Şub-13-10

selamlaşmak

BİSMİHİ TEALA

 

Selamlaşmak, müslümanlar arasına kardeşlik hukukunun korunmasına, müslümanların birbirlerine karşı saygı ve sevginin artmasına, araların da huzurun ve muhabbetin yükselmesine ve birbirlerini aramayı teşvik etmesine sebeb olan islâmi bir şiardır. Selamlaşmak bunların oluşmasına sebeb olduğundan dolayı resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 

اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاللهِ مَنْ بَدَأَهُمْ بِالسَّلاَمِ

 

‚‘ ALLAH (Celle celalühü) katında insanların en hayırlısı, selamı ilk verendir.‘‘ (Ebu davud, edeb,133) buyurmak suretiyle selamlaşmayı yaygınlaştırmaya teşvik etmiştir. Selamlaşmanın önemini anlatma yönünden selamlaşmanın cennet hayatında da devam edeceğini söylemek bu islâmi şiarın önemini anlatan en güzel delildir. Nitekim mevla‘nın (Celle celalühü):

 

وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّہُمۡ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ زُمَرًا‌ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتۡ أَبۡوَٲبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُہَا سَلَـٰمٌ عَلَيۡڪُمۡ طِبۡتُمۡ فَٱدۡخُلُوهَا خَـٰلِدِينَ

 

‚‘Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler.‘‘ (Zümer/73) ayeti kerimesi bu manaya delalet etmektedir.

 

Selamlaşmanın cennette dahi devam edeceği düşünüldüğün de dünya da müslümanların birbirlerine bu şiardan mahrum etmemeleri gerekir. Nitekim bir hadis-i şerifte:

 

عن أبي هريرة قال : أبخل الناس الذي يبخل بالسلام وإن أعجز الناس من عجز بالدعاء

 Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 

‚‘ İnsanların en cimrisi selam vermede cimrilik yapandır. İnsanların en acizi de dua etmekte aciz olandir.‘‘ (Edebü’l müfret/ 1042) buyrulmak suretiyle selamlaşma hususunda cimrilik edilmesinin güzel olmadığına işaret edilmektedir.

 

Selamlaşmak bu kadar öneme haiz iken, bir kısım insanlar bu selamdan mahrum kalma hususun da ellerinden gelenleri artlarına koymamaktadırlar. Bu manada kendilerine selam verilemiyecek olanları iki gurupta toplamak mümkün.

 

1) Selamı alma ve vermeden daha hayırlı işlerler iştiğal edenlere selam verilmez. Bu gruba; kur’an okuyanlar, ezan okuyanlar, kamet getiren, hutbe okuyan, namaz kılan, şer‘i ilim okuyanlar ve zikir edenleri dahil edebiliriz.

2) Selam verilmeye müstehak olmayan yer ve iş yapanlara da selam verilmez. Bu gruba da; Kafiri, (sahih olan görüşe göre) zimmiyi, açıkça günah işleyen fasıkı, şarkı ve türkü ile meşgul olanı, şeriatın uygun görmediği oyun ile meşgul olanları, güvercin uçuranı, genel banyolarda avretini örtmeyeni, helada bulunanı, idrar yapanı, yalan söyleyeni, insanları güldürenleri, gıybet, dedikodu yapanı, insanlara küfür edeni ve mahrem olan kadınlara bakanları dahil edebiliriz.

Santranç oynayana selam verilip verilemiyeceği hususu ihtilaflı bir konudur. İmam-ı Azam (rahmetullahi aleyh) Zihin ekzersiyi yapanlara, ve selam vermek suretiyle zamanı israf etmemeye vesile olmak için; selam verilir derken, İmam-ı Yusuf (rahmetullahi aleyh) ise şeriatın meşru görmediği bir işle iştiğal ettiklerinden dolayı selam verilmez, eğer verilirse mekruh olur dememektedir. Müslümanların ve gayri müslimlerin karışık olduğu bir gruba, müslümanlara niyet ederek selam verilebilir. Yemek yiyene de selam verilmez. (Feteva-i hindiyye, c:5 sh: 326)

BİSMİHİ TEALA

Cemiyet ve toplum hayatını kemiren manevi hastalıklardan bir taneside, insanlar arasında buğz ,kırgınlık ve muhabbetsizliği ön plana çıkaran birbirine küsme (dargınlık) hastalığıdır.Dargınlık, müslümanın Müslüman kardeşinden uzaklaşmasını,yakınlığı bırakmasını,iletişimi koparmasını,küçük kusurları hoş göremeyecek kadar hoş görüsüz olmaya sebep olan bir hastalıktır.Hele bu dargınlık bir de maddi menfaatlerden dolayı olursa….

Dininin emir ve yasaklarını bilen bir müslüman müntesipleri arasında sevgi şefkat ve birliğe davet eden İslâm dininin buğz, ayrılık ve küs durmayı da yasakladığını, birbirlerini içtenlikle sevenleri bazı fitne ve hataların ayıramayacağını din tarafından bildirildiğini de bilir. Şüphesiz ki ALLAH (Celle celalühü) için sevme bir insanın yapacağı/yaptığı küçük bir hata ile kopmayacak kadar sağlam bir bağdır. Nitekim peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) bu durumu bir hadis-i şeriflerin de şu şekilde ifade etmiştir:

ما تواد إثنان فى الله جل و عز أو فى الإسلام فيفرق بينهما أول ذنب يحدثه أحدهما

‘’Birinin işleyeceği bir hatanın ayırdığı iki kimse, ALLAH (Celle celalühü) için veya İslâm için birbirlerini sevmemişlerdir.’’ (Buhari,edebu’l müfret,401)

Bununla beraber fıtrat dini olan İslâm insan nefsinin tabiatını da göz ardı etmemiş, kızgınlık ve zayıflık anında insandaki duyguların da değişebileceğini göz önüne alarak öfke ve kızgınlığın ortadan kalkması için makul bir müdet tayin etmiştir. Ki bu müddet esnasında insan da meydana gelen kızgınlık ve galeyan hali ortadan kalksın.Ama bu müddetin sonunda aralarında ki dargınlık halinin geçmeyip birbirlerinde uzak durarak barış ortamının sağlanmamasını da şiddetle yasaklamıştır.Nitekim bu mana da peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmaktadır:

لا يحل لأحد أن يهجر أخاه فوق ثلاث ليال يلتقيان فيصد هذا و يصد هذا و خيرهما الذى يبدأ بالسلام

”Müslümanın kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl olmaz.Bir araya geldiklerinde bu yüz çevirir,öteki yüz çevirir.En hayırlıları selâmı ilk verendir.” (Buhari edebu’l müfret,399)

Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve selem) bu ikazını bilen ve düşünen bir Müslüman aralarındaki darğınlık sebebi ne olursa olsun artık o Müslüman kardeşinde daha fazla uzaklaşmayı kabul edemez.Bilakis o kardeşiyle barışmak ve aralarında ki dargınlık ortamını ortadan kaldırmak için ona selâm verme gayreti içerisine girer.Zira bilir ki en hayırlıları selâmı ilk önce verendir.Eğer öteki de selâmı alırsa her ikiside dargınlık halini ortadan kaldırdıkları için ecir de müşterektirler.Eğer öteki selâmı almaz,veya kardeşini gördüğü zaman selâm vermeyi gurur haline getirip selâm vermez yüz çevirmeye devam ederse ilk selâm veren darğınlık günahından kurtulur.Selâmı kabul etmeyen ve selâm vermeyi red eden kişi öbür kardeşinin de günahını yüklenir.Bu durumu Hz. Ebu Hureyre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği şu hadis-i şeriften anlamaktayız:

 

لا يحل لرجل أن يهجر مؤمنا فوق ثلاثة أيام فإذا مرت ثلاثة أيام فليلقه فليسلم عليه فان رد عليه السلام فقد اشتركا في الأجر وان لم يرد عليه فقد بريء المسلم من الهجرة

‘’Bir kimsenin bir mü’min kardeşini üç günden fazla terk etmesi olmaz. Üç gün geçtikten sonra onu bulsun ve ona selâm versin.Eğer selâmı alırsa ikiside ecir de ortaktırlar.Eğer selâmı alınmazsa selâm veren dargınlık günahından kurtulmuş olur.’’ (Buhari,Edubu’l müfret,414)

Eğer her ikisi de aralarında ki bu dargınlığı ortadan kaldırmak için bir çaba içerisine girmezler gurur ve kibir duygusu içerisinde birbirlerini gördükleri zaman selâm vermez veya almazlar, birbirlerinde yüz çevirmeye devam ederlerse şu hadis-i şerifin tehdide muhatab olurlar:

من هجر أخاه سنة فهو يسفك دمه

‘’Kardeşini bir sene terk eden (dargın kalan) onu öldürmüş gibidir.’’ (Buhari,Edebu’l müfret,404)

İslâmın hoş görü nizamı içerisinde yetişmiş,o terbiyeyi almış, diğer müslüman kardeşlerine karşı sevgi,sayğı,ülfete önem vermeyi teneffüs eden bir müslümanın buğz,hased ve dargınlık gibi dinin kökünü kemiren kötü hasletlere hayatında yer vermesi nasıl mümkün olabilir?
 

BİSMİHİ TEALA

Selam

“Aranızda selamı ifşa ediniz. Yemeği yediriniz. ALLAH’ın (Celle celaluhu) size emrettiği gibi kardeş olunuz.”

“Ey insanlar, selamı aranızda ifşa edin. Yemeği yedirin. İnsanlar uykuda olduğu halde teheccüdü kılın. Selametle cennete girersiniz.”

Toplantılarda israfa girmemek şartıyla yemek yedirmek, sünnet-i sahabedir.

“Esselam (ayıblardan, fenalıklardan arî) ALLAH’ın (Celle celaluhu) isimlerinden bir isimdir. Onu yere indirmiştir. Siz de onu aranızda ifşa ediniz. Çünkü bir müslim selam vererek bir kavme uğrarsa ve onlar da selama icabet ederlerse, selam veren, onlara selamı hatırlattığından dolayı fazla bir derece kazanmıştır. Eğer hepsi selama icabet etmezlerse, o en hayırlı olanları icabet etsin.”

İzahı: Üç yerde, sünnet vaciblerden daha üstündür:

1)Selam verenin selamı, alanın selamından üstündür.
2)Borç vermek vacib, müddet uzatmak sünnet iken, borçluya mühlet vermek ve borcunu bağışlamak, borç vermekten üstündür.
3)Namaz vaktinden evvel abdest almak, vaktin içinde alınan abdestten üstündür.

Selamın manası:

Esselamü aleyküm:Şerrimden emin ol, hizmetinde hazırım.
Aleyküm selam: Sen de şerrimden emin ol, hizmetinde hazırım.

“Esselamü aleyküm diyene on, esselamü aleyküm ve rahmetullah diyene yirmi, esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuh diyene otuz sevab vardır.”

İzahı: Hutbe ve Kur’an okuyana; hamamlarda; kaza-i hacet edene; hüküm esnasında hakime; ders esnasında müderrise; namaz esnasında namaz kılana selam verilemez. Verilse de alınması vacib değildir.

“Evvel selam, sonra kelam. ‘Esselamü aleyküm. Girebilir miyiz?’ diye müsaade alın, sonra meclise girin.”

“Sizden biriniz (sohbet, konuşmak, istişare) meclisine ulaşıp girdiğinde selam versin. Eğer yer bulursa orada otursun. Yer verilmediyse kendisi baksın dilediği yer­de otursun. Sonra kalktığı zaman yine meclise selam versin. Birinci selam, ikinci selamdan daha iyi değildir.”

İzahı: Meclise giren kimseye beş adab vardır:

1.Girişte, ilim müzakeresi, va’z, Kur’an, zikir olmadığı takdirde, herkesin işitebileceği kadar selam vermesidir. İhtiyaç kadar sesini ayarlar. Yer varsa, oturacağı yerin yakınına yumuşak sesle selam verir ve oturur.

2) Mecliste oturanlara eziyet vermemesidir. Yani meclisin durumu müsaidse oturur. Değilse geriye döner.

3) Meclise girdiğinde bir kişiyi yerinden kaldırmamasıdır. Yani yer gasb edilemez. Ona yer verilirse oturur, yer verilmezse geriye döner.

4) Meclisin üst taraflarına hücum etmemesidir. Nerede yer bulursa orada oturmasıdır. Çünkü Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), meclise girdiği zaman nereyi bulursa orada otururdu.

5) Meclisin ayağa kalkmasına rıza göstermemesidir. Ve halkanın ortasında oturmamasıdır. Girişte, çıkışta selamı unutmamasıdır.

“Binen yürüyene, yürüyen oturana selam verir. İki yürüyenden hangisi önce selam verirse üstünlüğü o kazanır.”

Rasul-u Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem):

“Cemaate girip oturanın selam vermesi haktır. Meclisten ayrılırken tekrar selam vermesi haktır.” buyurdu. Bu arada bir sahabî Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) konuşurken ayrılmış ve selamı terk etmiş; Rasül-u Muhterem: “Ne çabuk unuttu.” buyurmuştur.

İzahı: Anlaşılıyor ki, konuşma devam ediyorsa bile ayrılan selam verir.

“Kim meclisten ayrılırken meclise selam verirse, sonradan meclisin devam edeceği hayra ortaktır.”

Arif Paşa der ki: Vaktiyle büyük bir amir, konak veya makamında oturduğu halde, ihtiyaç sahiblerinden veya ziyaretçilerden birisi içeri girerek “Esselamu aleyküm.” demiş. Makamı satanın, makamında derhal çehresi değişmiş. Ağır bir sesle: “Git, kahve ocağında uşak-ı Muhammediyye’ye selam ver.” demiş.

Biçare ziyaretçi, kendi kendine şu soruyu sormuş “Bu hal bize nereden geldi?..” Sonra: “Evet, evet. Bu hal, bunlara karşı yağcılık yapan kimselerden bize geldi.” demiş ve dönmüştür. Yani, amirlerin memurlara yapmış olduğu zulümleri, yine memurların isyanlarından dolayıdır.

“Sizden biriniz yerinden kalkıp yerini başkasına vermesin. Gelene yer genişletin; ALLAH da (Celle celaluhu) yerinizi genişletsin.”

İzahı: Yani meclise birisi geldiğinde, mecliste oturanlardan biri kalkıp yerini ona vermez. Ancak kendi aralarında ona yer hazırlatır. Gelen, izinsiz olarak iki kişinin arasına tecavüz edemez. Ancak oturanlardan iki kişi sağ ve sola kaymakla gelene yer verir. Nitekim bu edeb, ayet-i kerîmenin emridir:

“Ey iman edenler! Size, meclislerde yer açın denildiği zaman, genişletin ki, ALLAH da size genişlik versin. Kalkın denilince de kalkıverin. ALLAH içinizde iman etmiş olanlarla, kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini artırır. ALLAH, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)