Eki-28-10
Hüküm, ve mekruh’un tarifi
BİSMİHİ TEALA
Hüküm, Ha-ke-me fiilinin mastarı olup, lügat ta ‘’ karar vermek, bir şeyi diğer bir şeye ispat veya neyf suretiyle isnad etmek, güç ve tehakküm’’ gibi manalara gelmektedir. Arapların atı gemlemeye ‘’hukm’’ demelerinden dolayı ‘’kontrol altına almak, terbiye etmek, boyun eğdirmek’’ gibi manalara da gelmektedir. Nitekim günlük hayatımızda sık sık kullandığımız mahkeme ve hakem gibi kelimeler de aynı kökten gelmektedir.
Istılahı olarak ise, ‘’ mükellefin fiillerini gerektiren talep, değiştirme veya tavsiye eden ilahi hitapların eserine hüküm denilir.’’ manasındadır. Hükümlerin dereceleri bulunmaktadır. Mesela; bir mesele hakkında delaleti ve subut-i kat’i nass bulunmakta ise, bu delaleti ve subut-i kat’i nass ile ‘’farz’’ veya ‘’haram’’ gibi hükümler meydana gelir. Nitekim muhkem ayetler ve mütevatir sünnetlerden meydana gelen hükümler bunun en güzel misalidir. Eğer bir mesele hakkında ki hükümler delaleti ve subut-i kat’i bir şekilde değilde, delaletive subut-i zanni bir şekilde ise, o zaman bununla vacip, müstehab veya mekruh söz konusu olur.
Kerahat ise lügat ta, ‘’iğrenme, tiksinme, istemeyerek ve baskı altın da amel etme’’ gibi manalara gelmektedir. Usulü fıkıh’ta ki tarifi ise, ‘’Bir halin veya hareketin açık ve kat’i delili bulunmayıp, bazı nassların delaleti ile yasak edilmesi’’ (Feteva-i hindiye, c:5, sh: 308) olarak tarif edilmiştir.
Ö. N. Bilmen (rahmetullahi aleyh) kamusun da kerahati şöyle tarif etmektedir: ‘’ terki gerekli olup, yapılması hakkın da kesin bir yasaklama bulunmayan bir fiildir ki; yapılmaması övülmüş, yapılması ise zemmedilmiştir.’’ ( Istılahati fıkhiyye kamusu, c:1, sh: 34)
Usul uleması, ‘’ Mekruh, hakkında bir yasaklama delili olmayan. Mesela, bir vacibin veya sünnetin terk edilmesi durumunda mekruh ortaya çıkmaktadır. Burada vacibin terki, ‘’tahrimen mekruh’’ sünnetin terki ise ‘’tenzihen mekruh’’ olarak söylenebilir. Bunun tespit edilmesi için delillerin iyi bilinmesi gerekir.’’ Hükmünü benimsemişlerdir.
Hanefi mezhebinin birçok muteber eserin de kerahat şu şekil de tarifi edilmiştir. ‘’ Kerahat-ı tahrimiye ile mekruh olan şey, imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyh) göre haramdır. Hakkında kesin nass bulunmadığı için haram ifadesi kullanılmamıştır. İmam-ı Azam ve imam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyhima) göre ise, ‘’ kerahat-ı tahrimiye’’ harama yakın, ancak haram değildir. Kerahat-ı tahrimiye ile mekruh olan şeyin harama yakınlığı, vacibin farza yakınlığı gibidir. Kerahat-ı tenzihiye ile mekruh olan ise, helale daha yakındır.’’ (Merginani, El- Hidaye, c:4, sh: 78)