BİSMİHİ TEALA
İslâm dininin ikinci kaynağı olan hadis külliyatımız da günümüze kadar nakledilen bazı eserlerin ifadesine göre tekrarlarla beraber bir milyon beş yüz bin (ALLAH’u a’lem) hadis bulunmaktadır. Bu hadisler arasında bir biriyle (zahiren) tenakuz halinde bulunan, yani birinin helal kabul ettiğini diğerinin haram olarak bildirildiği bir çok hadiste bulunmaktadır. Bu birbiriyle (zahiren) tenakuzun bulunduğu hadisler hususunda nasıl amel edilir? meselesi ulema arasında önemli yer tutmaktadır. Ulema bu tenakuzun giderilmesi hususunda bir takım metotlar uygulamıştır. Hanefi ulemasının birbiriile tenakuz halinde bulunan hadisler konusundada takip ettiği usül, önce hangisi diğerini nesh etmiştir hususu var mı diye bakar, eğer yoksa daha sonra tercih, tercih yapılmıyorsa cem ve te’lif, daha sonra ise tevakkuf (veya tesakût) şeklindedir. Dolayısıyla içtihad yapabilecek (müctehid) seviyede olmayan birinin bu birbirleri ile tenakuz olan hadisler arasında tercih yapması mümkün değildir.
Birbirleri ile tenakuzun olduğu hadislerden birisi de ‚‘ kadının evlenirken velisinin izni meselesidir‘‘ Nitekim Tirmizi’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği أَيُّمَا امْرَأَةٍ نُكِحَتْ بِغَيْرِ إِذْنِ وَلِيِّهَا فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ ‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır.‘‘ (Tirmizi, nikah, 1125) hadisi şerifi ile, Ebu Davud’un İbn-i Abbas‘tan (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği الأَيِّمُ أَحَقُّ بِنَفْسِهَا مِنْ وَلِيِّهَا وَالْبِكْرُ تُسْتَأْذَنُ فِى نَفْسِهَا وَإِذْنُهَا صُمَاتُهَا ‚‘ Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır, bakire ise kendisinden izin istenilir. Onun izni, susmasıdır‘‘ (Ebu Davud, nikah, 2100) hadisleri birbirleri ile tenakuz halindedir. Hanefi mezhebi haricinde ki mezhebler kadının velisinin izni olmadan evlenemeyeceğini söylerlerken, Hanefi mezhebi Ebu Davud’un rivayet ettiği hadisi esas alarak kadının evlenirken velinin iznini şart görmemiştir. Hanefi mezhebinin bu husustaki görüşünü İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ reddul muhtar‘‘ isimli eserinde şu şekilde izah etmektedir.
‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır hadisine gelince; gerçi Tirmizi bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Bir de ‚‘Velisiz nikah yoktur.‘‘ hadisi vardır. Onu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‚‘Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır‘‘ hadisine muarızdır. Bu hadisi Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai Ve Muvatta’da İmam-ı Malik (rahmetullahi aleyh) rivayet etmişlerdir. Kocasız kadın dul da olabilir, bakire de!… Böyle bir kadının velisi ancak onun rızası ile nikah akdine girişebilir. Zira hadis kadını akid yapmak için velisinden daha haklı göstermiştir. Bu hadis senedinin kuvvetiyle ve sahih olduğunda ittifak edilmekle tercih olunur. İlk iki hadis böyle değildir. Zira onlar zayıf veya hasen rivayetlerdir. Veya tahsis suretiyle araları bulunur. Veya nikah yoktur sözünden kasıt nikahın kemali yoktur şeklinde te’vil edilir.
Veya veliden murad, nikâh onun iznine bağlı olan kimsedir. Yani nikâh ancak kâfirin müslüman kadın ile evlenmesini önlemeye, bunak kadına, köle ve cariye’ye velâyeti olan kimsenin izni ile kıyılır. Batıldan murad velinin kızını dengi olmayana vermesini sahih görmeyenlerin kavline göre, kelimenin hakikatıdır. Veya sahih görenlerin kavline göre hükmüdür. Mutlak olan nass‘larda bunların hepsi gecerlidir. Hadisler arasında ki tenakuzu ortadan kaldırmak için velinin iznini almak vacip olur. Bu hususta ki sözün tamamı fetih’te izah edilmiştir.‘‘ (İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 5 sh: 360)
Şimdi durum bu vaziyetteyken ‚‘ velisiz nikah yoktur‘‘ hadisine bakarak İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) çeşitli şekillerde hakaret etmeye yeltenen kimselerin ‚‘ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dururken mezheb imamına uyulur mu?‘‘ şeklinde ki sözleri tam manası ile bir faciadır.
Zira bu sözü söyleyenlerin ictihad etmeye kudretleri yetmekte midir? Yoksa ellerine geçirdikleri gerek türkçeye tercüme edilsin, gerekse edilmesin bir kaç kitaba bakarak kendi hevalarına göre hüküm ihdas etmekte midir?