BİSMİHİ TEALA

 1) Zekatın verilmesi caiz olan sınıflar hangileridir?

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın her isteyene verilmemesi gerektiği hususunda dikkat çekmiştir. Nitekim Ebu davud’un Ziyad b. Haris’ten (radıyallahu anh) bir hadiste

 فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَعْطِنِى مِنَ الصَّدَقَةِ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ نَبِىٍّ وَلاَ غَيْرِهِ فِى الصَّدَقَاتِ حَتَّى حَكَمَ فِيهَا هُوَ فَجَزَّأَهَا ثَمَانِيَةَ أَجْزَاءٍ فَإِنْ كُنْتَ مِنْ تِلْكَ الأَجْزَاءِ أَعْطَيْتُكَ حَقَّكَ

 Adamın biri resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘’ Bana zekat ver’’ dedi. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) zekatın verileceği yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de başka birinin hükmüne razı olmayarak zekatın nerelere verileceğine dair hükmü kendisi verdi. ALLAH (Celle celalühü) zekatın sekiz kısma taksim etti. Eğer sende onlardan birisiysen hakkını sana veririm.’’ (Ebu davud, 1632) buyurmak suretiyle bu hususa dikkat çekmiştir.

 Nitekim zekatın verilebileceği yerleri ALLAH (Celle celalühü) tevbe suresinde şöyle beyan etmektedir.

 إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَٱلۡمَسَـٰكِينِ وَٱلۡعَـٰمِلِينَ عَلَيۡہَا وَٱلۡمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُہُمۡ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلۡغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۖ فَرِيضَةً۬ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَڪِيمٌ۬

 ‘’ Sadakalar (zekatlar) ALLAH’tan bir farz olarak ancak, yoksullara,miskinlere, (zekat toplayan) memurlara, kalpleri (islâma) ısındıralacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, ALLAH yolunda cihad edene ve yolcuya mahsustur. ALLAH en iyi bilen ve hikmet sahibidir.’’ (Tevbe/60)   

 2) Ayeti kerimede ki fakir ve miskin den murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre fakir, nisap miktarı mala sahip olamayan kişi, miskin ise, hiçbir şeyi olmayan kişidir. Bu tarife göre miskin fakirden daha ihtiyaç sahibidir. Şafii mezhebine göre, fakir hiç bir malı ve kazancı olmayan kişi, miskin ise, malı ve kazancı olan ancak yeterli gelmeyen kişidir. Bu tarife göre ise fakir miskinden daha ihtiyaç sahibi kişidir.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ise miskinin tarifini şöyle yapmaktadır.

 لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِى تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ وَالأُكْلَةُ وَالأُكْلَتَانِ وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِى لاَ يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا وَلاَ يَفْطِنُونَ بِهِ فَيُعْطُونَهُ

 ‘’ Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen kişi değildir. Asıl miskin, insanlardan bir şey istemediği için onlar tarafından durumu bilinmeyen ve bu suretle kendisine bir şey verilmeyen kişidir.’’ (Ebu davud, 1633)

 3) Zekat toplamakla memur olan kişiden murad kimdir?

 Zekat toplamakla memur olan, devlet başkanın ALLAH’ın (Celle celalühü) farz kıldığı zekatı müslüman zenginlerden toplaması için görevlendirdiği kişidir. Bu memurlar bütün zamanlarını zenginlere giderek zekatı onlardan tahsil etmeye harçadıkları için, devlet başkanı onlara bu işlerinin karşılığı olarak zekat mallarından verir.

 4) Köleden murad kimdir?

 Köleden murad, köle statüsüne sahip olup, sahibi ile belli bir para karşılığında hürriyetine kavuşmak için antlaşma yapan kişidir.

 Ancak günümüzde bilinen anlamı ile köle statüsü bulunmadığından zamanımızda köle sınıfı zekat verilebilecekler arasından çıkarılmıştır. Daha sonra eğer bu sınıf tekrar ortaya çıkarsa bu sınıf tekrar zekat verilebilecekler arasına katılır.

 5) Borçludan murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre borçlu, borçu olupta elindeki mal  borçunu ödemeye kafi gelmeyen kişidir.

 6) ALLAH (Celle celalühü) yolunda cihad edenlerden murad kimdir?

 Dince mukaddes sayılan yer ve mekanları korumak ve ALLAH’ın (Celle celalühü) dinini yüceltmek maksadı ile savaşa çıkıp memleketlerinden ve herşeyden uzaktan olan kişidir. Bunlar nafakaya muhtaç durumdadırlar.

 7) Yolcudan murad kimdir?

 Yolcudan murad, herhangi bir sebepten dolayı vatanlarından uzaklaşıp yolda parasızlıktan dolayı mahzur kalanlardır. Bunların vatanlarında malları bulunsa, zengin olsalar dahi o an parasızlıktan sebeb muhtaç durumda olduklarında zekat verilir

 8) Müellefe-i kulub (kalplari islâma ısındırılacak olanlar) dan murad kimdir?

 Bunlardan murad, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) müslüman olmaları için zekat mallarından verdiği bazı kabilelerin liderleridir.

İbn-i Hümam (rahmetullahi aleyh) ‘’fethu’l kadir’’ isimli eserinde  buların hakkında şunları demektedir.’’ Bunlar üç kısım insanlardır. 1) Bunlar kafir olup resululah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kalplerini islâma ısındırmak gayesi ile zekat verdiği kişilerdir. 2) Şerlerinden emin olmak maksadı ile zekat verilen kişilerdir. 3) Müslüman olup gerek fakir ve zayıf olmaları sebebiyle, gerekse farklı sebeblerden dolayı kalplerinin islâma tam manası ile ısındırılıp müslümanlıkta sepat edilmesi murad edilen kişilerdir.

  O  zamanın adeti kabileler liderlerini takıp ettiklerinden, bir kabilenin lideri bir dine girdiğinde kabilenin diğer insanları da o dine giriyorlardı. O zamanlar islâm yeteri kadar güçlü olmadığından bu gibi kişilere kalplerini islâma ısındırmak için zekat verilmekteydi. Ancak daha sonra islâm kuvvetlenip izzet sahibi olunca resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem)  sonra bunlar zekat verilecekler sınıfından çıkarılarak,zekat verilmediler.

 Dolayısıyla günümüzde müellefe-i kulub sınıfıda köle sınıfı gibi bulunmadığından zekat verilecekler arasından çıkarılmıştır.

 9) Zekat verecek kişi bu sınıflardan hepsine zekatını verebilir mi? Yoksa sınıflar dan bazılarına mı verebilir?

 Zekat verecek kişi bu sınıflar içinden sadece bir kişiye zekat verebileceği gibi, birden fazla kişiye veya birden fazla sınıflara vermesi caizdir.

 10) Müslüman olmayan miskin ve fakire zekat verilmesi caiz midir?

 Zekat malının islâm dininden olmayan kişilere verilmesi caiz değildir. Bu kişi ister zimmi olsun, isterse farklı olsun farketmez.

 11) Zekat parası ile bir ölüyü kefenlemek, mescid veya medrese yapmak, köprü veya insanların yürümesi için yo yapmak caiz midir?

 Zekat demek, ihtiyaç sahibi birinin zekat ile temlik olunması demektir. Yani ihtiyaç sahibi eline zekatı alacak ve harcayacak durumda olması demektir. Dolayısıyla zekat parası ile ölünün kefenlenmesi, mescid, köprü ve yol gibi şeylerin yapılması, zekatın bu yerlere harcanması caiz değildir. Buna rağmen zekat bu gibi yerlere, derneklere v.s yerlere verilirse zekatın tekrar verilmesi gerekir.

 12) Zekatı bir medreseye veya medresenin hocasına vermek caiz midir?

 Eğer zekat verilirken hoca, medresede bulunan muhtac sahibi talebelere vermek için vekil tayin edilir, ve hoca bu zekat mallarını muhtaç durumdaki talebelere verirse bu caizdir. Ancak insanların verdiği zekat malı ile talebelere yemek yapılması, medresenin tamir ve tadilatında kullanılması, hoca ve görevlilerin maaşlarının ödenmesi v.s gibi yerlere  harcanması caiz değildir.

 13) Zekat parası verilmesi caiz olanlar dışında farklı yerde kullanılsa (mesela bir köle satın alıp azad etse) bu durumda zekat verilmiş olur mu?

 Zekat parası verilmesi caiz olan yerler haricinde, farklı yerlerde kullanıldığında o zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 14) Zekatı fakir olan akrabalara vermek caiz midir?

 Akrabalar iki kısımdır. 1) Zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olanlar. Ki, bunlar anne, baba, dede,nine, çocuk ve torunlardır. 2) zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olmayanlar. Bunlar da erkek ve kız kardeşler, Hala, Teyze, Amca v.s ve bunların çocuklarıdır.

 Eğer zekat birinci sınıftan bir akrabaya, yani kız ve erkek çocuğa, veya toruna, veya anne babasından birine, veya dedesi ve nenesinden birine (bunlar istediği kadar üste çıksın veya alta insin fark etmez) verildiğinde zekat verilmiş olmaz.

 İkinci sınıftan herhangi birine zekatın verilmesi caiz, hatta bunda hem zekat hem de sıla-i rahim sevabı vardır.

 15) Eğer zekatı akrabalara verirken ‘’ bu benim zekatım’’ denildiğinde akraba zekatı almazsa ne yapmak gerekir?

 Zekatı verirken zekat olduğunu söylemeye gerek yoktur. Zekat verilirken zekatı veren niyet ederek verirse yeterlidir. Eğer zekat verilecek akraba muhtac durumdaysa, zekatı verirken hediye diyerek verilmesi caizdir.

 16) Koca karısına veya kadın kocasına zekat verebilir mi?

 İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre koca karısına veya kadın kocasına zekat verdiğin de verilen zekattan eşlerinde faydalanması olduğundan bu durumda zekat verilmiş sayılmaz. İmameyn’ne (rahmetullahi aleyhima) göre ise, kadın kocasına zekat verebilir.

 17) Zekatın zengin birine veya zengin birinin oğluna verilmesi caiz midir?

 Zekatın nisab miktarı mala sahip olan, veya havace-i asliyesinden başka artıcı özelliği bulunan mal sahibine yani zengine verilmesi caiz değildir. Yine aynı şekilde zengin birinin akıl baliğ olmamış küçük çocuğuna da zekat verilmesi caiz değildir. Ancak bu zengin kişinin oğlu büyük akıl baliğ olmuş ve ihtiyaç sahibi nisap miktarı mala sahip değil ise bu durumda buna zekat verilir.

 18) Fakir ve miskin oldukları halde kendilerine zekatın verilmesinin caiz olmadığı kimseler var mı?

 Evet fakir ve miskin oldukları halde beni Haşim çocuklarına zekat verilemez.

 Beni Haşim çocukları ihtiyaç sahibi iseler, o zaman onlara zekat ve vacip sadakalar dışında başka mallar vererek yardımda bulunulabilinir.

 19) Bir adam zekatını, zekat verilecek sınıflardan birisi zannıyla birisine verdikten sonra zekatını verdiği kişinin kafir, zengin, veya Beni haşim oğullarından veya fakirlere zulmeden biri olduğunu öğrenirse ne olur?

 Bu durumda imam-ı Azam ve imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) zekatını vermiş sayılır, yeniden zekat vermesine gerek yoktur. İmam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyh) göre ise bu durum da  zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 20) Sağlık ve sıhhatı yerinde olup çalışıp kazanmaya güçü yeten ancak nisap miktarı malı olmayan birisine zekat verilebilir mi?

 Sıhhat durumunda bir sorunu olmayan, güçü kuvveti yerinde, çalışabilecek ama nisap mıktarı malı olmayan birisine zekat verilmesi caizdir.

 21) Zekatın kişinin bulunduğu şehirden başka yerlerde ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi caiz midir?

 Zekatta asıl olması gereken, her beldenin kendi zekat sistemine sahip olup, kendi beldesinde ki ihtiyaç sahiplerini gözetlemesidir. Dolayısıyla zekat verecek kişinin başka şehirlere zekat göndermesi Hanefi mezhebinde mekruhtur. Ancak gönderilecek şehirde ki insanlar kendi şehrindekilerden daha muhtaç bir durumdaysa o zaman gönderilebilir.

BİSMİHİ TEALA

Bir hadis-i şerifin de resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ” 

لَا يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلَا صَلَاةً وَلَا صَدَقَةً وَلَا حَجًّا وَلَا عُمْرَةً وَلَا جِهَادًا وَلَا صَرْفًا وَلَا عَدْلًا يَخْرُجُ مِنْ الْإِسْلَامِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعَرَةُ مِنْ الْعَجِينِ” ALLAH (Celle celalühü)bid’at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını umresini, cihadını, sarfını ne de adaletini kabul etmez. Bid’at sahibi kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar” (ibn-i mace, 48) buyurmakta. Burada bid’at ehlinden kasıt kimdir?

Bid’at sahibi kişinin ibadetleri makbul müdür, değil midir? Meselesini anlamak için öncelikle burada ki bid’at’tan kasıt nedir? Sorusuna cevap bulmak gerek.Ulema bid’at ehlini çeşitli isimler ile vasıflandırmıştır. Bunların en meşhurları bid’at ehli, dalalet ehli, tefrika ehli, şüphe ehli, heva ehli gibi isimlerdir. İsimler farklı olsa da kastedilen mana birdir. Bid’at ehli, kitab ve sünnete muhalefet ederek ümmetin ve selef-i salih’nin yapmadıklarını yapan, onların söylemediği, anlamadığı gibi dini anlayan ve amel eden kimselere denilir. Dolayısıyla ilim ehlini, bid’at ehli ile insanların bid’at ehli anlayışları birbirinden biraz farklı mahiyettedir.Istılahi olarak bid’at ehli, ALLAH ve resulü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya koymadığı, farz ve müstehablığı hususunda delil olmayan, resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunlar hakkında emri olmayan şeylerdir.

İmam-ı Şatibi (rahmetullahi aleyh) bid’at ehline ‘’heva ehli’’ denilmesi hususunda şunları söylemektedir. ‘’ Bid’at ehli şer’i delilleri onlara gerek duyulan bir yol ve bu delilleri esas alan bir üslup ile ele almadılar. Bilakis kendi hevalarını şer’i delillerin önüne geçirerek kendi görüşlerine itimat ederek güvendiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, şer’i delilleri kendi hevalarına göre değerlendirme mertebesinde gördüler.’’ (El- i’tisam, c: 2, sh: 176)

Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’el- minhacü’s-sünne’’ isimli eserinde meselenin farklı bir noktasına temas ederek şu şekilde izah etmektedir. ‘’ Sünnet ve ehl-i hadis dışında ki bütün fırkalar hadis imamlarından sahih olan bir görüş ile ayrılmış değildirler. Bununla beraber bu fırkaların islâmın hak olan bazı yönlerine sahip olmaları da kaçınılmazdır. Bunun için bir şüphe oluşmuştur. Yoksa saf bir batıl hakkında kimsenin şüphesi yoktur. Bunun için bid’at ehl-ine ‘’heva ehl-i’’ denilmiştir. Bununla birlikte onlara, ‘’ onlar, hakkı batıla karıştıranlar’’ da denilmektedir.’’ (Minhacü’s-sünne, c: 5 sh: 167)

Dini hususlarda ayrılığa düşmek insanı tefrikaya, o tefrika da bir müddet sonra tefrikalara götürür. Bunun ana sebeplerinden birisi de heva’ya uymaktan dolayıdır. Nitekim ‘’ إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَہُمۡ وَكَانُواْ شِيَعً۬ا لَّسۡتَ مِنۡہُمۡ فِى شَىۡءٍ*ۚ‘‘ ( Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yok.) (En’am /159) ayeti kerimesi resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu gibi dinlerini fırka fırka edinenlerden uzak durmasını emretmiş, dolayısıyla ümmetinin de fırkalara bölünmekten ve bölenlerden uzak durmamızı da istemiştir. İşte bu gibi kişiler hevalarına uymak suretiyle din de ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) izin vermedikleri hususlarda işlerine geldikleri gibi söz söyleyen kişilerdir.

Ulema bid’at sahibi kişilerin kim oldukları hususunu izah ederlerken genellikle Kaderiye, Hariciye, Rafiziyye ve Mürcie gibi fırkaların kur’an-ı kerime ve sünnete muhalif olan bid’at’larını gündeme getirmektedirler. Yani ulemaya göre ibadetleri kabul olunmayan bid’at sahibi kişiler bu fırkalar gibi hevalarına göre kur’an ve sünnette muhalif görüş sahibi olan kişilerdir. Yoksa insanlar arasında kur’an ve sünnete bir bakımdan uymakla beraber dine sonradan dâhil edilen günlük hayatımızda her gün gördüğümüz bid’at işleyen kişiler kasıt değildir.

Ama bu tür bid’at’ların iyi olduklarını söylemek mümkün değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Her bid’at delalettir’’ buyururken bu tür bid’atları kastetmektedir.

 
 

 

 
 

 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

 

1) Kurban nedir?

 

Kurban lügatta yakınlaşmak manasınadır. Istılahta şartları ve sebebleri oluştuğunda belli yaştaki ve kesilmeye müsait bir hayvanı, kurban günlerin de ALLAH’a (Celle celalühü) yakınlaşmak niyetiyle kurban etmektir. (Gurer ve durer,c:3, sh:244)

 

2) Kurban ibadetinin sahih olma şartları nelerdir?

 

Kurban ibadetinin rüknü, kesilmesi caiz olan bir hayvanın kesilmesidir. Kurbanın sahih olması için vakit ve kurbanlık olacak hayvanın ayıplardan salim olması olmak üzere iki tane şart gerekir.

 

 

3) Kurban neden kesilir?

 

Kur’an-ı kerim de hacc’a giden insanların orada kesmeleri için kurban’dan (hedy) söz edilir. Ayrıca Kevser suresin de peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) hitaben kurban kesmesi emredilir. Bunun üzerine peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) her sene kurban kesmiştir. Bir hadisi şerifte: ‘’ Kim imkan bulurda kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın.’’ (ibn-i mace) buyrulmaktadır.

 

4) Kurban kesmek nedir?

 

Kurban hakkında ki nasslar zanni (Kurban hakkında ki nassların başka manalara gelme ihtimali) olduğundan dolayı kurban kesmek Hanefi mezhebin de vacip, Şafii mezhebin de sünneti lazimedir.

 

5) Kurban kesmekteki amaç nedir?

 

Kurban kesmekte ki amaç ALLAH’ın (Celle celalühü) emrini yerine getirmek suretiyle insanın takva mertebesine ulaştığının bilinmesidir. Nitekim: لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَـٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقۡوَىٰ مِنكُمۡ‌ۚ ( Onların ne etleri, ne de kanları ALLAH’a ulaşır; Ancak ona sadece sizin takvanız ulaşır.’’ (Hac /37) ayeti kerimesi bu manayı beyan etmektedir.

 

6) Kim kurban kesebilir?

 

Kurbanı hali vakti yerinde olan akıllı, hür, mukim, havace-i asliyesinden (zengin) fazla parası olan her erkek ve kadın üzerine kesmek vaciptir.

 

7) Bir aile de herkes kurban kesebilir mi?

 

Hanefi uleması kadın ve erkeğin mallarının şahsiliğini göz önüne alarak parası olan her kadın ve erkeğin kurban kesmesi vacip derken, diğer mezhebler bir aile de bir kişinin kurban kesmesi yeterli olduğunu söylerler.

 

8  ) Kadının kurban kesmesi caiz mi?

 

Hanefi ulemasına göre kadının elinde parası veya ziyneti olduğu zaman kendisi zengin sayılacağından ötürü kurban kesmesi veya vekâlet vermek suretiyle kestirmesi vaciptir.

 

9 ) Misafirin kurban kesmesi vacip midir?

 

Dinen seferi sayılabilecek mesafeyi geçen kimse yolculukta ki meşakkatler göz önüne alındığın da kendisine kurban kesmek vacip olmaz. Ancak bununla beraber yolcu yine de kurban kesmek (veya kestirmek) isterse nafile bir ibadet olarak kesebilir veya kestirebilir.

 

10) Kurban kesmek yerine parasını sadaka olarak vermek caiz midir?

 

Öncelikle vacip olan bir ibadetin nafile olan bir ibadet ile mukayese edilmesi mümkün değildir. İslâm dini zaten nafile olan sadakayı farklı yerlerde teşvik etmektedir. Kurban kesmek islâmın şiarı (alameti) olan bir ibadet olduğu için farklı yollarla yerine getirilmesi mümkün değildir. Nitekim Molla Hüsrev (rahmetullahi aleyh) şöyle demekedir:

 

‘’ Kurban kesme günlerin de kurbanı kesmek, kurbanın parasını tasadduk etmekten daha efdaldir. Zira kurban kesmek vacip veya sünnettir… tasadduk ise sadece nafiledir.’’ (Gurer ve durer,c:3 sh: 252)

 

11) Kurbanı kesme vakti ne zamandır?

 

Vacip olan kurban bayram namazı kılındıktan sonra ilk gün kesilmesi daha faziletlidir. Bununla beraber ilk gün kesilmesi mümkün olmaz ise, bayramın ikinci ve üçüncü günleri de gündüz vakti kesilebilir.

 

12) Hangi hayvanlardan kurban olur?

 

Kurban dört cins hayvandan olur.

1)  Koyun: Bir yaşını doldurmuş veya gösteriş bakımından anası kadar gelişmiş 6 aylık kuzu.

2) Keçi: Bir yaşını doldurmuş olacak.

3) Sıgır ve manda: İki yaşını doldurmuş olacak.

4) Deve: Beş yaşını doldurmuş olacak. (Serahsi, mebsud, c:12, sh:9,10)

 

Bunlar dışındaki hiçbir hayvandan ne vacip olan kurban, ne adak, nede akika kurbanı olmaz.

 

13) Kurbanlık hayvanda ortaklık caiz midir?

 

Kurban edilecek hayvan büyükbaş hayvan ise 7 kişiye kadar ortak olmak caizdir. Bunun dışında ki küçükbaş hayvanlar sadece bir kişi için kurban olur.

 

14) Büyük baş (deve veya sığır) hayvanı kurban etmek için tek başına alan biri, daha sonra bu büyük başa ortak alabilir mi?

 

Bu hususta bir kaç hüküm bulunur. Bu durum da bakılır,

 

Eğer büyük başı tek başına alan kişi fakir ise, kendisine kurban vacip olmadığı halde, kurban niyetiyle aldığından kurbanı kendi kendine vacip kıldığı için caiz olmaz. Ancak buna rağmen alırsa, kurban caiz olur, ama ortaklarının hisselerini tazmin eder.

 

Bu durumda ki kişi eğer zengin ise, bu da büyük başı tek başına kendine vacip kılmasından ötürü, ortak alırsa ortaklarının paralarını sadaka olarak dağıtır.

 

İmam-ı Azam’dan (rahmetullahi aleyh) gelen bir rivayette bu durum mekruhtur. Bir kısım ulema bu durumda ortak almak istihsanen caiz olur demişlerdir.

 

Bütün bu ihtilaflardan kurtulmak için en güzeli büyük baş hayvan alırken ortakları önceden bularak hayvana katmaktır. 

 

 

 

15)  Kurbanı şok ile bayıltarak kesmek caiz midir?

 

Şoklamak suretiyle hayvanı bayıltarak kurban etmede dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Hayvana şok verildikten sonra, hayvan bitkisel hayata girmektedir. Bu kısa süre (takriben 2,3 dakikadır) zarfında hayvan kesilmezse ölür. Zira hayvanın bitkisel hayattan çıkması mümkün olmaz. Çıksa bile elektrik soku hayvanın beynine veya omuriliğine etki yapar ki o zaman hayvan felç olur ve kurban olmasına mani hal meydana gelir. Bu hayvan da kurban olmaz. Hayvan şoklandıktan sonra kesilmeden ölürse bu hayvan murdar olduğundan dolayı yenilmez. Ancak hayvan şoklandıktan sonra hemen kesilir ve ölüm bu kesilme ile meydana gelirse o zaman bu hayvanın eti yenilir.

 

Hayvanın soklanması ile kesilmesine karşı çıkan Prof. İbrahim Saraçoğlu kendisi ile yapılan bir röportaj da şöyle demektedir: ‘’Fesalli lirabbike venhar”, yani “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” deniliyor.

“Kurbanı kesin”; ama dikkat edin elektrikli şok vermeyin. Elektrik şokuyla olmaz. Elekrik şoku damarların geçirgenlik seviyesini (permeabilite) yükselterek, kanda dolaşan idrarın ete geçmesine sebep olur.’’ (http://www.haber7.com/haber/20071102/Kevser-Suresideki-ebterin-anlami.php)

Bütün bu mahzurlar göz önüne alındığında müslümanın kurbanına şüphe karışmaması amacıyla hayvana acı vermeden, hayvanı keseceği bıçağı bilemek suretiyle kesmesi ve titiz davranması daha güzel görünmektedir. Nitekim peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) bir hadis-i şeriflerin:

إن الله كتب الإحسان على كل شيء فإذا قتلتم فأحسنوا القتلة وإذا ذبحتم فأحسنوا الذبح وليحد أحدكم شفرته فليرح ذبيحته

 

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü), her şeyi güzel ve uygun bir biçimde yapmanızı size farz kılmıştır. Öyleyse birisini öldürdüğünüz vakit öldürmeyi güzel yapın (işkence yapmayın). Ve bir hayvanı kestiğiniz zaman güzel bir şekilde kesin. Sizden biriniz hayvan kesmek istediğinde önce bıçağı bilesin, ve çabuk keserek hayvana eziyet etmesin.’’ (Müslim, sayd,11) buyurmak suretiyle bu metodu tavsiye etmektedir.

16) Deniz feneri, ihh gibi hayır kurumlarına vekâlet vermek suretiyle kurban kesilir mi?

İslâm dini mali ibadet olan bütün ibadetlerde vekâlet verilmesini kabul etmektedir. Vekâlet verilecek kurum güvenilir ve kurbanı bir ibadet olarak kabul ederse bu gibi kurumlara vekâlet verilmesin de bir mahzur olmaz. Ancak bu gibi kurumların kurbanın etlerini ve derilerini haram ve günah olan işlerde kullanıp kullanmadıkları vekâlet veren tarafından takip edilmesi gerek.

17) Borç alarak veya taksitli satışlardan hayvan alarak kurban kesmek caiz midir?

Başka malları borç veya taksitle almak caiz olduğu gibi kurbanı da borç ve taksit ile alarak kesmek caizdir.

18) Kurbana engel olan özürler nelerdir?

Kurbanın caiz olması için hayvanda aranılan şartlar genellikle hayvanın sıhhati ile alakalı şartlardır. Bera b. Azib’ten (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu özürleri şöyle ifade etmektedir:

أربع لاتجوز في الأضاحي العوراء بين عورها والمريضة بين مرضها والعرجاء بين ظلعها والكسير التي لاتنقى

 

‘’ Dört şey kurbanlıkta caiz değildir.

1) Açıkça belli olan körlük,

2) Açıkça belli olan hastalık,

3) Belli olan topallık,

4) İliği kurumuş derece de zayıflık. (Ebu davud, edahi, 6)

Müctehid imamlar bunlara kıyas ederek şunları da özürler arasında saymışlardır:

İki veya bir gözü kör, Dişlerinin çoğu dökülmüş, kulakları ve burnu kesilmiş, Bir veya iki boynuzu kökünden kırılmış, Kulağının veya kuyruğunun yarısından çoğu kopmuş veya kesilmiş, Kesileceği yere gidemeyecek kadar topal, Dört ayağından biri kesik, Kemiğin de ilik kalmayacak kadar zayıf durumda ki hayvanların da kurban edilmeleri caiz değildir. (Serahsi, mebsud, c:12, sh:15,18)

19) Bayram günü ölüler için kurban kesmek caiz midir?

Bir müslümanın yapmış olduğu ibadetlerin sevaplarını ölülerine hediyesi mümkündür. Ancak eğer ölen kişinin vasiyeti yoksa bu kurbanı kesmek bir vecibe olmaz. Buna rağmen keser ve sevabını ölüye hediye ederse bu caiz olur ve etinden de yiyebilir. Zira Ebu davud’un rivayet ettiği bir hadiste:

رأيت عليا رضي الله عنه يضحي بكبشين فقلت له ما هذا ؟ فقال إن رسول الله صلى الله عليه وسلم أوصاني أن أضحي عنه فأنا أضحي عنه

 

 ‘’ Ali’yi (radıyallahu anh) iki tane koçu keserken gördüm. Bunun ne olduğunu ona sorduğum da: ‘’Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) bana onun için kurban kesmemi vasiyet etti. Ben de onun için kesiyorum.’’ (edahi,2) buyrulmuştur.

Eğer böyle bir vasiyet varsa bayram günleri kesilir, ancak kesen kişi bu kurbandan yiyemez. Tamamının tasadduk edilmesi gerekir. (İbn-i Abidin, c:5, sh: 229) Böyle bir vasiyet olmamasına rağmen ölünün parası ile kurban alınıp kesilirse vasiyette ki hükümler bunun için de geçerlidir.

20) Hamile hayvanı kurban etmek caiz midir?

Hamile veya yeni doğum yapmış bir hayvanın kurban edilmesi mekruhtur. Eğer farkında olmadan hamile bir hayvan alınır ve kurban edilirse tövbe ve istiğfar edilmesi gerekir.

21) Kurbanı kesen kasabın ücretinin kurban eti veya derisi ile ödenmesi caiz midir?

Kasaba gel benim hayvanımı kes ücretini et veya deri ile ödeyeyim denilemez. Zira Hz. Ali’den (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadiste peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem): ‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem)kurban kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtında ki çulları paylaştırmamı emretti. Onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı. Kasap ücretini biz kendimiz veririz.’’ (Müslim, hacc,348) buyurmak suretiyle bunu yasaklamıştır.

22) Kurban derisi ve etinin satılması caiz midir?

Kurban kesilmeden önce sütünün sağılması, yünlerinin kırkılması mekruhtur. Kesilen hayvanın derisinin veya etinin kesen tarafından satılması mekruhtur. Zira bir hadisi şerifte peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘’ Kurbanın derisini satan kimsenin kurbanı olmaz.’’ (Nasbu’r-râye, c:4 218)

23) Kurban etinden yenilmesi caiz olmayan yerleri hangileridir?

Kurbanın yenilmeyen yerleri şunlardır:

1) İdrar yolu (ferci), 2) Hayaları, 3) İdrar torbası, 4) Safra kesesi (ödü), 5) Akan kanı, 6) Tenasül uzvu. Buralar hayvan kesildikten sonra parçalanarak atılır.

24) Kesilen kurbanın kanını alına sürmek caiz midir?

Hayvan kesildikten sonra onun akan kanının araba, ev alın gibi yerleri sürülmesi dinen dayanağı olmayan bir husustur. Akan kan necis olduğu için insana veya başka bir yere sürülmesi sürülen yerin pislenmesine sebep olur. Bu şey hind mecusilerinin âdetidir.

25) Kilo ile kurban almak caiz midir?

 

İslam hukukunda ticarete konu olan mallar ya karpuz, yumurta ekmek gibi âdeti (tane ile) veya yağ, şeker, gibi vezni (ölçü, tartı) ile satılır. (Ö.N. Bilmen, ıstılahatı fıkhiyye kamusu, c:6, sh:10)

 

Daha önce adedi olan bir mal, daha sonra örfün değişmesi ile birlikte vezni (karpuz gibi) olarak satılmaya başlarsa örfe istinaden bu tür satış caiz olur.

 

Daha önce adedi olarak satılan kurbanlık hayvanlar daha sonra örfün değişmesi ile birlikte vezni olarak satılmaya başlarsa bu caizdir. (Gurer ve durer, c:1, sh: 383)

 

Ancak burada dikkat edilmesi gereken ve özellikle zamanımız da uygulanmaya başlayan hayvan kesildikten sonra tartılarak kaç kilo et çıkarsa bedelinin ona göre ödenmesi gibi bir muamele batıldır. Zira islâm hukukunda ticarete konu olan malın kendisinin bulunması ve fiyatının belli olması gerekir. Aksi bir muamele batıldır.

 

Burada da kaç kilo olacağı tayin edilmemiş bir etin satışı yapılmakta, ayrıca fiyatın ne kadar olacağı tayin edilmediği için, bu gibi bir muamele batıldır. Zira islâm hukukun da müşteri satın aldığı malın fiyatını bilmek zorundadır.  Batıl olan bir muameleden müşterinin aldığı malın mülkiyeti müşteriye geçmemiş olur. (Gurer ve durer,c:1 sh:326,27)