Mikail

 Asker çizmesine mesh edilir mi? Yoksa altına mest giymek şart mı? Yani içine

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle zamanımızın şart ve durumları ile resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bulunduğu dönemin şartları aynı değildir. Dolayısıyla hadisler de ifade edilen bazı hükümlerin günümüz şartları içerisin de değerlendirilmesin de bazı müşküller çıkabilir. Bunda en büyük etkenlerden birisi de gerek resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı coğrafik özellikler, gerekse o dönem de giyilen ayakkabı çeşitleri olabilir. Mesela Tirmizi’nin şemail-i şerifin’de belirttiğine göre resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 

 Giydiği ayakkabı günümüzde parmak arası denilen bir modeldedir. Bunun içindir ki hadis-i şeriflerde ‘‘resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) çorab ve ayakkabı üzerine mesh etti‘‘ şeklinde ki rivayetleri alarak günümüz şartlarında da ayakkabı üzerine mesh yapılabilir demek kolay gözükmemektedir.

 Kaldı ki bu gibi rivayetler hakkında muhaddisler ihtilaf etmişlerdir. Nitekim Ebu Davud’un Muğire b. Şu’be’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ

 

‘‘ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest alırken çorabları ve ayakkabıları üzerine meshetmiştir.‘‘ (Ebu davud, 159) hadis-i şerifini naklettikten sonra

‘‘ Ebu Davud: Abdurrah b. Mehdi (radıyallahu anh) bu hadisi rivayet etmedi. Zira Ebu Muğire’den (radıyallahu anh) ma’ruf olan rivayet resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshetmesidir. Demiştir. Ebu Davud: Yine Ebu Musa Eş’ari’den (radıyallahu anh) ‘‘Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) çorabları üzerine meshetti‘‘ hadisini rivayet etti ve bu hadis muttasıl ve kuvvetli değil demiştir. Muttasıl omaması hususun da Dahhak (rahmetullahi aleyh) Abdurrah ebu Musa’dan hadis işitmemiş ve İsa b. Sinan zayıftır demiştir. Kuvvet olmaması hakkın da ise muttasıl olmaması sebebi ve sinan’ın zayıf olması sebebiyle kuvvetli değil.‘‘ (Azimabadi, Avnul ma’bud, c: 1 sh: 214) değerlendirilmesinde bulunulmuştur.

 El Menhel yazarı da: ‘‘ Fıkıhcılar ile hadisçilerin bir kısmı bu hadisi zayıf görmüştür, der, Daha sonra Abdurrahman b. Mehdi’nin (rahmetullahi aleyh) söz konusu hadisi rivayet etmemek için gösterilen gerekçenin şu şekilde reddedildiğini nakleder: Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine mesh ettiğine dair El- Muğire‘nin (radıyallahu anh) rivayeti bu rivayete muhalif değildir. Zira El-Muğire’nin (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshettiğini görünce, bunu rivayet etmesi; başka bir zaman da çorablar üzerine meshettiğini gördükten sonra bu hali de rivayet etmesi muhtemeldir. ( Hatiboğlu, İbn-i mace tercüme ve şerhi, c:2 sh: 220)

 Çorab ve ayakkabı üzerine mesh yapmak hususuna gelince: İmam-ı Azam’ın ilk görüşüne göre eğer çorabın altı ve üstü deriden değilse üzerine mesh yapmak caiz değildir. Zira bu tür çorablar da mesh  manası bulunmamaktadır. İmameyn’e (rahmetullahi aleyhima) göre ise, eğer çorab mest gibi ayağı örter, altını göstermez, bırakıldığında dik olarak durabilirse bu çorablar üzerine mesh caizdir. Vefat etmeden önce İmam-ı Azam’ın da, imameyn’in (rahmetullahi aleyhim) görüşüne döndüğü sabittir.

 Hanefi mezhebin de üzerine mest yapılacak çoraplar keçe gibi bırakıldığın da kendi kendine dik olarak durabilecek kadar kalın, kendileri ile bir fersah (takriben 5 kilometre)  yol  yürümek mümkün olursa, mest gibi ayağı sarar, altında ki deriyi göstermeyecek kadar kalın, veya altları veya üstleri deriden imal edilmiş olursa imameyn’in (rahmetullahi aleyhima) fetvasına göre bunlara mesh yapmak caiz olur. ( İbn-i Abidin, reddül muhtar, c: 2 sh:306/  Mebsud, c:1 sh:289/ Damad, c:1 sh: 111 v.s) Ancak günümüzde genellikle kullanılan ince çoraplar üzerine mesh yapmak caiz değildir. Zira bu çoraplar mest şartlarını taşımamaktadır.

 Ayakkabı üzerine mest yapmaya gelince, Eğer giyilen ayakkabı resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) giydiği gibi parmak arası  sandelet türü olur ve bu ayakkabının altında mest olursa buna mesh yapmak caizdir. Zira bu tür ayakkabıda yapılan mest direk olarak altında ki mesttin üzerine yapılmaktadır.

 Mestler üzerine giyilen çizme veya bot türü ayakkabılar, eğer mestler giyildikten, ve mestler üzerine mesh yapılmadan ve abdest bozulmadan giyilirse bunlara mesh yapmak caiz olur. Ancak abdest bozulduktan sonra giyilir ise o zaman çizme üzerine mesh yapmak caiz olmaz. Bu gibi çizme veya ayakkabı ayaktan çıkarılır ise, ayaktaki mesh bozulmuş olur, ve ayakları yıkamak gerekir. (Serahsi, Mebsud, c: 1 sh:184 v.s)

BİSMİHİ TEALA

İslâm dini insanın fıtratında bulunan şehvet hissinin köreltilmesine, yok edilmesine razı gelmediği için, insanda ki bu güçlü dürtünün meşru yollar ile giderilmesini teşvik etmiştir. Bunun için evlilik müessesini kolaylaştırmış, hatta bazı zaruri haller de dörde kadar evliliğe ruhsat vermiştir. Ancak islâm evlilik müessesinin istismar edilmesinin önüne geçmek maksadı ile evliliğin devamlı olanını tercih ederek, süreli olan geçici evliliği (mut’a nikahı) yasaklamıştır. Zira evlilik sadece insanın fıtratında ki cinsel güdelerin giderilmesi maksadına yönelik değildir. Eğer islâm, evliliği sadece cinselliğin tatmin edilmesi olarak görseydi o zaman cinselliğin  geçici evlilik (mut’a nikahı)  ile giderilmesine  izin verirdi.

İslâm evlilik müessesine bir çok hikmetten dolayı izin vermiştir. Bu hikmetlerin arasında cinselliğin tatmin edilmesi de sayılmış, ancak ana gayelerin arasında sağlıklı bir toplumun oluşması ve yetişmesine imkân sağlamak maksadı ile evliliğe izin vermiştir. Zira maksat sadece cinsel duyguların bastırılması olarak görürseydi, bu duyguların giderilmesine ya zinaya veya gecici evliliğe (mut’a nikahı) izin verilmesi ile imkan sağlanırdı. Ancak bu iki yol ile de sağlıklı bir toplumun oluşma imkanının olmadığını aklı başında herkes kabul eder.

Bununla beraber özellikle islâmın ilk başlarda belli dönemlerde geçici evliliğe (mut’a nikahı) ruhsat verdiği de sabittir. İslâmın ilk dönemlerin de geçici nikaha (mut’a nikahı) izin verilmesinin bir çok hikmeti olabilir. Mesela İbn-i Mace’nin Sebre b. Ma’bed’ten (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadiste şöyle izah edilmektedir.

خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْعُزْبَةَ قَدْ اشْتَدَّتْ عَلَيْنَا قَالَ فَاسْتَمْتِعُوا مِنْ هَذِهِ النِّسَاءِ فَأَتَيْنَاهُنَّ فَأَبَيْنَ أَنْ يَنْكِحْنَنَا إِلَّا أَنْ نَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُنَّ أَجَلًا فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ اجْعَلُوا بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُنَّ أَجَلًا

  Biz resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber veda haccı yolculuğuna çıktık. Bir müddet sonra sahabe-i kiram (radıyallahu anhum) ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bekarlık (kadınlardan uzak olmak) cidden zor gelmeye başladı’’ dediler. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Evlenilmelerin de bir mahzur olmayan şu kadınlar (mut’a nikahı yapmak suretiyle) ile faydalanın.’’ buyurdu. Bunun üzerine biz kadınların yanına gittik. Ancak kadınlar onlarla aralarında belli bir müddet olduğu takdir de evlenebileceklerini söylediler. Bunun üzerine biz resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek durumu anlattık. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’onlarla aranıza belli bir süre koyun’’ dedi……… (İbn-i mace, 1962)

 

Tirmizi İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği eser de mut’a nikahına izin verilme hikmetini şöyle izah etmektedir.

 إِنَّمَا كَانَتْ الْمُتْعَةُ فِي أَوَّلِ الْإِسْلَامِ كَانَ الرَّجُلُ يَقْدَمُ الْبَلْدَةَ لَيْسَ لَهُ بِهَا مَعْرِفَةٌ فَيَتَزَوَّجُ الْمَرْأَةَ بِقَدْرِ مَا يَرَى أَنَّهُ يُقِيمُ فَتَحْفَظُ لَهُ مَتَاعَهُ وَتُصْلِحُ لَهُ شَيْئَهُ حَتَّى إِذَا نَزَلَتْ الْآيَةُ

{ إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ }

قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَكُلُّ فَرْجٍ سِوَى هَذَيْنِ فَهُوَ حَرَامٌ

 

 Mut’a islâmın ilk dönemlerindeydi. Adam bir şehre gelir, orasını bilmez, tanımazdı. Orada kalacağı müddet için bir kadınla evlenir ki, kadın eşyasını korusun, işlerini görsün.  Ancak eşleri, ve mülkiyetlerinde ki cariyeleri ile ilişkilerinden dolayı kınanmazlar’’ ayeti kerimesi inzal edilinceye kadar bu böyle devam etti. Bu ikisinden başkası haramdır.’’ (Tirmizi, 1041)

 Müslim’de Abdullah ibn-i Mesud’tan (radıyallahu anh) şu şekilde rivayet etmektedir.

 كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- لَيْسَ لَنَا نِسَاءٌ فَقُلْنَا أَلاَ نَسْتَخْصِى فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ ثُمَّ رَخَّصَ لَنَا أَنْ نَنْكِحَ الْمَرْأَةَ بِالثَّوْبِ إِلَى أَجَلٍ ثُمَّ قَرَأَ عَبْدُ اللَّهِ ( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ

 

Yanımızda kadınlar olmadığı halde resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile savaşlar yapıyorduk. Bu savaşlar esnasında bir kere resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem)  Kendimizi iğdiş (cinsel duygularımızı yok) edelim mi? diye sorduk. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bizi bundan men ederek, elbise mukabilinde kadınlarla belli bir zamana kadar evlenmemize ruhsat verdi. İbn-i Mesud (radıyallahu anh) bunları söyledikten sonra:  Ey iman edenler! ALLAH’ın size  helal kıldığı temiz şeyleri kendinize haram kılmayın, ve haddi aşmayın. Şüphesiz ALLAH haddi aşanları sevmez.’’ ayetini okudu.’’ (Müslim, 3476)

 Görüldüğü üzere Müslim’in rivayetin de mut’a nikahına savaş esnasında, Tirmizi ve İbn-i Mace’nin rivayetlerin de yolculuk esnasın da kadınlardan uzak kalmaları sebeb olarak gösterilmiştir. O zamanın şartları göz önüne alındığında ister savaş için, isterse yolculuk için sefere çıkıldığın da aylarca evlerinden ve eşlerinden uzak kalmaktaydılar. Dolayısıyla bu durum onlar için bir handikap olmaktaydı.

 İslâmın ilk zamanlarında, özellikle savaşlar da dönem dönem izin verilen ( Şevkani, neylu’l evtar, c: 6 sh: 136,137) mut’a nikahı, her seferin de şartlar normale döndüğün de yasaklanmıştır. İslâm uleması mut’a nikahının kesin olarak ne zaman yasaklandığı hususunda ihtilaf etmiştir. Zira bir takım hadisler mut’a nikahının

 أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْمُتْعَةِ عَامَ الْفَتْحِ حِينَ دَخَلْنَا مَكَّةَ ثُمَّ لَمْ نَخْرُجْ مِنْهَا حَتَّى نَهَانَا عَنْهَا

 

Mekke’nin feth edildiği sene, Mekke’ye girerken resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlarla mut’a yapmamızı emretti. Daha sonra Mekke’den çıkmadan mut’a yı bize yasakladı.’’ (Müslim, 2503)    Mekke’nin fethedildiğinde yasaklandığını bildirirken, bazı rivayetler de

 أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي قَدْ كُنْتُ أَذِنْتُ لَكُمْ فِي الِاسْتِمْتَاعِ أَلَا وَإِنَّ اللَّهَ قَدْ حَرَّمَهَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ فَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ مِنْهُنَّ شَيْءٌ فَلْيُخْلِ سَبِيلَهَا وَلَا تَأْخُذُوا مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا

‘’Ey insanlar! şüphesiz ben kadınlardan faydalanmanız (mut’a nikahı) için size izin vermiştim. Dikkat edin, muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) kıyamet gününe kadar onu haram kıldı. Kimin yanın da böyle bir kadın varsa onu serbest bıraksın. Ve onlara mehir olarak verdiğiniz den bir şeyi geri almayın.’’ (İbn-i Mace, 1962) Veda haccı esnasında haram kılındığını bildirmektedir. Bir takım rivayetler ise

 أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ مُتْعَةِ النِّسَاءِ يَوْمَ خَيْبَرَ وَعَنْ أَكْلِ لُحُومِ الْحُمُرِ الْإِنْسِيَّةِ

  Muhakkak ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Hayberin fethinde kadınlarla mut’a yapmaktan ve ehil eşek etlerinin yenmesinden bizi neyh etti.’’ (Müslim, 2510) Hayberin fethinde yasaklandığını bildirmektedir. Yine bazı rivayetler ise

 كُنَّا نَسْتَمْتِعُ بِالْقَبْضَةِ مِنْ التَّمْرِ وَالدَّقِيقِ الْأَيَّامَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ حَتَّى نَهَى عَنْهُ عُمَرُ فِي شَأْنِ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ

 

 Biz resulullah (Sallallahualeyhi ve sellem) ve Ebu Bekir (radıyallahu anh) dönemlerin de bir avuç hurma ve un karşılığında birkaç günlüğüne mut’a yapardık. Nihayet Ömer (radıyallahu anh), Amr b. Hureys’e mut’a’yı yasakladı.’’ (Müslim, 2497)

 

 Mut’a nikahının Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in (radıyallahu anhuma) dönemlerinde de devam ettiğini, Nihayet Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) yasaklandığını bildirmektedirler. Rivayetlerde ki, bu ihtilaflardan dolayı resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mut’a nikahına şartlar gerektiği zaman belli dönemlerde izin verdiği görülmektedir. Son olarak Hz. Ömer (radıyallahu anh) dönemin de toplum büyüyüp geliştikçe, bir takım insanlar mut’a nikahını bir zaruret olmaktan çıkararak istismar etmelerinden dolayı yasaklanmıştır.

 Zaruret halinde izin verilen bu uygulamanın bir takım insanlar tarafından istismar edilmesi,  toplum arasında huzursuzluk çıkarması, bir takım sorunların baş göstermesi sebebiyle, islâm’ın ruhunu iyi bilen Hz. Ömer (radıyallahu anh) tarafından uygun görülmüş ve kendisini destekleyen sahabe-i kiram’ın (radıyallahu anhum) görüşleri çercevesinde kesin olarak yasaklanmıştır.

 Rivayetlerde ki bu farklılıkları gören İmam-ı Şevkani (rahmetullahi aleyh), hadislerle yasaklanan bir uygulamanın Hz. Ömer (radıyallahu anh) dönemine kadar devam etmesini büyük bir sorun olarak gördükten sonra şöyle bir yorum yapmaktadır.

 

 Öyle anlaşılıyor ki, bir takım sahabiler, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu nikahı haram kıldığını duymamış ve mut’a nikahına devam etmişlerdir. Hz. Ömer (radıyallahu anh) bu durumu görünce yasağı tekrarlatmış ve kesin olarak son vermiştir. Her ne kadar bu yorum da bir takım zorlamalar bulunsa dahi, mut’a nikahını yasaklayan hadisler karşısında bu yorumun yapıması gerekliydi.’’ ( Şevkani, Neylu’l evtar, c:6 sh:147)

 Ehl-i Sünnet uleması Mut’a nikahının kesin olarak yasaklandığı hususunda müttefiktirler. Nitekim şemsu’l eimme imam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Mut’a nikahının resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından üç gün serbest bırakıldığını, ve sonra yasaklandığını ifade etmektedir. Savaş esnasın da sahabe’nin hanımlarından uzak kalmasından dolayı resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından kendilerine izin verilmiş, Bu serbestliği üç gün sonra kaldırmıştır. İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) bundandolayı mut’a nikahının Hanefi mezhebince batıl olduğunu söylemektedir.’’ (Mebsud, c:5 sh:152)

 İmam-ı Şafii’de (rahmetullahi aleyh) belli bir süre olarak sınırlandırılan bütün nikahların mut’a nikahına dahil olduğunu ve geçersiz olduğunu ifade ederken, insanların üç talakla boşanan kadınlar ile evlenmede bir hile olarak yaptıkları hülle’yi de mut’a nikahı olarak değerlendirmektedir. (el-Umm, c:3 sh: 184)