Alıntı:
hieprbj25 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İnternet ortamında bulunan Programları(lisanssız) indirmek Caiz midir. Bir fetvada ticari maksat olmaksızın 1 kopyasını indirmek te sakınca olmadığı
ifade ediyordu (halil Günenç) Fetvayı ceren hoca hakkında yeterli bilgim olmadığı için Tam olarak güvenemedim.

BİSMİHİ TEALA

Bu sorunun farklı bakış açılarından değerlendirilmesi gerekebilir. Mesela mal nedir? Telif ve lisans hakkı mal mıdır? Telif ve lisans hakkı satılabilir mi? Soruları çoğaltmak mümkün. Öncelikle mal nedir? Sorusunun cevabını vermeye çalışalım.

Hanefi fukahası ‚‘ هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعً۬ا‚‘Yeryüzünde neler varsa onların hepsini sizin için yarattık‘‘ (Bakara/29) ayeti kerimesini esas alarak; ‚‘ İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için yaratılan ve istenildiği zaman elde edilip kullanılabilen şeylere mal denilir.‘‘ (serahsi, mebsud, c:11 sh: 78) şeklindeki tarifi esas almıştır.

Ulema mal tarifi üzerin de farklı tarifler yapmışlardır. Enyaygın ifadesi ile mal, mütekavvim ve gayri mütekavvim olmak üzere iki kısımdır. Mütekavvim mal, yenilmesi, içilmesi kullanılması caiz ve meşru olan her şeyi kapsayan maldır.

Gayrı mütekavvim mal, fiilen elde edilmemiş olan veya islâm’a göre, zaruret hali dışında kullanılması mübah olmayan maldır. Sudaki balık, havadaki kuş, toprak altındaki madenler ve ormandaki av hayvanları gibi henüz elde edilmemiş şeyler örfen gayri mütekavvim maldır.

Malın bu kısa tarifinden sonra telif ve lisans hakkı mal mıdır? Sorusuna cevab bulmaya çalışalım.

İslâm hukukunda her malın ekonomik değeri bulunmaz. Zira mesela domuz eti haram olması itibari ile islâm nazarında ekonomik değer ifade etmeyebilir. Ama müslüman olmayanlar için ekonomik değer taşımaktadır. Bundan dolayı islâm hukukcuları malın ekonomik değer taşıması yanında hukuksal olarak değer taşıması gerektiğini söylemektedirler. Buna göre mütekavvim mal, eknomik değer yanında hukuksal olarakta değer taşıyan maldır.

Bu izahattan sonra telif ve lisans hakkının mal olup olmadığı hususunda ulema iki farklı görüş ileri şürmüştür. Birinci görüşe göre telif ve lisans hakkı mal değildir. Bunlara göre mal gözle görülüp elle tutulur olması gerekir. Dolayısıyla ‚‘ telif ve lisans hakkı mücerret bir şeydir ve mal değildir; bundan dolayı alış verişe konu olamaz. Nasılki insanın ücretini ödeyerek aldığı malda tasarruf hakkına kimse karışamazsa, alınan kitab’taki tasarrufada kimse karışamaz.‘‘ mantığı ile değerlendirirler.

Diğer ve kabul edilmiş görüşe göre ise, telif ve lisans hakkı gayri maddi mal hükmündedir. Bu görüşte olanlar telif ve lisans hakkını mal olarak görmeyenlere ‚‘ Bu şekilde ictihad yapanlar maddi ve gayri maddi mal ayrımı ile, malı elinde bulundurma ve sahip olma arasındaki farkı nazarı dikkate almadıklarını‘‘ söyleyerek itiraz ederler. Bu görüşte olanların meseleye yaklaştıkları bir farklı noktada şudur. ‚‘ Geçmiş zamanlarda ki durum ile şimdiki durum değişmiştir, zira daha önce mal kapsamına giren şeyler azınlıktaydı, ama günümüzde farklı şeylerin ortaya çıkması ile mal mefhumu değişmiştir. Nitekim mecelle’nin ‚‘ adet muhkemdir‘‘ külli kaidesi bu manaya işarettir.‘‘

Bu görüşe göre bir şey, ister ayn olsun ister menfaat olsun mademki fayda veriyor mücerred hak dahi olsa maldır. Her ne kadar bu görüşte olanlar açık olarak telif ve lisans hakkından söz etmiyorlarsa dahi, örfün değişmesiyle örfe göre bu hakların satışı caizdir. Nitekim zamanımız fıkıh alimlerinden olan Ahmed ez-zerka’nın ‚‘ Mütekavvim olan herşeyin ister ayn olsun, ister hukuk ve menfaat olsun alış verişi caizdir.‘‘ şeklinde ki fetvası bilinmektedir.

Hulasa madem ki telif ve lisans hakkı maldır, ve alış verişe konu olmaları caizdir. Öyleyse bunların izinsiz olarak alınması ve kullanılması caiz değildir. Ancak günümüzde bu gibi programlara belki milyarlarca masraf yapmak gerektiği hususu göz önüne alındığın da herkesin bu maddi yükü taşımaya güç yetirmesi mümkün gözükmediğinden, ve umum belva olması sebebiyle paylaşmak ve satmak amacı ile değilde bu programları sadece kendi bilgisayarın da kullanmak, ve indirdiği müzikleri de sadece kendi dinlemek başkalarının dinlemesine imkan tanımamak amacıyla kullanılması umum belva olarak caiz görülmüştür.

BİSMİHİ TEALA

Usul ulemasının aralarında en fazla ihtilaf ettikleri konulardan birisi de,  aralarında, gerçekte değil de görünürde tenakuz veya zıtlık probleminin olduğu hadislerdir. Zira bu tür hadislerin çözüm yollarını gösteren ve hadis ilimleri arasında önemli yer tutan ‘’İhtilafu’l hadis’’ (terkibinden de anlaşıldığı gibi) fıkhi münakaşa ve ihtilafların odak noktasını teşkil eder.

 

Hadisleri doğru anlamak için bu ilmin bilinmesi zaruridir. Zira  tek bir hadis ele alınıp, konu bütünlüğü olan diğer hadisler ve bunların yorumu bilinmezse, hadislerde kastedilmeyen yanlış anlamalara ve bunun neticesinde yanlış hüküm vermelere  rastlanılması kaçınılmaz olur.

 

‘’İhtilafu’l hadis’’ ilmi ayrıca ‘’nesh’’ ile de ilişkisi olması hasebiyle neshin tesbiti hususunda yardımcı olmaktadır.Bu yüzden olsa gerek bu ilim dalı usul uleması arasında bir önem arz etmektedir. Ve bu yüzdendir ki bu sahada bir çok eserler kaleme alınmıştır.İbn Kuteybe’nin (rahmetullahi aleyh) Te’vîlu Muhtelifu’l-Hadis; Tahâvî’nin  (rahmetullahi aleyh) Te’vîlü Müşkili’l-Âsâr; İbnü’l-Cevzî’nin  (rahmetullahi aleyh) et-Tahkîk fî Ehâdisi’l-Hılâf; ve İmam-ı Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) İhtilafu’l hadisi bu eserler arasında öne çıkanlardan bir kaçıdır.

 

Bu tür hadisler arasındaki ihtilafları hallede bilmek için, bu ilim ile uğraşanların sadece hadis ilmi ile değil bunun yanında diğer dini ilimleri de almış olmaları gerekmektadir. Tecrid sahibi Ahmed Naim (rahmetullahi aleyh) bu hususu mukaddime de şu şekilde ifade etmektedir:

 

‘’Böyle mühim bir işi başarabilenler ekser-i ulumda; bahusus hadis, fıkıh, usul ve kelamda beraat-i tammesi olan eimme-i a’lamdır ki, bunlar hadis ile fıkıh sınaatlerini bi-hakkın cami’, mânia-i dakika sayyadları ve ilim dalgıçlarıdır.’’ (tecrid, mukaddime,251)

 

Ulema bu ihtilafların giderilmesin de bazı metodlar uygulamaktadırlar. Bunları kısaca izah etmek gerekirse:

 

Cem: Çelişkili iki hadisin arasını akli ve nakli delillerle gidererek her iki hadisle de amel etme imkânını göstermektir.

 

Nesh: İhtilaflı hadisler arasındaki çelişki “cem” yoluyla giderilemezse, hadislerin söyleniş tarihleri araştırılır ve önce söylenen hadis “mensuh” (hükmü kaldırılmış), sonra söylenen hadis “nasih” (hükmü kaldıran) kabul edilerek sonra söylenen hadisle amel edilir.

 

Tercih: “Cem ve Nesh” metoduyla çelişki giderilememişse, bu sefer hadislerin senet ve metinleri incelenerek bazı tercih sebeplerine göre biri diğerine tercih edilir.

 

Tavakkuf: Sıralanan metotların hiç birisiyle çelişkiyi gidermek mümkün olmazsa, başvurulacak son yöntem “tevakkuftur”. Tevakkuf; bir çözüm değil çözümsüzlüktür. Yani her iki hadis de terk edilir.

 

İki çelişkili hadislerden birisi,Kur’an,sünnet,akıl ve tarih gibi metin tenkidi kriterleri açısından birine veya bir kaçına ters  düşerse,o zaman hadisleri uzlaştırmadan vaz geçilir ve rivayet terk edilir.

Bu metodlar arasında ki hiyerarşinin uygulanmasında ulemanın üç sınıfa ayrıldıkları görülmektedir.

 

1)Cumhur ulema’nın sistemi:

a) Cem’ ve telif,   b)Tercih,  c) Nesh,  d)Tevakkuf

 

2)Hanefilerin sistemi:

a) Nesh,   b) tercih,   c) Cem’ ve Telif,  d) Tevakkuf

 

3)Hadisçilerin sistemi:

a) Cem’ ve telif,   b) Nesh,   c) Tercih,  d) Tevakkuf  (Keşmiri,Feydu’l bari, 1,52-54)

 

Bu sistemler incelendiğinde Hanefiler ile Cumhur ulemanın sisteminde ‘’nesh’’ile ‘’Cem’ ve telif ’’in yer değiştirdiği fark edilir.Hanefiler,hiyerarşide  ‘’Nesh’’e öncelik verirken,Cumhur ulema ‘’Cem’ ve telif’’e öncelik vermektedırler.

 

Bazı usulcüler hadislerde ki ihtilafın giderilmesinde hadisin ‘’mensuh’’olduğuna dair açık bir delil bulunmadığında ‘’nesh’’ metodu yerine ‘’ Cem’ ve telif’’in daha isabetli olacağını söylemektedirler. Zira nasslara işlerlik kazandırmak ihmal ederek muattal bırakmaktan evladır. (El- ihkam,3,133/ İmam-ı Kerhi,usul,84)