Meçhul adam

 Benim size sorum muska ile ilgili olacak. Birçok hoca muska takmanın İslam da olmadığını çünkü peygamberin ‘’ rukye, temime ve tivale takmak şirk’’ olarak vasıflandırdığını, bunun için bu gibi şeylerin caiz olamayacağını söylemektedir. Bunun yanın da bazı kişiler ise bu konuda alimlerin izin verdiğini söylemektedirler.

 Bu konuda ister istemez ikilem arasında kalınmakta. Zira bir yanda peygamberin sözü, diğer yanda alimlerin sözü, bu durumda nasıl davranmak gerekir?

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) birbirinden farklı hadislerinin olduğunu, bu durum da nasıl davranılması gerektiğini iyi bilmek gerekir. Zira (zahiren de olsa) birbiri ile çelişen hadislerin olduğu konularda peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) varisleri durumun da olan ulemanın sözlerine uymak gerekmektedir.

Usul ulemasının aralarında ihtilaf ettiği konulardan birisi de, zahiren birbiri ile çelişen hadislerin halli konusudur. Zira ulemanın fıkhi konularda ki farklı görüşlerinin temelinde bu yatmaktadır. Bundan dolayı hadisleri anlamak için usulü hadis’in iyi bilinmesi gerekir. Çünkü hadisler içerisinden bir hadisi alarak, diğer hadisleri göz ardı etmek ve bütün olayı bir hadis üzerinden hükme bağlamak gerek hadislerde, gerekse konularda yanlış hükme varmanın yolunu açar.

 Zahiren birbiri ile çelişen hadislerin ‘’Nesh’’ ile alakası olduğundan sadece hadis ilminin bilinmesi yanında diğer ilimlerin de bilinmesi gerekmektedir. Nitekim Tecrid sahibi Ahmed Naim (rahmetullahi aleyh) ‘’ Böyle mühim bir işi başarabilenler ekser-i ulumda; bahusus hadis, fıkıh, usul ve kelamda beraat-i tammesi olan eimme-i a’lamdır ki, bunlar hadis ile fıkıh sınaatlerini bi-hakkın cami’, mânia-i dakika sayyadları ve ilim dalgıçlarıdırlar.’’ (Tecrid, Mukaddime, sh:251) gibi veciz söylerle bunu izah etmektedir. Bu kısa izahtan sonra….

 Muska takmak ile alakalı hususların hikmetini iyi anlamak zorundayız. Zira resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Şirk’’ olarak vasıflandırdığı ‘’Temaim’’ ve ‘’ Tivele’’ farklı şeylerdir ‘’İstirka’’ farklı bir şeydir. Öncelikle kelimelerin kısa manalarını izah edelim.

İstirka: Baskasının üzerine okuması demektir.

Temaim: Temime’nin çoğulu olup muska ve boncuk demektir.

Tivele: Genellikle Temime ile eş manada kullanılmakla beraber, bazı lügat ehline göre sihir için kullanılan muska ve boncuk demektir.

 

Nitekim ‘’ إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ ’’ Şüphesiz rukye, temaim ve tileve takmak şirktir’’ (Ebu davud, 3879) hadisinin şerhin de Azimabadi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:

 ‘’ Hattabi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir. ”Rukye’ye gelince o yasaklanmıştır. Rukye arabca dili haricinde başka bir dil ile yazılınca içeriğinin ne olduğu bilinemez, onun sihir veya küfür üzerine bir şey olduğu umulabilir. Ancak içeriği bilinir veya içeriğinde ALLAH’ın (Celle celalühü) zikri olursa, o zaman bu şekildeki bir rukye mustehabtır ve onunla teberrük edilebilir.

Temaim ‘’Temime’’ni çoğulu olup, bunda ALLAH’ın  (Celle celalühü) isimlerinden bir isim veya ayetlerden bir ayet veya resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve selem) tavsiye edilen duaların bulunmadığı ve çocuklara takılan şeydir. ‘’Tivele’’ hakkında ise Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Bu sihirden bir parçadır’’ demektedir. Esmai (rahmetullahi aleyh) ise, ‘’kadının kocası için kendisini sevsin diye yapılan bir şeydir’’ demiştir.

 ….. Bunlar sihir için okunan ve muhabbet olması için yazılan şeylerdir.  Bunlar insanı gizli ve açık şirke götürür. Ve bunların şirk olarak vasıflandırılması bunları tesir edici olduklarına inanıldıkları ve takıldıkları için şirk olarak vasıflandırılmışlardır.’’ (Azimabadi, Avnul ma’bud c:10 sh: 293)

 Azimabadi’nin (rahmetullahi aleyh) izah ettiği gibi ‘’Temaim’’ ve ‘’Tivele’’ içlerinde ALLAH’ın (Celle celalühü) ismi, kur’an-ı kerim’den ayet ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’ların bulunulmadı ve şifa verici olarak bunların kabul edildiği şeylerdendir. Cahiliye devrinde bunların belaları kendilerinden uzaklaştırdığına inanıldıkları ve itikad edildikleri için takılan şeyler olduğundan, İslâm onların bu batıl itikadlarını iptal etmiş ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunları yasaklamıştır.

 Eğer takılan muska da manası anlaşılamayan yazılar bulunur, ALLAH’ın (Celle celalühü) isimleri ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lar bulunmaz ve mavi boncuk, ip v.s gibi şeyler belalardan, nazardan korur inancıyla takılırsa bunlar haramdır. Nitekim

 

أَنَّهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْصَرَ عَلَى عَضُدِ رَجُلٍ حَلْقَةً  فَقَال : وَيْحَكَ مَا هَذِهِ ؟ قَال : مِنَ الْوَاهِنَةِ . قَال أَمَّا إِنَّهَا لاَ تَزِيدُكَ إِلاَّ وَهْنًا ، انْبِذْهَا عَنْكَ فَإِنَّكَ لَوْ مِتَّ وَهِيَ عَلَيْكَ مَا أَفْلَحْتَ أَبَدًا

 

 

‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bir adamın pazusunda bağlı bir halka görünce ‘’ Yazıklar olsun sana, bu nedir?’’  diye sorar. Bunun üzerine adam ‘’ çok zayıf olmam sebebiyle taktım.’’ deyince, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 ‘’ Bu sendeki zayıflığı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çıkar at onu. Eğer o şey üzerindeyken ölürsen asla iflah olmazsın.’’ diye cevap verir. (Ahmed b. Hanbel, c: 4 sh: 445) hadis-i şerifi buna işaret etmektedir. (Burada bir parantez açmak gerekir. İnsan bir şeyi hatırlamak için parmağına ip v.s bağlamasını hadis-i şerifteki hadiseyle karıştırmamak gerekir. Zira parmağa bağlanan ip unutulan birşeyi hatırlamak veya bir şeyi unutmamak amacıyla bağlanmaktadır ki bu caiz olan bir şeydir.)

 Bununla beraber takılan muskada ki yazılar manası anlaşılıyor, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lardan oluşuyorsa resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bunlara izin verdiği rivayet edilmekte hatta bunlarla teberrük dahi edilebilmektedir. Hattabi’de (rahmetullahi aleyh) buna işaret etmektedir. Nitekim Tirmizi’nin Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettiği

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- رَخَّصَ فِى الرُّقْيَةِ مِنَ الْحُمَةِ وَالْعَيْنِ وَالنَّمْلَةِ.

 

 ‘’ Muhakkak ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) zehirli hayvan sokmasından, nazar değmesinden ve vücutta çıkan yaralardan dolayı rukyeye izin verdi.’’ (Tirmizi, 2195) hadis-i şerifi bunun beyandadır. Hakim’in Mustedrek’in de Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği

 

ليست التميمة ما تعلق به بعد البلاء إنما التميمة ما تعلق به قبل البلاء

 

‘’ Musibetin gelmesinden sonra asılan şey temime değildir. Ancak temime, musibet gelmeden önce takılan şeydir’’ (c:4 sh: 242 hadis no: 7506) hadis-i şerifi musibetten sonra takılan muskanın temime olarak değerlendirilmediğine işaret etmektedir. Yine Ebu Nuaym’ın Hz. Aişe’den (radıyallahu anha), Deyleminin Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettikleri

 

لا بأس بتعليق التعويذ من القرآن قبل نزول البلاء وبعد نزول البلاء

 

‘’ Musibet gelmeden önce de, geldikten sonra kur’an’dan yazılı olan muskaların takılmasında beis yoktur.’’ (Deylemi, 16018) şeklinde ki hadis-i şerifte muskaların takılmasının caiz olduklarına delildirler.

 Sahabe’den Abdullah b. Amr’ın (radıyallahu anh) temyiz yaşında ki çocuklara ıstirka’yı öğrettiği, temyiz yaşından küçük çocuklara ise yazarak boyunlarına astığını bilinmektedir. (Ebu davud,3395)

 Hanefi mezhebi’nin fetva kitablarından ‘’ Feteva-i hindiye’’ de bu konuda şu fetvayı görmekteyiz.

 

وَاخْتُلِفَ فِي الِاسْتِرْقَاءِ بِالْقُرْآنِ نَحْوَ أَنْ يَقْرَأَ عَلَى الْمَرِيضِ وَالْمَلْدُوغِ أَوْ يُكْتَبَ

فِي وَرَقٍ وَيُعَلَّقَ أَوْ يُكْتَبَ فِي طَسْتٍ فَيُغْسَلَ وَيُسْقَى الْمَرِيضَ فَأَبَاحَهُ عَطَاءٌ

وَمُجَاهِدٌ وَأَبُو قِلَابَةَ وَكَرِهَهُ النَّخَعِيّ وَالْبَصْرِيُّ كَذَا فِي خِزَانَةِ الْفَتَاوَى .

وَلَا بَأْسَ بِتَعْلِيقِ التَّعْوِيذِ وَلَكِنْ يَنْزِعُهُ عِنْدَ الْخَلَاءِ وَالْقُرْبَانِ كَذَا فِي الْغَرَائِبِ

 

 

‘’ Hasta üzerine veya zehirli hayvanlar tarafından sokulana okumak veya kâğıda yazarak asmak veya bir kâse’nin içerisine yazarak o kâse’den yıkanmak veya kâse’den hastaya su içirmek hususunda kur’an ile yapılan istirka hakkında ihtilaf edilmiştir. Ata, Mücahid ve Ebu Kilabe bunu muhab görmüşler, Nehai ve Hasani basri (rahmetullahi aleyhim) ise mekruh görmüşlerdir. Feteva-i  Hizane’de de böyledir.

 Muskayı asmakta beis yoktur. Ancak helâ’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarmak gerekir. Garaib’te de böyledir. (Feteva-i hindiye, c:5 sh:356)

 Hulasa, yapılan muska eğer içerisinde manası anlaşılmayan yazılardan, ALLAH’ın (Celle celalühü) esma ve sıfatlarından veya resulullah’ın(Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği dualardan yazılmadıysa ve bu muskanın kendisini her türlü bela, musibet ve nazardan koruyacağına inanır ve itikad edilir ve yapılan muska kadın ve erkeğin arasında muhabbet oluşması için yapılırsa bu muska islâm’ın yasakladığı ve takılması haram olan muska çeşididir.

 Ancak içerisinde ALLAH’ın (Celle celalühü) isim ve esmasının olduğu, resululah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği duaların yazıldığı ve muskanın her türlü beladan, nazardan kendisini koruma gibi bir vasfının olmadığına inanılan bir muska, hela’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarılmak şartıyla takılmasına ulemanın cevaz verdiği muska çeşididir.    

Soru: Bazı insanlar ehlullah’tan yardım istemenin küfür olduğu hususunda ifrat-tefrit noktasın da aşırı giderek bunu küfür, yardım isteyeni ise kafir olarak vasfetmektedirler. Bu konuda bazı hadisler olduğu bilindiği halde neden orta bir yol bulunmuyorda, insanlar bir birlerini küfür ile itham ediyorlar?

 BİSMİHİ TEALA

 Cevap: Öncelikle bu konuda ifrat tefrit noktasın da aşırı gidenlerin göz önünde bulundurmadıkları birkaç nokta bulunmaktadır.

 Bu noktalardan birisi, yardım isteyenin, yardım istediği kişinin ALLAH’ın (Celle celalühü) uluhiyyet ve rububiyette (ibadette, sıfatlarda veya mülkiyette) ortak olduğunu iman ederse, noktasıdır. Dolayısıyla eğer yardım istenilen bu noktalardan ALLAH’a (Celle celalühü) ortak olduğu söylenir, itikad edilir ise bu küfürdür.

  İkincisi, insan bazı zamanlarda iş yaparken zorlanmakta ve ALLAH’tan (Celle celalühü) değil kendisi gibi insanlardan yardım istemektedir. O zaman diğer insanlardan yardım istemekte şirk olarak kabul edilebilir mi? Herhangi birine ‘’ Yardım et, şu işi yapayım’’ demek şirk veya küfür müdür? Halbu ki bunun şirk, yardım isteyenin de kafir olmadığı hususun da ulema ittifak etmiştir.

 Üçüncü nokta; Meleklerden veya gözle görülmeyen mahlukattan yardım talep edilmek küfür olarak kabul edilirken, insanlardan yardım istemek neden küfür olarak değerlendirilmiyor?

 Bu gibi misalleri çoğaltmak mümkün, ancak akıllı olana bunlar yeter.  Öncelikle ehlullahtan yardım istenilebileceği hususunda ki rivayetleri nakledelim.

1) إن لله ملائكة في الأرض- سوى الحفظة – يكتبون ما يسقط من ورق الشجر فإذا أصاب أحدَكم عُرْجة بأرضٍ فلاةٍ فلينادِ : أعِينوا عباد الله

 

 

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde hafaza  meleklerinden başka bir takım melekleri bulunmaktadır.Onlar ağaçtan düşen her yaprağı yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde sıkıntıya maruz kalırsa ‘’Yardım edin ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları’’ desin.’’ ( Beyheki, şu’bil iman, hadis no: 7697)

 Ayrıca Bezzar, İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) ve Heysemi Mecmau’z-zevaid’te ravileri güvenilir demektedir.

2) إذا أضَلَّ أحَدُكُم شَيْئاً أوْ أرادَ غَوْثاً وهُوَ بِأرْضٍ لَيْسَ بِها أنِيسٌ فَلْيَقُلْ يا عِبادَ الله أغِيثُونِي يا عِبادَ الله أغِيثُونِي فإِنَّ لله تعالى عِباداً لا يَراهُمْ

 

 

  ‘’ Sizden biri yol arkadaşı olmadığı bir yerde, bir şeyini kaybederse veya yardıma ihtiyacı olursa ‘’ Ey ALLAH’ın (Cele celalühü) kulları bana yardım edin, ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları bana yardım edin’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) öyle kulları bulunur ki, onlar onu görmezler.’’ ( Tebarani, suyuti)

3) إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ

 

 

 ‘’ Sizden birinizinhayvanı ıssız bir yerde ürküp kaçarsa ‘’Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzün de hazır olan kulları bulunur, ve onlar o hayvanı tutarlar.’’ ( Tebarani, Ebu Ya’la, Heysemi)

Şimdi Ulema’nın bu konudaki görüşlerini kısaca  izah etmeye çalışalım. 

فصل فيما يقول من انفلتتْ دابته أو ضلّ الطريقوروى ابن السني في كتابه عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : { إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ } قال عبد الله بن إمامنا أحمد سمعت أبي يقول : حججتُ خمسَ حججٍ منها اثنتين راكبا وثلاثا ماشيا او ثلاثا راكبا واثنتين ماشيا، فضللتُ الطريقَ في حجة وكنت ماشيا، فجعلت أقول : يا عبادَ الله دُلُّونا على الطريق، فلم أزل أقولُ ذلك حتى وقعتُ على الطريق

 

 

 

 

 

 

Fasıl: Hayvanı ürküp kaçan veya yolda hayvanı huysuzlaşan adam ne der?

İbnus Sünni kitabında Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh)rasulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey Allahın kulları onu tutun! Zira  ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”

İmamımız Ahmed’in oğlu Abdullah (rahmetullahi aleyhima) dedi ki: Babamı şöyle derken duydum: “Beş defa Hacca gittim. İki defa binekle, üç defa ise yaya. Ve ya üç defa binekle, iki defa yaya. Yaya gittiğim bir Hac yolculuğunda yolumu kaybettim. “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü)  kulları! Bize yolu gösterin” demeye başladım ve yolu bulana kadar bunu demeye devam ettim.”

(İbn Muflih: El Edebi’ş- şer‘iyye: c:1, sh: 457)

 

 

باب ما يقول إذا انفلتتْ دابّته

رَوَيْنا في كتاب ابن السني عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : إِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ فَلْيُنَادِ : يَا عِبَادَ اللهِ ، احْبِسُوا يَا عِبَادَ اللهِ احْبِسُوا : فَإِنَّ لِلَّهِ عز وجل فِي الأَرْضِ حَاصِرًا سيَحبِسه
قلت : حكى لي بعض شيوخنا الكبار في العلم أنه افلتتْ له دابة أظنّها بَغلة ، وكان يعرِف هذا الحديث ، فقاله ، فحبّسها الله عليهم في الحال ، وكنت أنا مرة مع جماعة ، فانفلتتْ منها بهيمة وعجَزوا عنها ، فقلته ، فوقفت في الحال بغير سبب سوى هذا الكلام

 

 

 

 

 

Hayvanı ürküp kaçtığında bir müslümanın ne söyleyeceği babı:

(Şeyhlerimiz bize nakletti ki) İbnus Sunni Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

 

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun! Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”.

İmam Nevevi’nin (rahmetullahi aleyh) bu hadisle ilgili şu izahatı yapar:

Derim ki: İlimde derinleşmiş şeyhlerimizden biri (Muhammed bin Ebil Yaser”rahmetullahi aleyh”) bana şöyle bir olay anlattı: “Onun bir hayvanı ürküp kaçmıştı. Bu hayvanın katır olduğunu zannediyorum. O Şeyh bu hadisi bilirmiş ve (hadiste zikredilen sözleri) söylemiş: ALLAH (Celle celalühü) onların hayvanını hemen durdurmuş.”

 

Ben (Nevevi rahmetullahi aleyh) bir defa bir grup adamla beraberdim ve onların hayvanı ürküp kaçtı, tutamadılar. Ben hadisteki sözleri söyledim ve hayvan bu sözlerden başka bir sebep olmadan durdu.”

(  Nevevi: El Ezkar: c 1, sh: 256)

 

 

فصل: وينبغي له أنه إذا استصعبتْ عليه دابته أن يقرأ في أذنها { أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ } وإذا انفلتتْ دابته نادى { يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا } يقولها مرتين أو ثلاثا

 

 

Fasıl: Hayvanı/bineği itaatsizlik eden kimse hayvanın kulağına şunu okumalıdır:

 

 

“Peki onlar, ALLAH’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.” (Ali –İmran /83)

 

 

Hayvanı ürktüğü zaman ise şöyle söyler: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları tutun!” ve bunu iki ve ya üç defa tekrar eder.” 

( İbn El Hacc: El Medhal: c: 4 sh:50)

 

 Görüldüğü üzere ulema bu konuda hem olumlu görüş bildirmekte, hem de bunun tecrube ile sabit olduğunu dolayısıyla bu konuda ifrat ve tefrite gerek olmadığını ve bunun şirk olarak değerlendirmemektedir.

 

 

Demek ki, bir takım kişilerin bu hadislerin senedlerine takılıp kalmanın ve hadis ilminden anlamayan insanları bu konuda yanıltmak, insanları yanlış noktalara sürüklemekten başka bir şey değildir.

 

 

BİSMİHİ TEALA

Soru: Günümüzde insanlar adli bir sorunla karşılaştıkların da beşeri kanunlara gitmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda gittikleri mahkemede ki hakimlerin itikadi durumları önem taşımaktadır. Bir müslüman bu durum da günümüz hukuk fakültelerinde okumak suretiyle hakim, savcı veya avukat çıkmaları caiz midir?

 

Cevab: Meselenin sadece hukuk fakültesinde okumak yönü olmakla beraber bu fakültelerde okuyan insanların itikadi durumları önem kazanmaktadır. Zira bir insanın müslüman olması, o kişinin ALLAH’a (Celle celalühü) ve onun indirdiklerine icmali olarak dahi olsa, ve bunları kalbi ile tasdik dili ile ikrar etse ehl-i sünnete göre bu hal üzere ölürse mü’min, dolayısıyla işlediği günahlar (eğer onların helal olduklarına inanmıyorsa) onu iman dairesinden çıkarmaz. Bu durum bilindikten sonra, öğrenilen veya talep edilen ilim sebebiyle insan kafir olur mu? Sorusunun cevabını bulmaya çalışalım.

 

Ulema ilmi tarif ederlerken; ilim, malûm olanın, olduğu hal üzere bilinmesidir. Şeklinde tarif etmişlerdir. Bu durum da hiç bir ilim mücerred olarak öğrenilmesi sebebiyle insanı küfre götürmez. Nitekim islâm dini öğrenilmesi haram olan ilimlerin başında ki, sihir ilminin dahi mücerred olarak öğrenilmesini küfür olarak kabul etmez. Sadece o ilmin tatbik edilmesini insanı küfre götürdüğünü kabul eder.

 

İslâm sihir ilminin dahi sadece öğrenilmesini küfür olarak kabul etmedikten sonra hukuk fakültelerin de öğrenilen ilmin de fıkhın yorumsuz hükmüne göre caiz olması gerekir. Bu ilmi öğrenen kişinin bundan sonra bu ilmi nasıl ve hangi amaçla kullanacağı önem taşır. Eğer bu ilmi öğrenen kişi ‘’Devletin dini adalettir’’ görüşüne göre amel eder, öğrendiği ilmi mutlak veya kısmen adaletin idamesi için, elinden geldiğince zulme engel olmak, herhangi bir haksızlığa ugrayanın hakkının alınması veya haksızlığa uğrayanın savunulması v.s gibi gaye ve amaçlarla olursa islâm bu durumu bir görev hatta ibadet olarak dahi kabul edebilir. Ancak bu kişinin gaye ve amacı bunların haricinde ki bir şey olursa, o zaman bu kişi ya fasıktır veya kafir.

 

Bu durum da hukuk fakültesini bitirerek hakim olan kişinin, ‘’ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡكَـٰفِرُونَ ‘’ ‘’ Kim ALLAH’ın indirdikleri ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerdir.’’(Maide/44) ayeti kerimesi ne göre, beşeri kanunlara göre hüküm vermesi durumun da durumu nedir? Sorusunun sorulması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Öncelikle bu ve buna benzer ayetlerin belli kayıtlara göre olduğunun bilinmesi zaruridir. Bu ayetlerde belli kayıtlar bulunmaktadır.Kısaca bunlara değinmek gerekirse:

 

 Günümüzde hâkim denildiği zaman, ‘’ Mahkemelerde davaları karara bağlayan kişi’’ şeklinde tarif edilmektedir. Dolayısıyla günümüzde ki hakimlere ‘’ hâkim’’ denilmesi mecazi bir ifadedir. Zira bu gibi davaları karara bağlayan hâkimler gerçek hakimler tarafından belirlenmiş bir hükmü uygulamaktadırlar. Eğer bu hüküm mutlak adaletin tesisi yönünde olmayıp, zıddına olur ve hâkimin bu hükmü icra esnasında takdir hakkı bulunmaz, bununla beraber eline geçen ilk fırsatta mutlak adaletin tesisi için elinden geleni yapar ve takdir hakkının olmadığı yerlerde hükmü kerhen icra ederse, yani hüküm ifadesiyle ‘’ehven-i şer’’ olanı seçerse bu durumda ayetin kapsamına girmesi ve küfür olarak nitelendirilmesi zordur. Zira ehl-i sünnete göre helal kabul edilmediği müddetce işlenen günahlar sebebiyle kişi kafir olmaz.

 

İnsanın şirk dışın da işlediği hiçbir günah sebebiyle küfre girmesi mümkün olmadığına göre, ve ALLAH’ın (Celle celalühü) indirdiklerinin hak olduğuna iman ettikten sonra bir takim insanların hükümleri müvacehesine göre hüküm vermenin küfür olması nasıl mümkün olur? Ha bu durumda ki bir hakime zalim denilebilir, ama kafir demek nasıl mümkün olsun?

 

Zira o zaman dünya üzerinde hiçbir ülkede müslüman hakim olduğunu söylemek mümkün olmaz. Zira zaman değiştikçe bazı hükümlerin din içerisinde bulunması imkansız hale gelecektir. Nitekim bu durum da ictihad devreye girer, ve bu ictihadların bir kısmı ALLAH’ın (Celle celalühü) muradına muvafık olmayabilir. Bu durumda hatalı ictihad eden kişi resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadisine göre ictihadında hatalı dahi olsa ecir kazanır. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ecir kazandığını söylediği bir kimseye kafir yaftasını asmak nasıl mümkün olur?