selamlaşmak
BİSMİHİ TEALA
Selamlaşmak, müslümanlar arasına kardeşlik hukukunun korunmasına, müslümanların birbirlerine karşı saygı ve sevginin artmasına, araların da huzurun ve muhabbetin yükselmesine ve birbirlerini aramayı teşvik etmesine sebeb olan islâmi bir şiardır. Selamlaşmak bunların oluşmasına sebeb olduğundan dolayı resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):
اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاللهِ مَنْ بَدَأَهُمْ بِالسَّلاَمِ
‚‘ ALLAH (Celle celalühü) katında insanların en hayırlısı, selamı ilk verendir.‘‘ (Ebu davud, edeb,133) buyurmak suretiyle selamlaşmayı yaygınlaştırmaya teşvik etmiştir. Selamlaşmanın önemini anlatma yönünden selamlaşmanın cennet hayatında da devam edeceğini söylemek bu islâmi şiarın önemini anlatan en güzel delildir. Nitekim mevla‘nın (Celle celalühü):
وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّہُمۡ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتۡ أَبۡوَٲبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُہَا سَلَـٰمٌ عَلَيۡڪُمۡ طِبۡتُمۡ فَٱدۡخُلُوهَا خَـٰلِدِينَ
‚‘Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler.‘‘ (Zümer/73) ayeti kerimesi bu manaya delalet etmektedir.
Selamlaşmanın cennette dahi devam edeceği düşünüldüğün de dünya da müslümanların birbirlerine bu şiardan mahrum etmemeleri gerekir. Nitekim bir hadis-i şerifte:
عن أبي هريرة قال : أبخل الناس الذي يبخل بالسلام وإن أعجز الناس من عجز بالدعاء
Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)
‚‘ İnsanların en cimrisi selam vermede cimrilik yapandır. İnsanların en acizi de dua etmekte aciz olandir.‘‘ (Edebü’l müfret/ 1042) buyrulmak suretiyle selamlaşma hususunda cimrilik edilmesinin güzel olmadığına işaret edilmektedir.
Selamlaşmak bu kadar öneme haiz iken, bir kısım insanlar bu selamdan mahrum kalma hususun da ellerinden gelenleri artlarına koymamaktadırlar. Bu manada kendilerine selam verilemiyecek olanları iki gurupta toplamak mümkün.
1) Selamı alma ve vermeden daha hayırlı işlerler iştiğal edenlere selam verilmez. Bu gruba; kur’an okuyanlar, ezan okuyanlar, kamet getiren, hutbe okuyan, namaz kılan, şer‘i ilim okuyanlar ve zikir edenleri dahil edebiliriz.
2) Selam verilmeye müstehak olmayan yer ve iş yapanlara da selam verilmez. Bu gruba da; Kafiri, (sahih olan görüşe göre) zimmiyi, açıkça günah işleyen fasıkı, şarkı ve türkü ile meşgul olanı, şeriatın uygun görmediği oyun ile meşgul olanları, güvercin uçuranı, genel banyolarda avretini örtmeyeni, helada bulunanı, idrar yapanı, yalan söyleyeni, insanları güldürenleri, gıybet, dedikodu yapanı, insanlara küfür edeni ve mahrem olan kadınlara bakanları dahil edebiliriz.
Santranç oynayana selam verilip verilemiyeceği hususu ihtilaflı bir konudur. İmam-ı Azam (rahmetullahi aleyh) Zihin ekzersiyi yapanlara, ve selam vermek suretiyle zamanı israf etmemeye vesile olmak için; selam verilir derken, İmam-ı Yusuf (rahmetullahi aleyh) ise şeriatın meşru görmediği bir işle iştiğal ettiklerinden dolayı selam verilmez, eğer verilirse mekruh olur dememektedir. Müslümanların ve gayri müslimlerin karışık olduğu bir gruba, müslümanlara niyet ederek selam verilebilir. Yemek yiyene de selam verilmez. (Feteva-i hindiyye, c:5 sh: 326)
çocuk Ve Din
BİSMİHİ TEALA
Din, insana hayatını düzene koymak için bazı ilkeler kazandırır. İnsana verilen din eğitimi ona ALLAH (Celle celalühü) inancını öğreterek hayatının değerini ve üstünlüğünü anlatır. İnsana, bedensel zevklerini ve ihtiyaçlarını gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretir. Din sosyal gruba iyi ve doğru hedefler gösterir.(Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)
“ALLAH’ın (Celle celalühü) boyu ne kadar?”
“ALLAH’ın (Celle celalühü) arkadaşları var mı?”
“Her şeyi ALLAH’mı (Celle celalühü) yapıyor?”
“ALLAH’ı (Celle celalühü) neden göremiyoruz?”
“Biz de ALLAH (Celle celalühü) olamaz mıyız? Keşke biz de ALLAH (Celle celalühü) olsaydık”
“ALLAH’ı (Celle celalühü) neden göremiyoruz? Sen ALLAH’ı (Celle celalühü) gördün mü?”
Sınırlı düşünce yapısından dolayı, herkesin çok kullandığı ve bilindiğini zannettiği ALLAH (Celle celalühü) kavramını da sınırlı imkanlarıyla kavramaya çalışır. Özellikle 4 yaşlarında başlayan ilginin oldukça şaşırtıcı olduğu, ailelerin bildiği bir gerçektir. (Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56) Çocuğun kafasında güçlü ve büyük sıfatlarıyla özdeşleştirdiği ve çevresinde bu sıfatları taşıyan kişilerle somutlaştırdığı bir ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru oluşur. (Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)
5-6 yaşlarındaki çocukların kafalarındaki tanrı düşüncesi bir insan gibi tasavvur edilse de onun diğer insanlardan farklı olması gerektiğine ilişkin gizli bir inanç da taşırlar ‘’İnsan gibi olsa da, en büyük insan olmalı” diye düşünebilirler
Okul öncesi dönemde çocuğa göre ALLAH (Celle celalühü), yaşlı bir erkek olarak, canlı ve hareketli ve bu dünyada olan her şeyle ilişkili biçimde çocukların yararına göre, çocuklar sevinsin diye dünyayı tıpkı bir ustanın yaptığı gibi biçimlendirmiştir
Çocuklar ALLAH’ın (Celle celalühü) gücünü anlayabilmek için ebeveynlerin muktedir olma gücünü ölçüt olarak alırlar Onlara göre. ALLAH (Celle celalühü) cennette ya da yukarılarda bir yerde oturan birisidir. Yaşlıdır ve bütün organları insanlarınkine kıyasla büyüktür. Bir Süpermen gibi istediği şeyi yapabilir
ALLAH (Celle celalühü) hakkında henüz hiçbir bilgisi olmayan çocuklara, ALLAH’ın (Celle celalühü) ceza verici ve korkutucu olduğunu telkin etmek çok yanlış sonuçlar doğurur
Bazı aileler, ALLAH (Celle celalühü) korkusunu yanlış bir şekilde terbiye aracı olarak kullanmakta ve bu korkuyu “Annesinin sözünü dinlemeyeni ALLAH (Celle celalühü) taş yapar!”, “Yemeğini yemeyeni cehennemde yakar!”, “Yalan söyleyenin dilini keser!” gibi cümlelerle çocuğun kafasına sokmaya çalışmaktadır. Bunun sonucunda yanlış bir ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru oluşmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli kendini suçlayan ve aşağılayan bu çocuğun ruh sağlığı da bozulur
Nitekim Mualla Öztürk , aşırı derecede gelişmiş “ALLAH (Celle celalühü) korkusu” nun ortaya çıkardığı bir takım rahatsızlıkları ele almakta ve çocuğun zamanla yenemediği mikrop, hastalık, ölüm gibi korkularının içinde ve başında ALLAH (Celle celalühü) korkusunun olduğunu söylemektedir
Dodurgalı’ya göre, bu duruma meydan vermekten kaçınılmalıdır Hatta ALLAH’ın (Celle celalühü) çocuklar için günah yazmadığı sık sık vurgulanarak çocuğun ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşması temin edilmelidir Kısaca, çocuğun ALLAH (Celle celalühü) korkusu yerine ALLAH (Celle celalühü) sevgisiyle yetişmesi gerekmektedir