Mar-13-10

şahsi kanaat

Alıntı:
garibullah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
düşüncelerimizi anlatmaya çalışırken, ağız alışkanlığı olarak sıkça kullandığımız “bence” “bana göre” kelimelerinin hükmü nedir ?
bu kelimelerde gizli şirk var mıdır ?

BİSMİHİ TEALA

Şahsi kanaat meselesini anlayabilmek için ilim nedir? ilmi elde etme yolları nelerdir? sorularına cevap bulmak gerekir. Öncelikle bunları kısaca izah etmeye çalışalım inşeALLAH.

İslâm ûleması: ” İlim, malum olanın olduğu hal üzere bilinmesidir. Bu yaratılmışların ilmidir. ALLAH’ın (Celle celalühü) ilmi ise, bir şeyin aslının ne olduğunu ve ne olacağını kuşatması ve haberdar olmasıdır.” (Nesefi, Bahru’l kelam, sh:15) tarifinde ittifak etmişlerdir.

”İlmi nasıl elde edilir?” sorusunun cevabı ise; ”Haber, duyu organlarının faaliyetleri ve akıl yürütme yoluyla elde edilebilir.” (Pezdevi, Ehl-i sünnet akaidi, sh:9) şeklin de tarif edilebilir. Buna göre ilmi elde etmede insanın yararlanacağı ilk unsur; kur’an ve sünnettir. Doğal olarak ” Habere” hakim olamayan bir insanin; şahsi kaanat belirtmesi nasıl mümkün olur.

İmam-ı Azam”ın (rahmetullahi aleyh) ” ALLAH’ın (Celle celalühü) dini ile ilgili bir konuda, şahsi kanaatınıza göre hüküm vermekten sakınınız, sünnete tabi olunuz. Kim sünnetten ayrılırsa delâlete düşer, sapıtır.” (Şa’rani, mizanu’l kübra, c: 1 sh: 51) buyurduğu bilinmektedir.

Tabiûndan Şa’bi’ye (rahmetullahi aleyh) bir adam bir mesele sorar, Şa’bi (rahmetullahi aleyh) kendisine sorulan soru hakkın da, İbn-i Mes’ud (radıyalalhu anh) şu şekilde izah etti” diye cevap verince. Adam ” Sen nedüşünüyorsun? senin şahsi kanaatın nedir?” der. Bunun üzerine Şa’bi (rahmetullahi aleyh) ” Şu adama bakın, ben ona ibn-i Mes’ud (radıyu anh) şöyle dedi diyorum, o bana şahsi kanaatımı soruyor. Ben dinimi bundan tenzih ederim, vi müzikle meşgul olmayı, sana şahsi kanaatımla fetva vermeye tercih ederim.” (Sünenü Darimi, mukaddime, sh,47)

Yine herkesin malum olduğu gibi İmam-ı Malik’e (rahmetullahi aleyh) kırk tane soru soruluyor, otuz altısı hakkın da ”bilmiyorum” (Ö.N.Bilmen, ıstılahatı fıkhiyye, c:1 sh, 245) sözü meşhurdur. Görüldüğü üzere İmam-ı Malik (rahmetullahi aleyh) bile bilmiyorum dediği meseleler de şahsi kanaat belirtmekten kaçınmıştır.

Maalesef günümüz insanların da (bunlara maalesef bir iki kitab okumak suretiyle kendilerini bir şey oldum zannedenler de dahildir) dini konularda şahsi kanaat belirtenler çoğalmıştır. Bu tamamen insanları temelde aldıkları eğitimin sonucudur. Ancak bu tip insanların unuttukları şey; dinin bir ideoloji (fikir sistemi) olmadığını anlamaları gerektiğidir. Zira din bir ideoloji olmayıp, aksine silsile yoluyla gelen bir dindir.. Dolayısıyla ALLAH (Celle celalühü) ve onun resulü (Sallu aleyhi ve sellem) dini bir meselede bir şeye hüküm verdiklerin de mü’minlere düşen ”Amenna” demektir. Dini meselelerde ” benim şahsi kanatıma göre………. ” başlayan cümleler şeytanın metodlarındandır.

İslâm dini bir ideoloji olmayıp aksine ALLAH (Celle celalühü) katında yegane dindir. Dolayısıyla müslüman bu dine tabi olmakla elde ettiği ”müslüman= teslim olan” vasfına layık olmalıdır. Şahsi kanaat belirtmek suretiyle şeytanın metoduna sahip çıkan değil.

Alıntı:
HUBEYDE Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamun aleykum…

Sormak istediğim daha doğrusu bilgilerimin duhulinde ikileme düştüğüm bir konu…

kutlu doğum haftası ve kandil gecelerini kutlamak bid at mıdır?

eğer bid atsa kaynak nedir..yardımcı olacak arkadaş varsa sevinirim…

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Hadis külliyatımız içerisinde ki hadislerin sahih, hasen, zayıf veya mevzu (uydurma) olarak değerlendirilmesi muhaddislerin hadisleri alıp kabul etmede takip ettikleri metotlara göre farklılık kazanmaktadır. Mesela Buhari (rahmetullahi aleyh) hadisi almak için raviden işitmeyi esas alırken, Müslim (rahmetullahi aleyh) bunu esas almayabilmektedir. Dolayısıyla aynı hadisi biri sahih kabul ederken, diğeri zayıf olarak kabul edebilir. Dolayısıyla bize göre bir hadisin derecesi o hadisi aldığımız muhaddise göre sahih, hasen, zayıf veya mevzu olabilmektedir. Bunun içindir ki, bazı konular da ilim ehlinin yapmış olduğu değerlendirmeler de birbirine zıt görüşler ortaya çıkabilmektedir. Mesela belli gün veya geceler de kılınması tavsiye edilen namazlar, veya özellikle Recep, Şaban ve Ramazan aylarına denk gelen Reğaib, Miraç, Beraat, kadir ve Rebiulevvel ayına denk gelen Miraç geceleri hakkında da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunun içindir ki kandil kutlamaları insanın baktığı pencereye göre değer kazanır. Zira bid’at diyenlere, ve caiz diyenlere göre de nass bulunmaktadır.

Bu durumu anlatan en güzel misal de özellikle üç aylar dediğimiz Recep, Şaban ve Ramazan ayları geldiğin de herkesin söylediği Hz. Enes‘den (radıyu anh) rivayet edilen ‚‘ رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي‘‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ şeklinde ki hadistir. İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) bu hadisin senedin de bulunan cehzam isimli kişinin hadis uydurduğundan bu hadisi de uydurma olarak kabul etmektedir. (El-menaru’l münif, sh:95)

İmam-ı Suyuti’nin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Camiu’s-sağır‘‘ isimli eserini şerh eden Imam-ı Münevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘Feyzul kadir‘‘ isimli eserin de bu hadisi şerh ettikten sonra tenbih adı altında ‚‘ Recebin fazileti hakkın da resulullah’dan (Sallu aleyhi ve sellem) ‚‘ ALLAH’ım (Celle celalühü) Recebi bize mubarek kıl‘‘ hadisi dışında hiç bir sabit hadis yoktur. Bunun dışında ki bütün rivayet edilenler yalandır. İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Receb ayındaki oruç hakkın da sabit bir hadis bulunmamaktadır.‘‘

Zeynel ıraki (rahmetullahi aleyh) Tirmizi’de bu hadisten sonra ‚‘ Bu Hasani basri’nin (rahmetullahi aleyh) mürsellerin den olup çidden zayıftır….. hadis ehli yanın da bir değer taşımaz‘‘ demektedir. (feyzu’l kadir, c: 4 sh: 24)

Şimdi her iki görüşün delillerini mukayeseli olarak kısaca incelemeye çalışalım inşeALLAH.

1) Mevlid kandili:

Mevlid kandili resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) doğduğu günü ifade eden gündür. Resulullah (Sallu aleyhi ve sellem), sahabe, tabiin dönemlerin de görülmeyen mevlid kutlamaları yaklaşok 350 sene sonra Fatimi’ler dönemin de ortaya çıkmıştır. Bu geceye has olan en önemli kutlama resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış olan naatların okunmasıdır. Mevlid’in bid’at olup olmadığı hususun da bir çok görüş bulunmaktadır.

El-Makdisi, Kastalani, İbn-i Hacer askalani, Suyuti (radıyu anhum) gibi bir kısım ulema peygamber (Sallu aleyhi ve sellem) efendimizin dünyayı teşrif etmesi sebebiyle sevinmenin, muhtaçlara yardım etmenin, resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış naatların (mevlid) okunmasının güzel bir amel olduğunu söyleyerek, mevlid’in ‚‘ bid’at-ı hasene‘‘ sayılması gerektiğini söylemişlerdir.

Ancak özellikle İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) olmak üzere bid’at’ın tamamının bir sünneti ortadan kaldıracağını, dolayısıyla bid’at-ı hasene diye bir şeyin olmasının mümkün olamıyacağını söyleyerek, bid’at-ı hepsinin zem edilmesi gerektiğini söyleyerek bid’at-ı hasene kavramına itiraz etmektedir.

Ayrıca İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) mevlid kutlamaları hakkın da ”şifau’l alil” isimli eserin de: ” Mevlid müzik ve eğlenceden başka bir şey değildir.” (sh:188) demek suretiyle mevlidin melayani cümlesinden olduğunu işaret etmiştir.

İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) bundan önce ölüler üzerine mevlid okutmak/okumak üzerine de şunları söylemektedir: ” Muayyen gün ve geceler de evde veya kabir başında toplanmak suretiyle mevlid okumak, o mü’min ölüye işkence etmek hükmündedir. Ölüm yıldönümü merasimleri de aynıdır.” (şifau’l alil, sh: 174)

2)Recep ayı ve regaib kandili:

Recep ayı hakkında bir çok rivayetin bulunması mümkündür. Bunların en meşhurlarından bir ikisi şöyledir:

رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي

‚‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ (Bunun değerlendirilmesi yukarıya yapılmıştı)

من صلى بعد المغرب أول ليلة من رجب عشرين ركعة جاز على الصراط بلا حساب

‚‘ Kim Receb ayının ilk gecesi akaşam namazından sonra yirmi rek’at namaz kılarsa hesapsız sualsız olarak sıratı geçer‘‘

لا تغفلوا عن أول جمعة من رجب فإنها ليلة تسميها الملائكة الرغائب

‚‘ Receb ayının ilk cumasından galif olmayın. Şüphesiz melekler o geceyi reğaib olarak isimlerdirmiştir.‘‘

من صام يوما من رجب وصلى أربع ركعات يقرأ في أول ركعة مئة مرة آية الكرسي وفي الثانية مئة مرة { قل هو الله أحد } لم يمت حتى يرى مقعده من الجنة

‚‘Kim Receb ayında bir gün oruç tutar, ve ilk rek’atın da yüz kere ayete’l kürsi, ikinci rek’atım da yüz kere ihlas okuyarak dört rek’at namaz kılarsa cennet’teki yerini görmeden ölmez.‘‘

Aclüni(rahmetullahi aleyh) Recep ayı ve reğaib gecesi kılınan namazı hakında ki rivayetleri zikrettikten sonra şunları söylemektedir:

‚‘ Aşure namazı ve Receb ayının ilk Cuma gecesi kılınan reğaib namazı hakkında ki hadisler ittifakla uydurma hadislerdendir. Aynı şekil de Receb ayının diğer gecelerin de ve yirmi yedinci gecesin de ve Şaban ayının on beşinci gecesin de her rek’atın da yirmi kere ihlas suresinin okunmasınya kılınan yüz rek’atlık namaz hakkında ki hadislerde uydurma hadislerdendir. Bu gibi hadislerin kutu’l kulub, ihyau ulumi’d-din ve tefsiru sa’lebi gibi kitablar da geçmesi seni aldatmasın. (keşfu’l hafa, c:2, sh: 410)

Aclüni (rahmetullahi aleyh) kaideyi zikrettikten sonra şu tespiti yapmaktadır: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesinin fazileti hakkında ve o gecede reğaib namazı hakkında gelen bütün hadisler mevzu hadislerdendir. Her ne kadar ihyau ulumi’d-din sahibi (İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh) ve kutu’l kulub sahibi (Ebu Talip el Mekki rahmetullahi aleyh) bu hadisleri zikretse de bu konuda ne sünnette nede hadis ehli yanın da herhangi bir sahih hadis bulunmamaktadır. Zira sünnet onların sözleri ile değil, sadece resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) sözü, fiili ve takriri ile sabit olur.‘‘ (keşfu’l hafa, c:2 sh: 417)

Bu hadisler hakkın da İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) şunları demektedir: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesi akşam namazı ile yatsı namazı arasında on iki rek’at olarak kılınan reğaib namazı diye bilinen namaz, ve Şaban ayının on beşinci gecesi yüz rek’at olarak kılınan bu iki namaz kabih ve bid’at namazlardır. Bunlar ile ilğili hadislerin kutu’l kulub ve ihya gibi kitablarda zikredilmeleri seni aldatmasın, zira bunların hepsi batıldır. Zira onlarda zikredilen bu namazların müstehab oldukları hakkında sahih bir rivayet olmadığı gibi onlar hakkın da yazılan sahifeler (risaleler) de hatalıdır. Nitekim İsmail el makdisi (rahmetullahi aleyh) bunlar hakkında ki rivayetlerin olmadığına dair güzel bir risale yazmıştır.‘‘ ( mecmu‘şerhu muazzeb, c: 4 sh:56)

3) Beraat kandili:

Beraat kandili hakkın da bir kaç hadis-i şerif bulunmaktadır. Nitekim bunların en önemlisi:

فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْلَةً فَخَرَجْتُ فَإِذَا هُوَ بِالْبَقِيعِ فَقَالَ أَكُنْتِ تَخَافِينَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي ظَنَنْتُ أَنَّكَ أَتَيْتَ بَعْضَ نِسَائِكَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَيَغْفِرُ لِأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ

‚‘ Hz. Aişe’den (radıyu anh) rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir. Bir gece resulullah (Sallu aleyhi ve sellem)kalkıp dışarı çıktı. Ben de onun arkasında çıktım ve onu beka mezarlığında buldum. Beni görünce ‚‘ ALLAH resulünün (Sallu aleyhi ve sellem) başına bir şey geleceğinden mi korktun?‘‘ dedi. Bunun üzerine ben de: ‚‘ Ya resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) ben bu gece sizin diğer kadınların yanına gittiğinizi zannettim. Diye cevap verince resulullah (Sallu aley ve sellem)

‚‘ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) şaban ayının on beşinci gecesi olunca dünya semasına iner kelb kabilesinin koynlarının kılları adetince insanı bağışlar.‘‘ buyurdu.

Tirmizi (rahmetullahi aleyh) bu hadis hakkın da yaptığı yorum da ‚‘ Yahya b. Ebi kesir, urve’den, ve haccac b. Ertad’da yahya b. Ebi kesir’den hadis işitmediği için bu hadis zayıftır.‘‘ demiştir. (Tirmizi, savm, 670)

Bu ayda ki namazlar hakkında ki değerlendirmeler yukarıda yapıldığı için tekrar etmeye gerek yoktur.

4) Miraç kandili ve 5) Kadir gecesi

Bu geceler kur’an-ı kerim de zikredilen geceler olduklarından dolayı bu gecelerin fazileti hakkında rivayetler sahihtir. Sadece kadir gecesi’nin hangi gün olduğu hususu zamanımız da olduğu gibi yirmi yedinci gecesinin olduğu hususu sabit değildir. Nitekim resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü ve tek geçelerin de aranması gerektiğini belirtmiş ve son on günü itikafa girerek bu geceleri ibadet ile değerlendirmiştir.

Hulasa yukarıda ki değerlendirmelerin ışığın da kandil geceleri kılınması söylenen namazların olmadığını söyleyen ulemanın görüşü daha sağlam olmakla beraber insanın bu geceler de herhangi bir tayin yapmadan (yani reğaib gecesi namazı, beraat gecesi namazı gibi bir niyet ile niyet etmeden) nafile namaz kılınmamasını söylemek mümkün değildir. Özellikle günümüz insanının bu geceleri bekledikleri ve bu gecelere önem verdikleri göz önüne alınırsa bu geceleri ihya etmenin bid’at olduğunu söylemek onların ibadetten uzaklaşmalarına sebeb olabileceğinden dolayı teşvik için bu gecelerin ihya edilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak yukarida denildiği gibi bu gecelerde kılınacak namazlara nafile namaz olarak niyet edilmesi, herhangi bir gece namazı diye niyet edilmemesi gerekmektedir.

BİSMİHİ TEALA

Ubudiyet mertebesinin nihayeti olan rıza makamına ulaşan bir arif, muhakkak ki bütün masiva ile olan alâkalardan kurtulmuş olacağından, ne darlık, ne bolluk, ne lezzet, ne külfet, ne fakirlik, ne de zenginlik onu bulandırmaz, çünkü bütün bunlar sonradan yaratılma gereklerinden ve ALLAH’tan (Celle celalühü) uzaklık ve rüsvaylık alametlerindendir.

O zaman bir müride gerekli olan şeyler:

1) Ucüb (kendini beğenme), riya (gösteriş), heva (kötü arzu), ve gevşeklik gibi bütün manevi hastalıklardan nefsini arındırması gerekir.

2) Dünya ehl-i ile lüzumsuz şekilde karışıp görüşmekten yüz çevirerek uzlete (ibadet için kenara çekilmek) devam etmek gerekir.

3) Rast gele sert bir elbiseyle, başını sokacak bir ev temini ve açlığını gidermenin haricinde nefsinin hazlarını (isteklerini) azaltmak gerekir.

4) Tevazu zaviyesinde (alçak gönüllülük köşesinde), kanaat mağarasında ve ferağat (vazgeçme) yurdunda kendini yetiştirmek gerekir.

5) Bid’at ehli ile görüşmemek, özellikle emanet olan dünya meselelerin de onlara müracaat etmemek gerekir.

6) Dünya da, içerisindekilerden hiçbir enis ve yoldaş tutmayan bir garip gibi yahut yeri yurdu belli olmayıp nerede sabah orada akşam dolaşan yolcu gibi olmak gerekir.

7) Kendini kabir ehlinden sayıp, ecelinle ölmeden evvel, alışkanlıklarını bırakma ve ilişkilerini kesme hususunda iradenle ölmen, zira suret ölümü ile ölenlerin ekserisi dünyadan büyük bir pişmanlıkla çıkarlar, mevt-i iradi mertebesine ulaşan bir arif ise o kadar büyük lezzet ve sevinçlere naildir ki, eski hayatına dönse çok gamma düşer, hatta üzüntüsünden helak olabilir.

8 ) Dünya lezzetlerinden tamamen elini eteğini çekip, ALAH’ın (Celle celalühü) kitabından, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinden ve meşayıh-ı izamın (kaddesallahu esrarahum) bu iki kaynaktan büyük bir çalışma ve tam bir ciddiyet neticesin de istinbat ettikleri (çıkardıkları) kıymetli ilimlerden istifadeye devam etmek gerekir.

9) Kur’an, sünnet ve bunlardan çıkarılan ilimler dışında sapık istidlâl sahiplerinin, kâsır (eksik) akıllarının aldatmaları ve hâsır vehimleriyle (zararlı düşünceleriyle) batıl hayallerinin uydurmaları neticesin de ortaya çıkan hak yoldan kaymış batıl bilgileri tahsilden uzaklaşmak gerekir.