s.a

benin size sorum ” evlerinizi temizleyin” hadisi sahihmidir. Bu hadisin ravileri hakkında bilgi verebilirmisin. ve alimler bu hadisi nasıl izah etmişlerdir?

BİSMİHİ TEÂLÂ

 

إِنَّ الله طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّطَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا بُيُوتَكُمْ ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ الَّتِي تَجْمَعُ الكبا فِي بيوتِهَا

 

‘‘ Muhakkak ALLAH ( Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttır, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ( evlerinizin avlusunu, önünü, çevresini) temiz tutun. Süprüntü ve pislikleri evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin (onlara muhalefet edin).‘‘

 Bu hadis-i şerifi Burcelani ‘‘ Kerem ve cevad‘‘ın da, Tirmizi ‘‘ Sünen‘‘in de, Bezzar ve Ebi Ya’la ‘‘ Müsned‘‘lerin de, Dulabi ‘‘ Kına ve esma‘‘sın da, İbn-i Adiyy  ‘‘Kamil‘‘in de, Taberani ‘‘ Evsad‘‘ın da ve Vekii ‘‘ Zühd‘‘ ün de bazı lafız farklılıklarıyla rivayet etmişlerdir.

 Hadis-i şerif gerek metin, gerekse sened yönünden bir çok cerh (1) ve ta’dil’e (2) tabi olmuştur. Dolayısıyla hadis gerek sened, gerekse metin yönünden bir kısım muhaddisler tarafından ‘‘çok zayıf‘‘ olarak nitelenmesine rağmen rivayetlerin bir birini desteklemesi sonucunda bir kısım muhaddis tarafından hasen olarak kabul edilmiştir.

 Burcelani’nin Sad b. Ebi vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği sened’te bulunan Halid b. Ilyas hakkın da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ rivayeti kabul edilmez‘‘ (3)  derken,  İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh)‘‘ Nesei ve Ahmed b. Hanbel (rahmetullahi aleyhima) rivayeti alınmaz demişlerdir. İbn-i Hibban (rahmetullahi aleyh) ise ‘‘ Sıka ravilerden mevzu hadis rivayet etmekte, rivayeti ancak taaccub ile kabul edilip yazılabilir.‘‘ (4) demektedir. Aynı sened’te bulunan Muhacir b. Mismar hakkında da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Sad b. Ebi Vakkas’ın (radıyallahu anh) kölesidir ancak rivayeti kabul edilmez‘‘ (5) derken İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Buhari ve Nesei o zayıftır derken, Yahya b. Muin (rahmetullahi aleyhim) onda beis yoktur.‘‘ (6) demiştir.  Tirmizi‘ de ‘‘ Bu hadis garib’tir‘‘ dedikten sonra, Halid b. İlyas ve Muhacir b. Mismar hakkında söylenenleri nakletmiştir. (7)

 Dulabinin yine sad b. Ebi Vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Davud b. Raşid ve Harun b. Muhammed hakkın da ‘‘ ikisi de zayıftır‘‘ değerlendirmesini yaparken hafız Askalani (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Davud b. Raşid‘‘ hakkında ‘‘ o leyyinu’l hadis tir.‘‘  (8) demektedir. Tehzibu’l Kemal‘ de İbn-i Hibban’ın (rahmetullahi aleyh) bu raviyi sıkalar arasında yazdığı kaydedilmektedir. C: 8 sh: 386  (9) (10)

 İbn-i Adiyy’in ‘‘ Kamil‘‘ de  Salim ve babasından (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında bazıları ‘‘saduk olmakla beraber son zamanlarda çok hata yapması sebebiyle güvenilmez‘‘ (11) demektedirler.

 Taberani’nin ‘‘Mu’cemu’l evsat‘‘ ta Amir b. Sad ve babasından (radıyallahu anhuma) ‘‘ Evlerinizi temizleyin zira Yahudiler evlerini temizlemezler‘‘ hadisini rivayet ettikten sonra ‘‘ Bu hadis sadece  Zuhri, İbrahim b. Sad, Ebu Davud tayyalis ve Zeyd b. Âhzam kanalıyla gelmiştir.‘‘ demiştir. (12) Haysemi (rahmetullahi aleyh) bu hadisi naklettikten sonra ‘‘ Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) şeyhi dışında bütün ricali sıka (sağlam)dır.‘‘ (13) demiştir.

 Hadisin farklı lafızlarla rivayetleri

 

1) إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّظَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرْمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا أَفْنِيَتَكُمْ وَسَاحَاتِكُمْ وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ ، يَجْمَعُونَ الأَكْبَاءَ فِي دُورِهِمْ

 

‘‘ Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ve evlerinizin sahasını (avlusunu, önünü, çevresini) temizleyin, yahudilere benzemeyin. Zira onlar süprüntülerini (pisliklerini) evlerinde toplarlar.‘‘ (14)

 

2)   إن الله طيب يحب الطيب نظيف يحب النظافة كريم يحب الكرم جواد يحب الجود فنظفوا أفناءكم وساحاتكم ولا تشبهوا باليهود تجمع الأكناف في دورها

 

‘‘Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Evlerinizi ve sahasını  temizlemek suretiyle pisliklerini evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin.‘‘ (15)

 

3)                             طهروا افنيتكم فان اليهود لا تطهر افنيتها

 

 ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ (16)

 

4)                                                 نظفوا أفنيتكم ، فإن اليهود أنتن الناس

 

‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler insanların en pis kokanlarıdır.‘‘ (17)

 Bu rivayetin sıhhat durumu muhaddisler tarafından zayıf olarak kabul edilmekle beraber diğer rivayetlerin bu rivayeti desteklemesinden dolayı hadis hasen hadis olarak değer kazanır.

 İslâm dini muhafaza edilmesi gereken beş hakkı bir vecibe olarak bildirmektedir. Bu beş haktan biride yaşama hakkıdır. Ve insanın sağlıklı yaşaması hem maddi hem de manevi pisliklerden temizlenmesi ile mümkündür.  Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘تنظفوا بكل ما استطعتم فإن الله بنى الإسلام على النظافة ولن يدخل الجنة إلا كل نظيف‘‘ (Gücünüz yettiği kadar her türlü pislikten temizlenin. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) İslâm dinini temizlik üzerine bina etmiştir. Ve Cennete ancak temiz olanlar girebilir.‘‘ (Camiul ehadis, 11005) buyurmak suretiyle  insanın hem bedensel, hem de yaşadığı yerin temiz olması gerektiğini  ifade etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ evlerinizi temizleyin‘‘ buyumak suretiyle sadece evlerin içlerini temizlemenin yeterli gelmediğini, evlerin önlerini ve cevrelerini de temizlemek gerektiğini söylemektedir.

 İmam-ı Münavi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ hadisini şerh ederken  Konevi’den (rahmetullahi aleyh) naklen ‘‘  Bu hadis çevremizin temizliğine önem verdiği gibi, insanın batınının temizliğine de önem vermesini işaret etmektedir. Zira batını temiz olmayan insanın kalbin de ne ilahi şuhudlar, ne de tevhidi hakikatler ortaya çıkmaz.‘‘ (18) demektedir.

 (1) Karıştırıcılık ve yalancılıkla suçlanan bir ravinin rivayetinin muhaddislerce red edilmesi

(2) Bir râvinin rivayetinin kabul edilebilmesi için vasıflandırmak

 (3) Buhari, Tarihu’s-sağır c:2 sh:130

 (4) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin C:1 sh:245

 (5) Buhari, Tarihu’s-sağır c: 2 sh:264, ve Tarihu’l kebir c: 1 sh:328

 (6) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin c:1 sh:54

 (7) Mubarekfuri, Tuhfetu’l ahvaz c: 8 sh: 68

 (8)  leyyinu’l hadis (hadiste gevşek) cerh’te en hafif cerh tabiridir. Bununla cerh edilen ravinin hadisine itibar edilir, rivayeti yazılır demektir. Dârekutni << rahmetullahi aleyh>> ‘‘bu şekilde cerh edilen ravi adaletten düşmez‘‘ demektedir.

 (9) Kaşif , c:1 sh: 379

(10) Harun b. Muhammed isimli ravi hakkında eldeki mevcud tabakat kitablarında her hangi bir malumat bulamadım

 (11) Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında Mizan ve Tehzib’te bir malumat olmamakla beraber ‘‘ İkmalu’l kemal‘‘ de c: 1 sh: 129 Nesei’nin bu raviden hadis rivayet ettiği kaydı bulunmaktadır

 (12) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231

 (13) Mecmau’z-zevaid, c:1 sh: 635 ‘‘ Haysemi (rahmetullahi aleyh) burada Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) hangi şeyhini kastettiği söylememiş. Ancak c: 1 sh: 185’de Muntasır b. Temim Muntasır isimli şeyhinden söz etmektedir.

 (14) Müsned-i Bezzar, c:1 sh:199 hadis no: 1114

 (15) Müsnedi Ebi Ya’la, c: 2 sh: 121 hadis no: 791

 (16) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231 hadis no: 4057, Kenzul Ummal, hadis no: 41498

 (17) Vekii Zühd, babu’t-tenzif 287 (Diğer hadis kitabların da bu ibare ile bir hadis bulamadım. Ancak Hem Sünen-i Tirmizi’de, hem de Müsnedi Ebi Ya’la da ‘‘نظفوا أفنيتكم‘‘ (Evlerinizi temizleyin) şeklinde rivayet bulunmaktadır. Rivayetin ikinci cümlesini ravilerden birisinin ilave etmiş olması mümkündür. O zaman ikinci cümle mürsel hadis olarak görülebilir.

 (18) Münavi, Feyzul kadir, c:4 sh: 358

 

BİSMİHİ TEALA

Soru:

 Hocam internette rastladığım bir rivayetin durumunu soracaktım. Ünlü bir hoca da kürsüden naklediyor. Videosunu izledim. Rivayet şöyle:

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Cebrail (Aleyhis-selam)’e:

Ya Cebrail! Sen bu vahyi nerden alıyorsun? Cebrail (Aleyhis-selam): 
    

Sidretü’l-Münteha’da bir yeşil perde arkasından bana söyleniyor dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem):


Bundan sonra gittiğinde o perdeyi kaldır, sana söyleyene bak dedi. Cebrail (Aleyhis-selam) Sidretü’l-Münteha’da o yeşil perdeyi kaldırdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)’i gördü. Kendisine söyleyen o idi. Bir rivayette 360 kanadını bir rivayette de altıyüz kanadını (Ramuzu’l-Ehadis, Hadis No: 3857) çırpıp var hızı ile dünyaya geldi. Cebrail (Aleyhis-selam): 

 Muhammed’den evvel dünyaya gideyim dedi. Dünyaya geldi baktı ki Peygamberimizi yerinde gördü. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Cebrail (Aleyhis-selam)’a sordu, Cebrail (Aleyhis-selam) cevab verdi:

Ya Muhammed! Ben de hayret ettim; vahyi Allahu Teala’dan alıp bana söyleyen de sensin. Burada benden alıp halka söyleyen de sensin dedi.”

Cevap:

Son zamanlarda sıklıkla sorulan bir rivayet bu. Soru metninde rivayetin Râmûzu’l-Ahâdîs’te geçtiği ima ediliyor. Ancak mezkûr rivayeti ne bu eserde, ne de elimdeki diğer kaynaklarda bulabildim.

Bu rivayetle ilgili olarak ulaşabildiğim tek bilgi, Muhammed Abduh el-Bürhânî’nin Tebrietu’z-Zimme fî Nushi’l-Ümme adlı kitapta yer verdiği nakil. Ancak rivayet bu eserde, okuyucu sorusunda zikredilenden farklı bir şekilde ve daha uzunca yer alıyor. Buna göre Cebrail (a.s), Efendimiz (s.a.v)’in, Câbir b. Abdillah (r.a)’a hitaben, “Allah’ın yarattığı ilk şey, senin peygamberinin nurudur ey Câbir”[1] şeklindeki sözünü hayretle karşılayınca ona kaç yaşında olduğunu sorar. O şöyle cevap verir: “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü. Ancak (bildiğim şu ki), dördüncü perdede, 70 bin yılda bir kere doğan bir yıldız var ve ben o yıldızı 70 bin kere gördüm.” Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), “Rabbimin izzetine yemin olsun ki, işte ben o yıldızım” buyurur.

Daha sonra Cebrail (a.s)’a, vahyi nereden getirdiğini sorar. O, “Göklerin herhangi bir köşesindeyken zil sesi duyar ve hemen Beyt-i Ma’mur’a gider, vahyi oradan alır, (götürmem gereken) resul veya nebiye götürürüm” diye cevap verir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v) ona, “Şimdi Beyt-i Ma’mur’a git ve benim nesebimi zikret” der. Cebrail (a.s) derhal gider ve “Muhammed (s.a.v) b. Abdillah b. Abdilmuttalib…” diye Efendimiz (s.a.v)’in nesebini sıralamaya başlar. Bunun üzerine, daha önce Cebrail (a.s)’a hiç açılmamış olan Beyt-i Ma’mur açılır. Cebrail (a.s), içeride Efendimiz (s.a.v)’i görür. Şaşırır ve hemen yeryüzüne döner. Döndüğünde Efendimiz (s.a.v)’i, bıraktığı gibi, Câbir (r.a) ile birlikte oturuyor halde bulur.

Cebrail (a.s)’ın, Efendimiz (s.a.v)’i Beyt-i Ma’mur’da gördükten sonra hızla yeryüzüne indiği, O’nu ve Hz. Câbir (r.a)’ı bıraktığı yerde ve bıraktığı gibi otururken bulduğu zikredildikten sonra şöyle deniyor:

“Bunun üzerine Cebrail (a.s) tekrar olağanüstü bir hızla Beyt-i Ma’mur’a gitti. Resulullah (s.a.v)’ı yine orada buldu. Tekrar aynı şekilde yeryüzüne indi. Resulullah (s.a.v) ve Câbir (r.a) yine aynı yerde ve aynı şekilde oturuyorlardı. Bunun üzerine Câbir (r.a)’a, Efendimiz (s.a.v)’in onun yanından herhangi bir şekilde ayrılıp ayrılmadığını sordu. O, Efendimiz (s.a.v)’in oradan hiç ayrılmadığını söyledi. Bu defa Cebrail (a.s) şaşkın bir vaziyette Efendimiz (s.a.v)’e dönerek

- “Ey Allah’ın Resulü! Eğer vahiy senden çıkıp yine sana geliyorsa ben arada niçin yoruluyorum?” diye sordu.

Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi: 

 ”Teşri için ey kardeşim Cebrail!”[2]

Bu rivayeti naklettikten sonra Muhammed Osman Abduh el-Bürhânî şöyle diyor: Eğer vahiy Cebrail (a.s) tarafından Allah Teala’dan alınıp Efendimiz (s.a.v)’e getiriliyor olsaydı, kelime-i tevhidin anlamı bozulurdu. Zira o zaman “Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resulullâh” (Allah’tan başka ilah yoktur; Muhammed O’nun resulüdür) değil, “Lâilâhe illallâh Muhammedun Resulu Resulillâh” (Allah’tan başka ilah yoktur; Muhammed O’nun resulünün resulüdür/elçisinin elçisidir) dememiz gerekirdi.

Bu rivayeti bende mevcut –zayıf ve uydurma hadisleri zikreden– kitaplarda bulamadığımı daha önce belirtmiştim. İnternetten ulaşabildiğim kadarıyla bu rivayetin zikredildiği kitap Mısır’da basılmış ve bir süre sonra yasaklanmış. Burada naklettiklerim de yine internet üzerinden ulaştığım bilgilerden ibaret. Kitabı birkaç koldan araştırıyoruz. Elimize geldiğinde meseleyi aslından tahkik edip bu köşeden tekrar duyuracağım inşaallah.

Rivayet hakkında ulaşabildiğim bu malumat ne yazık ki sened içermiyor. Yani rivayeti kimlerin naklettiğini şu an için bilmiyoruz. Dolayısıyla sened kritiği yapma imkânımız şuan için yok.

Eğer bu haliyle bu rivayet, el-Bürhânî tarafından da senedsiz olarak nakledildiyse, onun naklettiği kaynağa ulaşmak durumundayız. el-Bürhânî sened zikrettiyse sened üzerinden bir şeyler söyleme imkânımız olacak.

Bu rivayetin herhangi bir senedine ulaşamasak bile, doğrudan metninden hareketle şunları söylememiz mümkün:

1. Bu rivayete göre vahiy, Efendimiz (s.a.v)’den yine Efendimiz (s.av)’e geliyor. Peki Efendimiz (s.a.v) Beyt-i Ma’mur’da vahyi nereden/kimden alıyor? Eğer bir başka kaynaktan alıyorsa, yine arada bir aracı var demektir. Yok doğrudan Allah Teala’dan alıyorsa Kur’an’ın –mecazen– Cebrail (a.s)’ın sözü olduğu Kur’an’da zikredildiği halde[3] Efendimiz (s.a.v)’e izafesine herhangi bir ayette niçin rastlamıyoruz?

2. Rivayetin sonunda Cebrail (a.s)’ın aracılığının “teşri sebebiyle” olduğu söyleniyor. Bunun hiçbir anlamı yok. Zira önemli olan vahyin esas kaynağı ise, aradaki elçilerin melek veya insan olması bir şeyi değiştirmez.

3. Eğer Efendimiz (s.a.v) vahyin Cebrail (a.s)’dan önceki kaynağı ise, Cebrail (a.s) ilk vahiy getirdiğinde niçin O’nu sıkıp “Oku!” dediğinde “Ben okuma bilmem” diye cevap verdi?

4. Efendimiz vahyin Cebrail (a.s)’dan önceki kaynağı ise niçin kendisine vahiy geldiğinde vahyin ağırlığından bir nevi baygınlık halinden kendinden geçiyordu?

5. Bu rivayet belli ki Efendimiz (s.a.v)’in kadr-ü kıymetini yüceltmek (!) için tedavüle sokulmuş. Oysa Efendimiz (s.a.v) böyle şeylerle tebcil edilmeye muhtaç değildir. O’nun indallahtaki kadr-ü kıymeti zaten yücedir.

Sorular ve itirazlar çoğaltılabilir. Ama zikrettiklerimizden de kolayca anlaşılacağı gibi yaratılış, vahyin mahiyeti ve kaynağı, peygamberlik, tebliğ… gibi son derece önemli konulara taalluku bulunan ve kendisine inananı bu konularda tehlikeli yerlere sevk edecek bir muhtevaya sahip olan bu rivayet uydurmadır.

Vallahu a’lem.


Ebubekir Sifil

[1] el-Leknevî, el-Âsâru’l-Merfû’a'da (42) bu rivayetin (Nur-u Muhammedî’nin ilk yaratılan şey olduğunu anlatan rivayet) naklen sahih olmadığını, ancak mana itibariyle doğru olduğunu söylerken, Ali el-Karî de (Mirkât, I, 269-70) ilk yaratılan şeyin Nur-u Muhammedî olduğu görüşünü tercih ettiğini belirtir ve konuyla ilgili olarak el-Mevrid li’l-Mevlid isimli eserine gönderme yapar.

Bu rivayet üzerinde duran İbn Hacer el-Heytemî, el-Aclûnî, el-Leknevî gibi alimler onun Abdürrezzâk tarafından nakledildiğini söylemişlerdir. Ancak Abdürrezzâk’ın el-Musannef’inde bu rivayeti bulmak mümkün olmadı.

[2] Muhammed Osman Abduh el-Bürhânî, Tebrietu’z-Zimme, fî Nushi’l-Ümme, 281-3.

[3] 69/el-Hâkka, 40.

BİSMİHİ TEALA

 İslâm dininin ikinci kaynağı olan hadis külliyatımız da günümüze kadar nakledilen bazı eserlerin ifadesine göre tekrarlarla beraber bir milyon beş yüz bin (ALLAH’u a’lem) hadis bulunmaktadır. Bu hadisler arasında bir biriyle (zahiren) tenakuz halinde bulunan, yani birinin helal kabul ettiğini diğerinin haram olarak bildirildiği bir çok hadiste bulunmaktadır. Bu birbiriyle (zahiren)  tenakuzun bulunduğu hadisler hususunda nasıl amel edilir? meselesi ulema arasında önemli yer tutmaktadır. Ulema bu tenakuzun giderilmesi hususunda bir takım metotlar uygulamıştır. Hanefi ulemasının birbiriile tenakuz halinde bulunan hadisler  konusundada takip ettiği usül, önce hangisi diğerini nesh etmiştir hususu var mı diye  bakar,  eğer yoksa daha sonra tercih,  tercih yapılmıyorsa cem ve te’lif, daha sonra ise tevakkuf (veya tesakût) şeklindedir. Dolayısıyla içtihad yapabilecek (müctehid) seviyede olmayan birinin bu birbirleri ile tenakuz olan hadisler arasında tercih yapması mümkün değildir.

 Birbirleri ile tenakuzun olduğu hadislerden birisi de ‚‘ kadının evlenirken velisinin izni meselesidir‘‘ Nitekim Tirmizi’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği أَيُّمَا امْرَأَةٍ نُكِحَتْ بِغَيْرِ إِذْنِ وَلِيِّهَا فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ  ‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır.‘‘ (Tirmizi, nikah, 1125) hadisi şerifi ile, Ebu Davud’un İbn-i Abbas‘tan (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği الأَيِّمُ أَحَقُّ بِنَفْسِهَا مِنْ وَلِيِّهَا وَالْبِكْرُ تُسْتَأْذَنُ فِى نَفْسِهَا وَإِذْنُهَا صُمَاتُهَا  ‚‘ Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır, bakire ise kendisinden izin istenilir. Onun izni, susmasıdır‘‘ (Ebu Davud, nikah, 2100) hadisleri birbirleri ile tenakuz halindedir. Hanefi mezhebi haricinde ki mezhebler kadının velisinin izni olmadan evlenemeyeceğini söylerlerken, Hanefi mezhebi Ebu Davud’un rivayet ettiği hadisi esas alarak kadının evlenirken velinin iznini şart görmemiştir. Hanefi mezhebinin bu husustaki görüşünü İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ reddul muhtar‘‘ isimli eserinde şu şekilde izah etmektedir.

  ‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır hadisine gelince; gerçi Tirmizi bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Bir de ‚‘Velisiz nikah yoktur.‘‘ hadisi vardır. Onu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‚‘Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır‘‘ hadisine muarızdır. Bu hadisi Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai Ve Muvatta’da İmam-ı Malik (rahmetullahi aleyh) rivayet etmişlerdir. Kocasız kadın dul da olabilir, bakire de!… Böyle bir kadının velisi ancak onun rızası ile nikah akdine girişebilir. Zira hadis kadını akid yapmak için velisinden daha haklı göstermiştir. Bu hadis senedinin kuvvetiyle ve sahih olduğunda ittifak edilmekle tercih olunur. İlk iki hadis böyle değildir. Zira onlar zayıf veya hasen rivayetlerdir. Veya tahsis suretiyle araları bulunur. Veya nikah yoktur sözünden kasıt nikahın kemali yoktur şeklinde te’vil edilir.

 Veya veliden murad, nikâh onun iznine bağlı olan kimsedir. Yani nikâh ancak kâfirin müslüman kadın ile evlenmesini önlemeye, bunak kadına, köle ve cariye’ye velâyeti olan kimsenin izni ile kıyılır. Batıldan murad velinin kızını dengi olmayana vermesini sahih  görmeyenlerin kavline göre, kelimenin hakikatıdır. Veya sahih görenlerin kavline göre hükmüdür. Mutlak olan nass‘larda bunların hepsi gecerlidir. Hadisler arasında ki tenakuzu ortadan kaldırmak için velinin iznini almak vacip olur. Bu hususta ki sözün tamamı fetih’te izah edilmiştir.‘‘ (İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 5 sh: 360)

 Şimdi durum bu vaziyetteyken ‚‘ velisiz nikah yoktur‘‘ hadisine bakarak İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) çeşitli şekillerde hakaret etmeye yeltenen kimselerin ‚‘ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dururken mezheb imamına uyulur mu?‘‘ şeklinde ki sözleri tam manası ile bir faciadır.

Zira bu sözü söyleyenlerin ictihad etmeye kudretleri yetmekte midir? Yoksa ellerine geçirdikleri gerek türkçeye tercüme edilsin, gerekse edilmesin bir kaç kitaba bakarak kendi hevalarına göre hüküm ihdas etmekte midir?