BİSMİHİ TEALA

İranlılar, İran’ın Hz. Ömer’in (radıyalalhu anh) hilafeti zamanında fethedilmesi, birliğinin bozulması ve güçünün kırılması üzerine, Hz. Ömer’den (radıyallahu anh),dostlarından ve askerlerinden intikam almak istediler. Onların, kaybettikleri iktidarı tekrar ele geçirme çabaları ve bu konudaki aşırı ihtirasları, İran Yahudilerinin, bu bölgedeki Müslümanlar arasında fitne tohumları ekmek için, fevkalâde müsâit bir ortam bulmalarını sağladı. Ortak noktalardan birisi, İran melik’i Yezdcurd’un kızı Şehrbânü’nun, İranlı diğer esirlerle birlikte Medine’ye getirilmesinden sonra, Hüseyin bin Ali (radıyallahu anh) ile evlenmiş olmasıdır.

Yahudilerin, mü’minlerin emiri Müslümanların halifesi Hz.Osman’ı şehid etmeleri ve bilgisi dışında Hz.Ali’nin (radıyallahu anh) arkasına sığınmaları, Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) ve evlâdının velâyetlerini ve hilâfetlerini iddia etmeleri üzerine, İranlılar Hz.Ömer’den (radıyallahu anh), dostları ve İranı feth eden ashâbtan, hilafeti zamanında İslâm fetihlerini doruk noktasına ulaştıran, eğrilikleri doğrultan ve asileri sürgün eden Hz.Osman’dan (radıyallahu anh) intikam alma konusunda, Yahudilere yardım ettiler. Böylece İranlılar, bilhassa Ali bin Hüseyin’in (radıyallahu anh) ve onlarca mukaddes bir sülale olan Sâsâni soyundan gelme İran meliki Yezdcurd’ün kızı Şehrbânü’dan dolayı İranlı kabul edilen çocuklarının kanlarının akması üzerine bu bozguncu ve isyânkâr Yahudilere yardımlarını arttırdılar.

İranlıların çoğu, işte bu sebeblerden dolayı Şii oldular; Sahâbeye, özellikle İran fatihi ve Mecûsi ateşini söndüren Hz.Ömer ve Hz. Osman’a (radıyallahu anhuma) sövmekle teselli buldular.Böylece onlar,Yahudilerle birleştiler; bu gâyenin tahakkuku için onlarla işbirliği yaptılar;onların yoluna uydular,metotlarını benimsediler.

Uzun süre iran’da ikamet eden ve İran tarihini derinlemesine inceleyen İngiliz müsteşriki Browne,bu konuda şöyle der: <<İranlıların 2.Halife Hz.Ömer’e (radıyallahu anh) düşman olmalarının en önemli sebebi,Hz.Ömer’in (radıyallahu anh) Acem ülkesini fethetmesi ve Sâsânilerin iktidârına son vermesidir.Her ne kadar onlar, bu düşmanlıklarına,dini ve mezhebi bir şekil vermişlerse de, düşmanlıklarının gerçek sebebi, dini ve mezhebi değildir.>>

Aynı müsteşrik, bir başka yerde, daha açık olarak şunları yazar: << İranlıların, Hz.Ömer bin Hattab’a (radıyallahu anh) düşman olmalarının sebebi, onun Hz. Ali ve Hz. Fâtima’nın (radıyallahu anhuma) haklarını gasbetmeş olması değil, tersine İran’ı fethetmesi ve Sâsâni hâkimiyetine son vermiş olmasıdır.>> Browne, daha sonra İranlı şairin şu beyitlerini zikreder:

‘’ Ömer, Samanilerin uzun saltanatına son verdi. İran meliklerinin en büyüklerinden olan Çemşid oğullarının hâkimiyetini ortadan kaldırdı.’’

İranlıların, Hz. Ömer’e (radıyallahu anh) düşman olmaları, onun Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) hilafet hakkını gasbetmesinden değil, bilakis İran’ı fethemesinden kaynaklanan eski bir meseledir.>>

Browne, devamla şöyle der: << Hz. Ali b. Hüseyin’in annesinin, melikleri Yezdcurd’ün kızı olduğunu bilmeleri sebebiyle Hz.Ali b. Hüseyin’in evlâdına bağlanmakta teselli ve itminan buldular. Meliklik haklarının, dini haklarla birlikte, onun çocuklarında toplandığını kabul ettiler. Böylece onlar arasında, siyasî münasebetler hâsıl oldu. Bu sebepledir ki, İranlılar, meliklik haklarının ancak semadan ve ALLAH’tan (Celle celalühü) geldiklerine inandıklarından, meliklerini kutsallaştırdılar ve onlara sımsıkı bağlandılar.

Kaynaklar

İhsan ilahi zahir, Eş-Şia ve’s-sünne
Memduh harabi, Mevsuatu furuku’s-Şia
Ali bin nayif şuhud, Şübhatu alel rafıza ve reddiha
Alusi, Ahbaru’s-Şia

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)
BİSMİHİ TEALA

Abdullah bin sebe’nin Müslümanlar arasında yaydığı fikir ve inançlardan birisi de,ALLAH’a (Celle celalühü) beda’,yani unutma ve cehâlet isnad etmesidir.Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) onların bu inanç ve dediklerinden münezzehdir.

Şii muhaddis El-Kuleyni ‘’el-Kafi’’ isimli eserinde bu konuya <<el-bed’a>> adı altında müstakil bir bab ayırır. Bu bölümde, Şia’nın mâsum kabul ettiği imamlardan pek çok rivayet nakleder. Bunlardan iki tanesi şu şöyledir:

Reyhân b. Salt, sekizinci İmam er-Rida’dan (ali bin Musa) şu sözü işittiğini söyler:

عن الريان بن الصلت قال: سمعت الرضا عليه السلام يقول ما بعث الله نبيا قط إلا بتحريم الخمر وأن يقر لله بالبداء.

‘’ALLAH’ın (Celle celalühü) gönderdiği her nebi, şarabın haram olduğunu ve ALLAH (Celle celalühü) hakkında beda’nın caiz olduğunu söyler.’’ (Kuleyni, el-Kâfi fi’l usûl, c:1 sh:148)

Bed’a nedir? Kuleyni’nin,Ebu Haşim el-Cafer’den naklettiği bir başka rivâyet bed’a’nın ne demek olduğunu açıklar:

علي بن محمد، عن إسحاق بن محمد، عن أبي هاشم الجعفري قال: كنت عند أبي الحسن عليه السلام بعد ما مضى ابنه أبوجعفر وإني لافكر في نفسي أريد أن أقول: كأنهما أعني أبا جعفر وأبا محمد في هذا الوقت كأبي الحسن موسى وإسماعيل ابني جعفر ابن محمد عليهم السلام وإن قصتهما كقصتهما، إذ كان أبومحمد المرجى بعد أبي جعفر عليه السلام فأقبل علي أبوالحسن قبل أن أنطق فقال: نعم يا أبا هاشم بدا لله في أبي محمد بعد أبي جعفر عليه السلام ما لم يكن يعرف له، كما بدا له في موسى بعد مضي إسماعيل ما كشف به عن حاله وهو كما حدثتك نفسك وإن كره المبطلون، وأبومحمد ابني الخلف من بعدي، عنده علم ما يحتاج إليه ومعه آلة الامامة.

‘’Oğlu Ebû Câfer öldüğünde, Ebû’l Hasan’ın yanındaydım. Bu durumda, Ebu Cafer ve Ebu Muhammed’in, tıpkı Ebû’l-Hasan Mûsa ve İsmâil bin Cafer bin Muhammed gibi olduklarını; Ebû Muhammed, Ebû Cafer’den sonra geldiğinden, her ikisinin vaziyetinin de birbirine çok benzediğini söylemeyi düşünüyorum. Daha ben konuşmaya başlamadan, Ebû’l Hasan bana yönelerek şöyle dedi: ‘’ Evet ey Ebû Hâşim, ALLAH (Celle celalühü), Ebû Cafer’den sonra Ebu Muhammed hakkında fikrini değiştirdi (bed’a) halbuki o, bunun böyle olduğunu daha önce bilmiyordu. Nitekim ALLAH (Celle celalühü) İsmail’in ölmesinde sonra Musâ hakkında da fikir değiştirmiştir. Mesele, bazıları hoşlanmasa (kabul etmese) bile, aynen senin düşündüğün gibidir. Benden sonra İmam oğlum Ebû Muhammed’dir; ihtiyaç, duyulan bütün ilim ondadır. O, imamet için gerekli vasıfları (âlet) taşımaktadır.’’ (Kuleyni, el-Kâfi, c: 1 sh: 327)

En-Nevbahti, Câfer bin Muhammed el-Bâkir’ın, oğlu İsmail’in imametine dair,nass bıraktığını ve onun imametine işaret ettiğini; ancak daha kendisi hayatta iken, oğlu İsmail’in ölmesi üzerine, onun: ‘’ALLAH (Celle celalühü), oğlum İsmail hakkında fikir değiştirdiği (bed’a) gibi hiçbir konuda fikir değiştirmemiştir’’ (Nevbahti, Fıraku’ş-Şia, 84) (1)

Zikredilen bu rivayetler, beda’nın manasını açıklamakta ve onun ALLAH’ın (Celle celalühü) daha önce bilmediği yeni bir ilim olduğunu ifade etmektedir. İşte Şia’nın ALLAH (Celle celalühü) hakkındaki inançı budur. Hâlbuki ALLAH (Celle celalühü) Hz. Musa’nın (aleyhi’s-selam) diliyle, ilmini şöyle açıklar:

لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى

‘’ Rabbim ne yanılır, ne de unutur’’ (Tâ-ha / 52)

Yine ALLAH (Celle celalühü) zatını tavsif ederken:

هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ*ۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ*ۖ
‘’ O, öyle ALLAH’tır ki, ondan başka ilah yoktur. Görüleni de görülmeyeni de bilir.’’ ( Haşr / 22)

أَلَآ إِنَّهُ ۥ بِكُلِّ شَىۡءٍ۬ مُّحِيطُۢ
‘’ Bilesiniz ki o, her şeyi (ilmiye) kuşatmıştır.’’ ( Fussilet / 54)

Bununla birlikte Şiiler, ALLAH’a (Celle celalühü) bed’a isnâd etmekle kalmaz; üstelik kendi itikâdları istikametin de ALLAH’a inananları överler. Mesala Kuleyni, Ebû Câfer’den şu rivayeti nakleder: ‘’ Abdulmuttalip, bed’a fikrini ilk ortaya atan kimse olduğu için, Kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak diriltilecektir; üzerinde meliklerin tâcı ve nebilerin simâsı olacaktır.’’ (Kuleyni, el-Kâfi fi’l usûl c, 1, sh,283) (1-a)

1-1-a) İhsan ilahi zahir, eş-Şia ve’s-sünne, 56

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)