Takva’mı Efdal Yoksa İlim mi.?
يا أيهاالناس إنا خلقناكم من ذكر و أنثى و جعلناكم شعوبا و قبآئل لتعارفوا إن أكرمكم عند الله أتقاكم إن الله عليم خبير
Eşref Olan Takva İle Olur
Bu ayetle ilgili olarak şu iki açıklama yapılabilir:
a) Bu ifâdeden kastedilen mana, “Kim, en muttaki olursa, ALLAH (Celle celaluhu) katında en iyi ve kerim olur” şeklinde olup, böylece, “takva ikramı doğurur..” demektir.
b) Bundan kastedilen mana, “Kim, ALLAH (Celle celaluhu) katında en kerim olursa, en muttaki o olur” şeklinde olup, buna göre de, kerim olma, takvayı doğurmuş olur..
Nitekim, “İhlaslı kullar, büyük sorumluluk üzere bulunurlar..” denilir. Bu görüşlerden birincisi meşhur, ikincisi ise, daha açık olanıdır. Çünkü, ikinci olarak zikredilenin, zahir ve açık olmada, birinci olarak zikredilene hamledilmiş olması ve “ikram, mütîakî kimse »cindir…” denilmiş olması gerekir.
Ancak ne var ki, meşhur ve yaygın olanı, birinci izahtır. Çünkü, “Yiyeceklerin en lezizi, en tatlı olanıdır” denilir ki, bu “lezzet, tatlılık oranına göre olup; tatlılık, lezzet oranına göre değildir” demektir.. Bu da, takvanın her çeşit faziletten önce geldiğini söylemektir.
Takva mı İlim mi?
Buna göre, şayet, “Takva, amel ve ilimden daha kıymetlidir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Bir tek fakîh, şeytan için, bin âbidden daha çetindir…” buyurmuştur..” denilirse, biz deriz ki:
Takva, ilmin meyvesidir. Çünkü Cenâb-ı Hak, “ALLAH’ı hakkıyla ancak, O’nun alim kullan tazim eder…” (Fatır, 18) buyurmuştur. Şu halde takva, ancak âlim için söz konusudur.
O halde,, müttakî ve âlim kimse, ilmi en tam ve kâmil olan kimsedir. Muttaki olmayan âlim, meyvesi olmayan ağaç gibidir. Ne var ki, meyveli ağaç, meyve vermeyen ağaçtan daha kıymetlidir. Hatta, meyvesiz ağaç, bir kütüktür.. Aynen bunun gibi, muttaki olmayan alim, cehennem kütüğüdür.
ALLAH’ın (Celle celaluhu), fakîh kimseyi kendisinden üstün tuttuğu âbid, “ilmi olmayan”dır. Bu durumda, böylesi âbid nezdinde, ALLAH’tan (Celle celaluhu) korkma ve haşyet namına, tam bir paydan söz edilemez. Belki de bu kimse ALLAH’a (Celle celaluhu), cehenneme atılma endişesiyle ibadet ve kulluk yapmaktadır. O halde bu âbid, tıpkı “mükreh (zorlanmış) kimse” gibi olmuş olur..
Yahut, cennete girme ümidiyle O’na ibâdet edyordur. Bu durumda da bu kimse, ücretli bir işçi gibi çalışıp da, (akşamleyin) evine dönen işçi gibi olmuş olur.
Halbuki, muttaki kimse, ALLAH’ı (Celle celaluhu) bilen, O’nun kapısında kulluğa devam eden, yani O’nun yanında O’nun cenabına, huzuruna yaklaşan, (adeta) geceyi O’nun nezdinde geçiren kimse gibidir. Bu ifadeyle ilgili birkaç bahis vardır.
Birinci Bahis: Bu ifâdedeki “sizin en şerefliniz” hitabı, bütün insanlaradır. “En kerîm, en şerefli olma” işi, en azından keramet (ikram) de, herkesin müşterek olmasını gerektirir. Halbuki, kâfir için kerîm oluş, söz konusu değildir. Çünkü kâfir, hayvandan daha şaşkın, haşerattan ise daha zelildir. (Ne dersiniz?).
Biz deriz ki:
Cenâb-ı Hakk’ın, “Andolsun ki, Ademoğullannı üstün ve kerîm kıldık… “(Isrâ. 70) ayetinin delaletiyle, böyle bir şey söz konusu olmasına rağmen, bu zorunlu ve mutlaka olması gereken değildir. Çünkü, yaratılan herkes ve her şey, Rabbini itiraf eder. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, “Kim bu ikrarına devam eder de bunu arttırırsa, onun keramet ve izzeti arttırılır, kim de bundan dönerse, ondan, ikram silinir, izi eseri kalmaz..” demek istemiştir.
Takva Nedir
İkinci Bahis: Takvâ’nın tanım ve sınırı nedir? En muttaki kimdir?
Biz deriz ki:
Takvanın en düşük mertebesi, kulun, yasaklardan kaçınması, emredilenleri yapması; ancak bu ikisi ile, huzur bulup, kendini emniyet içinde duymasıdır. Binâenaleyh şayet o, tesadüfen menhiyyâttan işlerse, kendisini emniyyet içinde duymaz, güvencede kabul etmez; tam aksine, bunun peşinden bir iyilik yapar, bu menhiyyâtı yaptığından dolayı iyice pişman olup, tevbe eder.
Ama, birşey her ne zaman menhiyyât işler, ama anında tevbe etmez, zaman bakımından sonraya güvenir ve tûl-i emeli kendisini bu tür şeyleri hatırlamaktan alıkorsa, işte bu kimse müttakî değildir.
Ama, en müttakîye gelince, bu da, emrolunduğu şeyi yapan, yasak edilenleri yapmayan, bununla birlikte Rabbinden haşyet duyan, ALLAH’tan (Celle celaluhu) başka hiçbir şeyle meşgul olmayan ve ALLAH’ın (Celle celaluhu) kalbini nûrlandırdığı kimsedir.
Binâenaleyh, bu kimse bir an dahi kendisine veya çocuğuna iltifat etse, bunu bir günah kabul eder. Birinciler için, Cenâb-ı Hakk’ın, “Sonra takvaya erenleri kurtaracağız…” (Meryem,72) ayetinden dolayı “kurtuluş”;
diğerleri için de, ALLAH’ın (Celle celaluhu), ”Şüphesiz sizin, ALLAH nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileride olarımızda..” ayetinden Ötürü, cennete sevkolunma vardır. Binâenaleyh, hükümdarın, kendisine bir bahçe verip kendisini orada iskân ettirdiği kimse ile, kendisine yakınlığı sebebiyle, pekçok bağ-bahçe ile eşyadan, her gün yararlanan ve hükümdarın kendisine yakın kılıp has yakınları kabul ettiği kimse arasında büyük bir fark vardır.
Daha sonra Cenâb-ı Hak, “Şüphesiz ALLAH, herşeyi bilen, herşeyden haberdar olandır” buyurmuştur ki bu, “ALLAH (Celle celaluhu) (ben), sizin zahirinizi bihakkın bilir, soyunuzu sopunuzu bilir, bâtınınızdan da yine bihakkın haberdarım. Sır ve gizli kabul ettiğiniz şeyler, O’na saklı gizli değildir. Binâenaleyh, takvayı, başlıca işiniz haline getiriniz ve O, size (ikramını) arttırdığı gibi, siz de takvanızı arttırınız..” demektir
fahreddin razi tefsiri
Yorum Ekle