Ömer

Soru: Ben mesnevide ‘’dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor’’ bölümünü okuduktan sonra ney çalmasını öğrenmeye merak sardım. Ayrıca ney sesinin insana huzur verdiği de bilinmektedir. Zira ney diğer çağlı aletleri gibi olmayıp sadece boruyu üfleyerek insanın içinden gelen sesini yansıttığını öğrendim. Ayrıca bazı hocalar müziği yasaklayan sahih bir hadisin olmadığını söylemekteler. Bununu için ney çalmanın sakıncası olmadığını düşünüyorum.

 BİSMİHİ TEÂLÂ

Musiki meselesi gerek mutekaddim, gerekse muteahhir ulemanın tartıştıkları önemli konulardan biri ve hali hazırda insanlar arasında söndürülmesi imkânsız bir ateş gibi yayılmaya devam etmekte. Musiki’de hem insan sesi, hem de musikinin icrasında kullanılan aletlerin sesi bulunmaktadır. Bir takım kişilerin ‘’ ne kur’an da ne de sünnette musikiyi yasaklayan sahih bir hüküm yoktur’’ şeklinde ki zorlama yorumları her ne kadar gerçeği yansıtmasa da, bir an bu zorlama yorumun gerçek olduğunu varsayalım. Şer’i şerifin yasakladığı şeyler iki kısımdan müteşekkildir. 1) Bir kısmı içeriği sebebiyle yasaktır, 2) Bir diğer kısmı fesadı ihtiva eden bir yola sebeb olduğu için yasaktır. İlim ehli, sebebleri gaye ve neticeleri ile değerlendirip maksatları ve netice de vardığı nokta itibarıyla düşünen kişidir. İnsanları harama sürükleyen yolların kapanması (Seddi zerai) islâmın maksatlarındandır. Bunu bilen birisinin musikinin içerisinde yasakların olduğunu kabul etmesi, ilmin gerektirdiği bir husustur. Bununla beraber bu konuda sahih bir hadis yok demek mümkün değildir. Zira Buhari’de ‘’

 

لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِي أَقْوَامٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحِرَ وَالْحَرِيرَ وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ وَلَيَنْزِلَنَّ أَقْوَامٌ إِلَى جَنْبِ عَلَمٍ يَرُوحُ عَلَيْهِمْ بِسَارِحَةٍ لَهُمْ يَأْتِيهِمْ يَعْنِي الْفَقِيرَ لِحَاجَةٍ فَيَقُولُونَ ارْجِعْ إِلَيْنَا غَدًا فَيُبَيِّتُهُمْ اللَّهُ وَيَضَعُ الْعَلَمَ وَيَمْسَخُ آخَرِينَ قِرَدَةً وَخَنَازِيرَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

 

‘’ Ümmetimden zinayı, ipek giymeyi, şarap içmeyi ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul eden bir topluluk olacak. Ve bir takım insanlar kendilerine ait davarların yanına serinlemek için gidecekler bu esnada bir fakir ihtiyacı sebebiyle yanlarına gelecek. Onlar bu fakire ‘’ (şimdi git) yarın gel’’ diyecekler. ALLAH (Celle celalühü) gece onlar hakkında hükmünü vererek alemi bırakacak, diğerlerini kıyamet gününe kadar maymun ve domuzlara çevirecek.’’ (1) hadis-i şerifi bulunmaktadır.

 Mesnevi’nin neyden söz eden bölümü ilk beyt’lerdedir.

بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند

از جدايى‏ها شكايت مى‏كند

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,  ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

Ancak burada kastedilen ”ney”in ne olduğunu anlamak için Mesnevi’yi şerh eden molla Cami’ye (kuddise sırruhu) kulak vermek gerekir: ‘’ Burada neyden maksat, İslâm dinin de yetişen kâmil, yüksek insandır. Bunlar kendilerini ve her şeyi unutmuş, zihinleri her an, ALLAH’ın (Celle celalühü) rızasını aramaktadır. Ney, Farsça da, yok demektir. Bunlarda kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kişiden hâsıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden ALLAH’ın (Celle celalühü) ahlakı, sıfatları ve kemalatı zahir olmaktadır.’’ (Mesnevi şerhi)

 Musiki de kullanılan aletler vurmalı, (zil, def, davul v.s) telli, ( ud, tambur, keman, gitar v.s) ve nefesli ( klarnet, flüt, ney v.s) şeklinde sınıflandırılmaktadır. Musiki aletlerinin kullanılması/ çalınması hususunda mutekaddim ve muteahhir ulema iki gruba ayrılmıştır.  Mutekaddim fıkıh kitabların da çalgı aletleri hakkında şunları görmekteyiz:

 Hanefi mezhebi: Hanefi ulemasına göre düğünün ilanı için zilsiz def ve askerleri çosturmak için kullanılan davul haricinde diğer bütün zilli, telli ve nefesli çalgılar haramdır. İmam-ı Mavsili (rahmetullahi aleyh) ‘’el- ihtiyar’’ da: ‘’ flüt, def gibi çalgı aletlerini dinlemek haramdır. Eğer kişi bu sesleri istemeden duyarsa mazurdur ama mümkün olduğu kadar dinlememeye gayret eder. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaval sesi duyduğunda parmakları ile kulaklarını tıkamıştır’’ (2). İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) ‘’el-mebsud’’ da: ‘’Çalgı ve (ölü için) dövünmeye ait flüt ve davul ile eğlenmeye ait şeyleri kiralamak caiz değildir. Zira bütün bunlar günahtır ve ve günah için kiralama antlaşmaları batıldır.’’ (3) İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‘’dürrul muhtar’’da: ‘’ Telli çalgılar, mandolin köstek, lir, kanun, flüt ve zil gibi çalgıların çalınması kâfirlerin işleri olmasından dolayı mekruhtur.’’ (4) demektedirler.

 Maliki mezhebi: Maliki âlimleri çalgı aletleri hususunda ihtilaf etmekle birlikte, bu mezhebte meşhur olan görüş telli ve nefesli çalgıların hepsinin haram olduğudur. Maliki âlimleri sadece nikâh için def ve asker için davulu helal görmektedirler. Maliki’lerden sadece İbn-i Arabî (rahmetullahi aleyh) diğerlerine muhalefet ederek bütün çalgı aletlerini helal kabul etmiştir.

 ‘’ Boynuz olarak isimlendirilen flüt ve trompet çalmak, eğer çok zaman harcanmıyorsa mekruhtur, hatta insanı oyalayan her türlü eğlence de aynıdır. Eğer çok zaman alıyorsa diğer telli aletler ve sözlerinde fuhşiyat ve hezeyan olan şarkılar gibi haram olur.’’ (5)

 Hanbelî mezhebi: Hanbeli uleması yaylı ve nefesli çalgıların haramlığına hükmetmiş, davul gibi vurmalı çalgılara gelince, burada ihtilaf etmişlerdir. Racih olan görüş bunların da haram olmasıdır. Def’lerin mübah olması, ancak zilsiz olmasıyla mümkündür.  Erkeklerin def çalmaları racih olan görüşe göre mekruhtur.

 Hanbeli mezhebinin ‘’ el mubda’’ isimli fıkıh kitabının vasiyet bölümünde, ‘’ Davul, flüt, tambur, mandolin bunların hepsi eğlenceye dâhildir. Bunların içinde yaylı çalgı olsun olmasın fark yok, hepsi de haramdır. Çünkü bunlar günah için hazırlanmıştır.’’ (6) derken,‘’ Flüt ve tambur gibi çalgı aletleri haklarında nass bulunduğu için haramdır. Kim bunları kullanmaya devam ederse şahitliği kabul edilmez. Ud ve zil’de aynı şekildedir. Zira insanlar çoğunlukla sevindikleri zaman mizaçları gereği bunları çalarlar.’’ (7) ifadeleri bulunmaktadır. Hanbeli mezhebi’nin muteber kitablarından olan ”el-mugni” çalgı aletleri hususunda:  ‘’ Çalgı aletleri üç kısımdır. Haram olanlar, telli ve vurmalıların hepsi haramdır. Ud, tambur, piyano, lir v.s haramdır. Kim bunları dinlemeye devam ederse şahitlikleri kabul edilmez. Zira Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) rivayetine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) (Ümmetimin içinde on beş haslet ortaya çıktığında belalara müstahak olurlar.) Eğlence ve çalgı aletlerini de on beş haslet içerisinde saydı. Mubah olan: Def çalmak. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ‘’Nikâhı ilan edin. Bunun için def çalın’’ buyurmuştur. Erkeklerin def çalması ise her halükarda mekruh olandır. Zira defi kadınlar ve kadınlaşanlar çalar. Erkeklerin çalması kadınlara benzemektir ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlara benzeyen erkeklere lanet etti.’’ (8) demektedir.

 Şafii mezhebi: Şafii mezhebinde çalgı aletleri hakkında birçok görüş olup, çalgı aletleri hususunda ihtilaf bulunmaktadır. Şafii mezhebinden bir kısım âlim nefesli ve telli çalgıların haram olduğunu, vurmalılardan ise sadece zilsiz defin helal olduğunu söylemiştir.(9)

 Müteahhir ulemanın yazdığı kitablarda da genellikle mütekaddim ulemanın görüşleri parelinde bilgiler bulunmaktadır:

 ‘’Şarkı dinlemek çirkin ve haram olan bir şeydir. Zira şarkı dinlemek kalplerin katılaşmasına sebeb olur, ALLAH’ı (Celle celalühü) zikirden ve namazdan alıkoyar. İlim ehlinin birçoğu (وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ) ‘’ İnsanların bir kısmı ALLAH yolundan saptırmak için boş sözü satın alırlar’’ (Lokman/6) ayeti kerimesini şarkı olarak tefsir etmişlerdir. Abdullah ibn-i Mesud (radıyallahu anh) ayeti kerimede ki boş sözün şarkı olduğuna yemin etmiştir. Şarkı ile beraber flüt, ud, keman ve davul gibi çalgı aletleri olduğu zaman daha şiddetli haram olur. Bazı âlimler çalgı aletleri ile beraber şarkının haram olduğu hususunda icma olduğunu beyan etmişlerdir. Öyleyse çalgı aletleri ve şarkılardan kaçınmak vaciptir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Ümmetimden zinayı, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini helal sayan bir topluluk olacaktır.’’ Buyurmuştur. (10)

 

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً

 

( Ve onlardan kime gücün yeterse onu sesin ile oynat ve onların üzerine süvarilerinle, piyadelerinle sayhada bulun ve onlara mallarda ve evlatlarda ortak ol, ve onlara vaadler de bulun, onlara şeytanın vaat edeceği şey aldanıştan başka bir şey değildir.) (İsra /64)

 Ayetin manası, ALLAH (Celle celalühü) Şeytana şöyle diyor: Gücün yettiği kadar müzik ve şarkı ile onları aldat, onları oyala, şarkı ve müzikle beraber olan bütün çalgı aletlerin ile onları günaha, fuhşiyata çek demek olur. O zaman şarkı dinleyenler bilsinler ki, Şeytan onları tamamen kaplamış ve onlar şeytanın bölüğünden olmuşlardır. Şeytan onları bana doğru gelin diye çağırdıkça onlar ‘’lebbeyk’’ diyerek şeytana tabi olmuşlardır. İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bu ayetin tefsirin de: ‘’ Muhakkak ki bu ayet şarkının, çalgı aletlerinin ve eğlencenin haram olduğuna delildir. Mademki şeytan bunlar şeytanın sesi ve fiili, o zaman bunlardan sakınmak gerekir.’’ İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bu sözünü imam-ı Ahmed’in (rahmetullahi aleyh) İbn-i ömer’in (radıyallahu anh) kölesi nafi’den rivayet ettiği bir hadis ile delillendirmektedir. Nafi diyor ki ‘’ Ben bir gün İbn-i Ömer yolda (radıyallahu anh) ile gidiyordum. Ne zaman bir çobanın kavalının sesini duydu parmakları ile kulaklarını tıkadı, ve atın yönünü değiştirdi.. Bir müddet gittikten sonra bana ‘’ Ey Nafi (kaval) sesi(ni) hala duyuyor musun?’’ diye sordu. Ben ‘’Evet’’ diye cevap verince, ben ‘’duymuyorum’’ diye cevap verinceye kadar gittik. Bunun üzerine İbn-i Ömer (radıyallahu anh) parmaklarını kulağından çekti ve atın yönünü tekrar (ilk yöne doğru) çevirdi ve ‘’ Ben resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) çobanın kaval sesini duyunca benim gibi parmakları ile kulaklarını tıkadığını gördüm’’ dedi. İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bundan sonra : ‘’ Bu o zaman normal bir ses çıkaran bir aletin sesiydi, peki zamanımızda ki aletlerin sesinde nasıl olur?’’ demektedir. (11)

 Çalgı aletlerine gelince, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbelî mezheblerinin meşhur görüşüne göre ud, tambur, piyano, davul, flüt, ney ve bunlara benzer telli ve vurmalı çalgıların hepsi haramdır. Kim bunları dinlemeye devam ederse şahitliği kabul edilmez. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  ‘’ Ümmetimin içinde şarabı, domuzu, ipeği ve çalgı aletlerini helal sayan bir topluluk olacak’’ buyurmuştur. Başka bir rivayette ‘’ Elbette ümmetim içinde şarap içen ve şaraba başka isim koyan insanlar olacak. Bunların başlarında çalgı aletleri çalınacak ve şarkı söyleyen kadınlar oynayacak. ALLAH (Celle celalühü) bunları yerin dibine geçirecek ve bunları maymun ve domuza çevirecek’’ şeklinde buyurmuştur. Dört mezheb çalgı aletlerinin haram olduğunu kur’an dan ‘’ İnsanlar içinde ALLAH’ın yolundan çevirmek için boş sözü satın alanlar vardır’’ (Lokman/6) ayeti kerimesini delil getirmişlerdir. İbn-i Abbas (radıyallahu anh) boş söze şarkı demiştir.

Makul olan: Bu ayetten kasıt müzik aletleridir. Ve bu aletler insanları ALLAH’ın (Celle celalühü) zikirden ve namazdan alıkoyuyor ve mallarının yok olmasına sebeb oluyor. Bu yüzden çalgı aletleri şarap gibi haramdır.’’ (12)

 Kaynaklar:

(1) İbn-i Hazm (rahmetullahi aleyh) bu rivayeti zayıf kabul etmiştir. Ancak El-Iraki (rahmetullahi aleyh) ‘’ El muğni an hamli’l esfar’’ isimli eserin de ( c:1 sh:566) bu rivayeti zikrettikten sonra ta’lik (1-a) suretinde olduğunu ve İbn-i Hazm’ın (rahmetullahi aleyh) bu sebeble zayıf saydığını kaydetmektedir.

1-a) Ta’lik hadis: Usulü hadis’te isnad’ta ravilerin bir veya bir kaçının söylenmemesi demektir. Bir kısım usulcüler isnad’ın tümünü zikretmeden ‘kale resulullah” veya ” kale ibn-i abbas” şeklinde denilmesi olarak tarif etmiştir. Bu şekilde isnad’tan bazı ravilerin veya isnad’ın tümünün söylenmeden rivayet edilmesi pek çok alim tarafında sened’te kopukluk olarak kabul edilmiştir.

Ancak ta’lik hadis Buhari’nin en önemli özelliklerinden birisidir. Zira onun bu şekilde ta’lik rivayetleri arz veya munâvele şeklinde aldığı rivayet edilmiştir. Ta’lik hadis’in hükmü, sahih hükmü verilmiş bir kitabta nakledilirse, sıhhat’tir.

 (2) Mavsili, El- ihtiyar, c: 4 sh: 177

 (3) Serahsi, El- Mebsud, c: 18 sh: 396

 (4) İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 1sh: 108

 (5) Ahmed b. Muhammed savi, haşiyetu’s-sâvi,  c:5 sh:215

 (6) El-mebda’ şerhu mukna’, c:6 sh:52

 (7) El-mebda’ şerhu mukna’, c: 10 sh: 175

 (8) El- mugni, c: 23 sh: 182,184

 (9) Dr. Hüsameddin afene, Hükmü’l musiki fi’l islâm, sh:5, 12

 (10) Ahkamü’ş-şer’iyye, c: 1 sh:1,6

 (11) Ahtau ammetü tekaa fiha’n-nisa, c: 1 sh: 23

 (12) Vehbe zuhayli, fıkhu’l İslami ve edilletuhu, c: 4 sh:212, 213

Mikail

Selamun aleykum hocam, ilahi dinlemek veya tasavvuf musikisi dedikleri calgili sozler dinlesek harammi? muhtevasında çalgı olduğuna göre haram diyemez miyiz?

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Günümüzde Müslümanların ihtilaf ettikleri noktalardan birisi de genellikle yalnız kaldıklarında can sıkıntısını gidermek amacıyla dinledikleri kulaklarına hoş gelen seslerden müteşekkil olan ve bu hoş seslerin daha güzel olmasını sağlayan içerisinde çalgı aletlerinin de yer aldığı ve adına musiki (veya müzik) denilen şeydir. Dolayısıyla musiki (veya müzik) helal mi, haram mı? Tartışmasıdır.

Öncelikle musiki meselesinin İslâmi hükümler açısından tek bir hükmünün olduğunu düşünmek veya iddia etmek, mümkün değildir. Zira musiki gerek güftesi, gerekse icra edildiği ortam açısından farklı hükümleri beraberinde getirmektedir. Bunun ana sebebi musiki genel de çoğu zaman içki meclislerinin veya islâma aykırı eğlencelerin ana kaynağı olmasından dolayıdır. Bu yüzden ulema bu meclislerin dışın da olan savaş esnasın da çalınan köslerin veya nikâh için çalınan def’lerin caiz olduğunu ifade etmektedir. Nitekim imam-ı Merginani’nin

 

أن الملاهي كلها حرام حتى التغني بضرب القضيب

 

 ‘’ Her türlü calgı aleti haramdır. Hatta demiri (ritmik bir biçimde) vurmak dahi teğannidir.’’ ( Hidaye, c:4 sh:415) şeklinde ki ifadesi Hanefi mezhebinin çalgı aletlerine karşı tutumunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Nitekim İbn-i Abidin’in  babası Alauddin Haskefi, Timurtaşi’nin (rahmetullahi aleyhim)  ” Tenviru’l ebsar” isimli eseri üzerine yaptığı ” reddul muhtar” isimli şerhin de ilimlerin nev’ilerini izah ederken musiki ilmini haram olan ilimler nev’inden saymaktadır. ( c:1 sh:108)  Hanefi fukahası bu hususta resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem):

 

اسْتِمَاعُ صَوْتِ الْمَلَاهِي مَعْصِيَةٌ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهَا فِسْقٌ وَالتَّلَذُّذُ بِهَا كُفْرٌ

 

 ‘’ Çalgı aletlerini kendi isteği ile dinlemek insan için masiyettir. O meclislerde oturmak fısktır. Ve çalgı aletlerinin sesleri ile zevklenmek küfürdür.’’ (Mecmau’l enhur (Damad) c: 2 sh: 553) (Burada ki küfür ifadesi gerçek anlamı olan küfür olarak değil de, nimet-i küfran olarak kabul edilmektedir.) hadis-i şerifini esas alarak, sahih olan görüşe göre çalgı aletlerini ve musikinin haramlığı hususunda müttefiktirler.

 Hanefi mezhebi bu hadis-i şerife göre her çeşit çalgı aletini çalmanın, çalgı aletlerini dinlemenin haram olduğu hususuna hükmetmişlerdir. Zira hadis-i şerife göre çalgı aletlerini çalmak, onları dinlemek günah olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla hadis-i i şeriften anlaşılan çalgı aletlerini kasten dinlemenin yasak olduğuna göre, bu gibi çalgı aletlerini dinlemek istemeyen kişinin bu konuda mazur olduğuna da işaret edilmektedir. Bu durumda istemeden çalgı aletlerini duyan kişi mümkün olduğu kadar kulaklarını kapatarak bu sesleri duymamaya/ dinlememeye çalışmalıdır. Nitekim rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) duyduğu flüt sesinin dinlememek için parmakları ile kulaklarını tıkamıştır. ( Mavsili, el ihtiyar li ta’lili’l muhtar, c: 4 sh: 177) Hatta imam-ı Yusuf (rahmetullahi aleyh) izinsiz başkasının evine girmek yasak olduğu halde, bir evde duyulan çalgı seslerinden dolayı ev sahiplerini men etmek ve emr’i bi’l ma’ruf yapmak için o eve izinsiz girilebilir. (İhtiyar, c:4 sh: 177) demektedir

Hanefi mezhebinin bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerini çalmak veya dinlemek hususun da aynı hükümleri görebiliriz. Ancak Hanefi fukahası ‘’ Bir kişi hiç bir günaha sebeb olmadan, kendi başına musiki dinleyebilir mi?’’ hususun da ihtilaf etmektedir. İbn-i Nuceym (rahmetullahi aleyh) bu hususta özetle şunları demektedir: ‘’ Mücerret teğanni (musikiyi dinlemek veya söylemek) hakkında ulema ihtilaf etmiştir. Bazılarına göre bu mutlak haramdır. Nitekim şeyhülislâm Hulvani (rahmetullahi aleyh) bu görüştedir. Diğer bir kısmına göre ise, usanç veya yalnızlık anların da sadece bu durumdan kurtulmak için olursa caizdir. Bununla beraber eğlence biçimin de olmaması esastır. Buda İmam-ı Serahsi’den (rahmetullahi aleyh) nakledilmiştir.’’ (Bahru’r raik,  c: 8 sh: 214)

Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin (rahmetullahi aleyh) bu konu hakkında söylediği ‘’ İçtihadi meseleler de, müçtehid’ten başka İmam-ı Gazali (rahmetullahi aleyh) ve emsali kimselerin kavillerine itimad caiz değildir.’’ (Fetvalar, fetva no: 349) şeklinde ki fetvası da bilinmektedir. Hanefi mezhebin de genel durum bu şekildeyken, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Malik’ten (rahmetullahi aleyhima) gelen zahir rivayetlere göre düğün merasimlerin de çalınan musiki mubah görülmektedir. Ancak onlara göre de eğer musiki gerek güfteleri gerekse icra edilmeleri esnasın da icra eden tarafından harama vesile edilir, nefsanî hislere hitap edilirse bütün müctehidlere göre haram olur.

Meselenin bir yönü de özellikle günümüzde icra edilen bazı musikiler (ki bu gibilere ilahi denilmektedir) insanın nefsanî hislerini hitap etmek bir tarafa bu gibi musiki insan da ALLAH’ı (Celle celalühü) hatırlatmakta, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisini insana aşılamakta olduğundan, gerek güftesi yönünden, gerekse icra edilmesi yönünden islâma aykırı bir durum bulunmadığı halde bu gibi musikilerin dinlenmesi neden caiz olmasın? Sorusuna cevap bulmaya çalışalım.

Öncelikle bu gibi musikiler de teganninin olduğunu kimse inkâr edemez. Teganni ile Ezan-ı şerifin, Kur’an-ı kerim’in okunması, zikredilmesi hususunda ulema caiz olmadığını söylemektedir. Zira teganni de harfleri değiştirme, gereksiz yere uzatılma v.s bulunmakta ve ulema bu gibi harf değişiklerinin ve gereksiz uzatmaların olduğu kıraatı caiz görmemektedir. Bu durumu bir misal ile izah etmek gerekirse; mesela ALLAH (Celle celalühü) lafzını uzatmak suretiyle okunursa, yani Aaaaaallah şeklinde okunursa karşımıza ‘’ALLAH (Celle celalühü) var mı?’’ gibi bir mana çıkar ki, bunun caiz olduğunu hiç kimse iddia edemez.

Kaldı ki, ulema teganni ile Ezan-ı şerif okumanın, kur’an-ı kerim tilavet etmenin, fasıkların işlerinden olduğunu, bu şekilde okumanın fısk olduğunu açık ve net bir biçimde ifade etmektedirler. Kaldı ki, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bir seferden dönerlerken sahabe-i kiram’ın (radıyallahu aanhum ecmain) bağırarak zikretmeleri üzerine ‘’ Siz duymayan ve gaib olmayan birini çağırmıyorsunuz’’ şeklinde ki tepkisini varken teganni ile okumak ve musiki dinlemek ne zannedilmektedir?’’ (Mavsili, el ihtiyar, c: 4 sh: 191)

Resululah (Sallallahu aleyhi ve selem) ALLAH’ı (Celle celalühü) yüksek sesle zikretme de bu uyarıyı yaparsa, ALLAH’ın (Celle celalühü) ve kendi isminin teganni ile okunması nasıl caiz olabilir?

 Ayrıca feteva-i Hindiyyede’ki     

 

 السَّمَاعُ وَالْقَوْلُ وَالرَّقْصُ الَّذِي يَفْعَلُهُ الْمُتَصَوِّفَةُ فِي زَمَانِنَا حَرَامٌ لَا يَجُوزُ الْقَصْدُ إلَيْهِ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهِ ُ سَوَاءٌ

 

(  Zamanımız da mutasavvıfların yaptığı gibi şarkı söyleyerek raks etmek haramdır. Bunları yapmak, orada oturmak eşit olup caiz değildir.) (feteva-i Hindiye, c: 5 sh: 153) şeklinde ki fetva günümüzde okunan ve adına ilahi denilen musikinin de okunmasının caiz olamayacağını göstermektedir.

Ayrıca bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerinin mal olmadıkları, bunların kırılması sebebiyle tazmin edilmesine gerek olmadığı, bu işlerle meşgul olanların hem şahidliklerinin kabul edilemeyeceği, hem de bu işten dolayı kazandıkları para ile borçtan kurtulamayacakları yazmaktadır. Bütün bunlar göstermektedir ki, gerek musiki, gerekse ilahi denilen şeylerin okunması, dinlenilmesi ve bunlarla meşgul olunmasının caiz olamayacağı yönündedir.

Meselenin bir yönü de Kur’an okuyan bir insanın aynı zaman da şarkı söylemesi veya mırıldanması ne kadar doğru olur tartışılabilir. Zira Kur’an ve şarkı birbirlerine zıt şeylerdir. Şarkı kalbi oyalar, insanın kur’anı anlamasını, düşünmesini ve onunla amel etmesini engeller. Kur’an ise nefsin isteklerine uymayı yasaklar, insanın iffet sahibi olmasını emreder. Dolayısıyla kur’an ve şarkı bir birlerine zıt ve tezat olduğu için bir kalbte bir araya gelemezler.

Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şarkı söyleyenin sözlerini ahmak ve facir kişilerin sözleri olarak isimlendirmiştir. Zira Beyheki’nin ” sünenü kübra”sın da ve  Tirmizi’nin ”sünen”in de Abdurrahman b. Avf’dan (radıyallahu anh) rivayet ettikleri bir hadiste resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) oğlu ibrahim vefat ettiğin de resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ağladığını gören Abdurrah b. Avf (radıyallahu anh) ” Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) insanların ağlamasını yasaklarken, kendin mi ağlıyorsun” şeklinde ki sorusuna:

 

إني لم أنه عن البكاء وإنما نهيت عن صوتين أحمقين فاجرين صوت عند نغمة لهو ولعب ومزامير الشيطان وصوت عند مصيبة خمش وجوه وشق جيوب

 

” Şüphesiz ben insanların (yakınları vefat ettiğinde) ağlamasını yasaklamadım. Ancak ben şeytanın mızmarı olan çalgı çalıp oynamak esnasında ki ve musibet esnasın da yüzü tırmalayıp yakaları yırtma esnasın da ki ahmak ve facir iki sesi yasakladım.” (Beyheki, sünenü’l kübra, 7402) buyurmuştur.

Burada ‘’Mademki Hanefi mezhebi çalgı aletleri ile musiki okunmasına ve dinlenilmesine cevaz vermemektedir, o zaman buna cevaz veren mezheblere göre dinlerim’’ şeklinde ki bir itiraza ‘’Mukallid taklid ettiği mezhebin hak olduğuna inanmak zorundadır. Herhangi bir mesele de başka bir mezhebi zaruret yokken taklid eder, heva ve hevesine uyarak mezhebler arasın da işine gelen kolay yönleri almak suretiyle telfik yapar, her mezhebin kolay yönlerini almak suretiyle amel ederse bu din ile alay etmek olarak kabul edilir ve bu da caiz değildir’’ şeklinde cevap verilebilir.

Her şey bir yana bir Müslüman boş vakitlerini hem dünya da, hem de ahiret’te kendisine faydası dokunacak daha faydalı bir kitab okuması veya bir hadis-i şerif okuması veya bu vakitlerini emr’i bi’l maruf ile değerlendirmek varken, malayani türünden bu gibi ilerle meşgul olması ne kadar doğru bir şeydir, o da meselenin farklı bir yönüdür.

BİSMİHİ TEALA

 Soru: Bir takım insanlar Kur’an-ı kerim’i tecvidsiz okumanın caiz olmayacağını,  hatta haram olduğunu söylemektedirler. Bu durum insanların Kur’an okumalarından uzaklaşmasına sebeb teşkil etmektedir. Zira zamanımız insanı arapça diline vakıf olamadıkları için tecvid ile Kur’an öğrenmekte zorlanmaktadırlar. Bu söz doğru mudur?

 Cevap: Tecvid kelimesi, ‘’ C.V.D’’ kökünden tef’il babından mastardır. Kıraat ilmine göre, her harfi hakkını vererek telaffuz etme manasına gelir. (Asım efendi, kamus tercümesi, c:1 sh: 1110)

 Tecvid ilminin gayesi; ALLAH’ın (Celle celalühü) ‘’ وَرَتِّلِ ٱلۡقُرۡءَانَ تَرۡتِيلاً  ‘’ ( Kur’an’ı güzelce tertil ile açıkca oku) (Müzemmil /4) hükmünü yerine getirmektir.

 Kadı Beydavi ve İmam-ı Nesefi (rahmetullahi aleyhima) bu ayetin tefsirin de tecvide riayet etmenin vacip olduğunu beyan etmektedirler. (Mecmau’t-tefasir, c:6 sh: 383) Ehl-i Sünnetin müctehid imamları da, tecvide riayet etmeden Kur’an-ı kerim’i okumanın insanı günahkâr edeceğini beyan etmişlerdir.

 Kur’an-ı kerim’i, okumak yönünden ‘’farz-ı kifaye’’, dinlemek yönünden ‘’farz-ı ayn’’ olan bir ibadet olduğuna, ve Kur’an ALLAH (Celle celalühü) katından hem lafzen hemde mana olarak beraber inzal edildiğine göre, bu bütünlüğü oluşturan lafız ve mana yönüne önem vermek gerekmektedir. Ayrıca Kur’an’ın arapça dili üzere indirilmesi de okumada bu dilin hususiyet ve özelliklerine göre okunmasını gerekli kılmaktadır. Zira Kur’an’ı kerim’in belli kurallara göre okunması ve bu kuralların toplanmış haline tecvid denildiğine göre, demek ki tecvid Kur’an tilavetinin ayrılmaz parçası durumundadır.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’an’ın tecvid ile okunmasına önem vermiş, ve böyle okuyanlara iltifatta bulunmuştur. Nitekim sahabe arasında Kur’an-ı kerim’i en güzel okuyanlardan birisi olan İbn-i Mes’ud (radıyallahu anh) hakkında ‘’ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْرَأَ الْقُرْآنَ غَضًّا كَمَا أُنْزِلَ فَلْيَقْرَأْهُ عَلَى قِرَاءَةِ ابْنِ أُمِّ عَبْدٍ  ‘’ ( Kim Kur’an-ı ilk indiği şekilde okumayı severse, ibn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) kıraatini okusun.) (İbn-i Mace, 143) buyurması tecvide verdiği önemin bir göstergesidir.

 İbn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) ‘’ Kur’an-ı tecvid ile okuyun, güzel seslerle onu süsleyin ve arapça dilinin kurallarına göre okuyun’’ (İbn-i Cezeri, en-neşr fi kıraati’l aşr, c:1 sh: 210) şeklinde ki sözüde sahabe’nin tecvid’e verdikleri önemi göstermektedir.

 Hulasa,  gerek ALLAH’ın (Celle celalühü) bu konuda ki ayeti, gerekse resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabenin bu konuya gösterdikleri titizlik Kur’an-ı kerim’i tecvid ile okumanın vacip olduğunun göstergesidir. Kur’anın  mümkün mertebe tecvid ile öğrenilmesi bir zarurettir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)