarak delil kabul ettikleri haberi vahidi sahih, çeşitli sebeplerle tercih etmedikleri rivayeti de zanni ilim kavramı çerçevesinde zayıf veya merdud saymışlardır.

 103-Hadisleri metin yönünden tenkit etmek hadis inkarı anlamına gelir mi?

103- Hadisleri metin yönünden eleştiri faaliyeti hicri 1. asırdan günümüze kadar devam eden bir olgudur. Başta Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe (radıyallahu anha) olmak üzere bazı sahabiler ve sonraki alimler, çeşitli sebeplerle Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) yakıştıramadıkları rivayetleri tenkit etmişlerdir. Ancak daha sonraları hadislerin senetlerinde yer alan bazı ravilerin itham edilmesi yüzünden zayıf sayılıp reddedilmeleri normal kabul edilirken, eleştiri konusu yapılan metinleri sebebiyle reddedilmeleri genellikle hoş karşılanmamış ve bu sahih hadisin reddi gibi algılanmıştır. Halbuki bu bilimsel çabaların hadis inkarı veya reddiyle bir alakası yoktur.

 

 BİSMİHİ TEALA

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), kabrinde diri olup namaz kılmaktadır. Aynı zamanda O’nun kabrinde, ümmetinin kendisine olan salât ü selâmlarım tebliğ etmekle mükellef ve müvekkel bir melek bulunmaktadır. Bu suretle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de kendisine salât ü selâmda bulunanlara mukabelede bulunmaktadır.

El-Esbehânî’nin Terğîb’teki Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayetinde şöyle de­nilmiştir:

“Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): “Her kim bana, kabrimin başında salât ü selâm ederse, o bana teblîğ edilir” buyurdu.

Ahmed, Nesâî, sahihtir kaydiyle Hâkim, Beyhakî ve Bezzâr; îbni *Mes’ûd’dan (radıyallahu anh) rivayet ederler.

O şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)) buyur­du:

“ALLAH’ın (Celle celalühü), yeryüzünde dolaşmakta olan birtakım melekleri bulunmaktadır. Bunların vazifeleri, ümmetimden bana salât ü selâm edenlerin salât ve selâmlarını bana ulaştırmaktadır.” (Ibni Adiyy de Ibni Abbas’tan (radıyallahu anhuma) bunun bir benzerini rivayet etmiştir.)

Kâdî îsmâîl, “Peygamberimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) salât ü selâm’m fazileti” hakkın­daki eserinde Ali’den (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:

Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

“Sizler, nerede bulunursanız bulunun, bana salât ü selam ediniz! Zira sizin salât ü selâmlarınız bana tebliğ olunur.”

Kâdî Îsmâîl, Eyyûb’tan (radıyallahu anh) şu rivayeti nakletmiştir:

“Bana ulaşan bîr habere göre, Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) getirilen salât ü selamları, O’na ulaştırmakla mükellef ve müvekkel bir melek bulunmaktadır.”

ibni Râhâye îbni Abbas’ın (radıyallahu anhuma) şöyle dediğini nakleder: “

Ümmet-i Muhammed’den her kim peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem)) salât ü selâm gönderirse, bu buna müvekkel olan melek tarafından mutlaka Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize: “Senin ümmetinden falan kişinin sana olan salât ve selâmıdır!” diyerek tebliğ olunur.”

Ebû Dâvud, Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder:

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)) buyurdu: “Ümmetimden herhangi bir kimse bana sâlât ü selâm getirdiği zaman, ALLAH (Celle celalühü) mutlaka ruhumu bana iade eder de ben o kimsenin salât ü selâmına karşılık veririm”

Ebû Nuaym, Saîd bin el-Müseyyeb’in şöyle dediğini nakleder:

Ben, Harra Gününün gecelerinde Resûlüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mescidi’nde kaldığım zaman, bu Mescid’de benden başka kimse yoktu. Ben ise, her namaz vakti geldiğinde, Resûlüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrinden ezan sesi duyardım.”

(Zübeyr bin Bekkâr’m Saîd’den rivayeti de bu merkezdedir.)

Ebû Yâlâ ile Beyhakî’nin Enes’ten (radıyallahu anh) rivayetleri ise şöyledir:

Pey­gamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), bir hadîslerinde şöyle buyurdular:

”Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar.”

Ibni Sa’d, el-Vakıdî tarikiyle Şebel bin Ala’dan rivayet eder. O da babasından, şöyle demiştir:

Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), Fatıma’ya (radıyallahu anha) hitaben buyurmuştur ki: “Kızım, ben vefat ettiğim zaman; “Innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn!” diyerek istircâda bulun. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) indinde her bir musibetin karşılığı, ecir ve sevabı vardır…”

îbni Sa’d'ınAta bin Ebû Rebâh’tan rivayeti de şöyledir:

Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem), bir defasında buyurdu ki: “Sizden biriniz bir musibetle karşılaşatığı zaman, benim hakkımdaki musibetini hatırlasın! (Benim için “Peygamberimiz’i kaybetmiş olmaktan daha büyük musibet mi olur?” diyerek, musibetinin acısını hafifletmeye çalışsın…) Zira bir müslümanın en büyük musibeti, beni kaybetmiş olması sebebiyle uğradığı musibettir.”

Beyhakî ise Ümmü Seleme (radıyallahu anha) den nakleder:

O, bir gün, Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybetmiş olmayı hatırlar ve: “Başımıza çöken, ne büyük bir musibettir, hey!… Biz, Peygamberimiz’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybettikten sonra, başımıza gelen musibetlerin her biri, bize çok hafif gelmiştir. Zira, o sırada biz, esas musibetimiz olan Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaybetmiş olduğumuzu hatırlar, böylece diğer musibetler gözümüzde küçülür giderdi.” demiştir

İbni Kesir (rahmetullahi aleyh), bu rivayetin senedinde Muhammed bin Mervân’ın bulunduğunu ve onun metruk olduğunu söylemektedir.

Kâdî ismâîl bunu Ali bin Huseyn bin Ali (radıyallahu anhum) tarikiyle şöyle rivayet etmiştir:

“Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

”Sakın sizler benim kabrimi bayram yerine çevirmeyiniz! Kendi evlerinizide kabir hâline getirmeyiniz. Nerede bulunursanız bulununuz, bana salât ü selâmlarınızı getiriniz! Zira sizin salât ve selâmlarınız bana teblîğ olacaktır.”

Hafız ibn Kesir (rahmetullahi aleyh) ise, bu rivayet hakkında şöyle demektedir:

“Bunun senedinde mübhern bir râvî bulunmaktadır.

Fakat bu rivayet, mürsel olarak bir diğer tarîkten dahî nakledimiş bulunmaktadır.”

Bunu yalnız Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.

Fakat Nevevi (rahmetullahi aleyh) de El-Ezkâr adlı kitabında bunun sahih olduğunu söylemiştir.

Eğer, gerçekten bunu bu şekilde Sâid bin el-Müyesseb (rahmetullahi aleyh) söylemişse; O büyük bir zattır. Tâbiin’dendir. Muhakkak doğru söylemiştir. Fakat biz korkarız ki, bu onun adına uydurulmuş bir şeydir.

Herhalde bu, Mirâc ve Isrâ Hadisinden alınmıştır. Zİrâ orada Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem); Musa’yı (aleyhi’s-selam) kabrinde namaz kılarken görmüştü. Fakat buradaki Enes (radıyallahu anh) Hadisi muztaribtir: Merfu olarak da, mevkuf olarak da rivayet edilmiştir.

Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 550-552.