BİSMİHİ TEALA

SORU:

Fatiha suresinde, “Yalnız sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım isteriz”(Fatiha Suresi) dediğimiz halde, rabıta yapan kişi, şeyhinin ruhaniyeti karşısında boyun eğmekle şeyhine kulluk-kölelik etmiş olmuyor mu? Bu şirk değil midir?

CEVAP:

Eğer şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek bu ayet-i kerimeye aykırı olarak görülebiliyor ve şirk olarak değerlendiriliyorsa, burada bilerek veya bilmeyerek iki şey birbirine karıştırılıyor demektir.

ALLAH’a (Celle celalühü) kulluk şu demektir: Cenab-ı Hakk’ın (Celle celalühü) biz kullarına yüklediği bütün mükellefiyetleri yerine getirmek, O’ndan başkasının hükmüne razı olmamak, Yaratıcı ve Ma’bud olarak sadece Onu görmek ve bunun icaplarına göre davranmak.

Şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek ise, bizi, kulluğun gerçek sırrına ulaştıracak bir vasıtadan istifade etmekten başka birşey değildir.

Kur’an-ı Kerim’de,

“Ey iman edenler! ALLAH’tan ittika edin. O’na yaklaşmaya vesile arayın…” (Maide Suresi:35 den) buyurulmaktadır. Acaba buradaki “Vesile” nedir?

Bir kimsenin, arada hiçbir vasıta olmadan doğrudan ALLAH’ın (Celle celalühü) rızasına ve sevgisine mazhar olması, O’na kurbiyet (yakınlık; elde etmesi mümkün müdür?

Aşağıdaki ayet-i kerime bunun mümkün olmadığını beyan buyurmaktadır:

“(Resulüm!) De ki: “Eğer ALLAH’ı seviyorsanız, bana uyun ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Ali imran Suresi:31 den)

Demek ki ALLAH’ın (Celle celalühü) sevgisinin yolu, Resulullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e uymaktan geçmektedir. Yani arada bir vasıta vardır. ALLAH’ın (Celle celalühü) bir kimseyi sevmesi için, o kimsenin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e itaat etmesi şarttır.

Ayrıca bir kimsenin ALLAH’ı (Celle celalühü) sevdiği iddiasının doğru olup olmadığı da, o kimsenin Resul-i Ekrem (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e itaat edip etmediğine bakılarak anlaşılacaktır. Ayet-i kerimenin anlattığı budur.

Peki Resulullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e itaat nedir?

Resulullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e itaat da, O’nun bize tebliğ ettiği Şeriat’ın bütün emir ve yasaklarına hakkıyla riayetin yanında, bu sevgiye zemin olan kalbin, muhabbete ve bağlılığa layık, hazır ve elverişli hale getirilmesi ile olur.

Bu ise, öyle bir kelime ile veya bir cümle ile anlatılabilecek bir hadise değildir.

Rabıta inkarcılarının başlıca dayanağı olan İbni Teymiyye, konunun en can alıcı noktasını şöyle dile getirmektedir:

“… Bu mertebe, kul için ancak ALLAH’ın (Celle celalühü) yardımı ile olur. Bunu elde etmesini ALLAH’tan (Celle celalühü) başkası takdir edemez. Dolayısıyla kul, daimi olarak “Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” ayetinin hakikatine muhtaçtır.

(…) ALLAH (Celle celalühü) dışındaki şeyleri ise, ALLAH (Celle celalühü) için sever; ALLAH (Celle celalühü) dışında hiçbir şeyi ve kimseyi, lizatihî (sırf zati sebebiyle) sevmez.” (İbni Teymiyye, Mecmû’u'l-Fetâvâ, 10/194)

Yine şöyle der:

“… Bu cümleden olarak sahîh hadis kitaplarında yaygın ve meşhur rivayet yollarıyla gelen İbni Mes’ud, Ebû Musa ve Enes(Radıyallahu Anhüm) hadisinde Rasulullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) ŞÖyle buyurmuştur: “Kişi, sevdiği ile beraberdir.” (Sh. 128 de geçti)

Bir diğer rivayette de şöyle gelmiştir:

“(Resulullah’a

Enes (Radıyallahu Anh) diyor ki:

“Müslümanlar, İslam’dan sonra bu hadise sevindikleri kadar başka hiçbir şeye sevinmediler.” (Müslim, Bin, 50, No:2639,4/2032)

İbni Teymiyye’nin burada bu hadis ile ilgili olarak aktarmadığı önemli bir husus daha var.

Enes İbni Mâlik (Radıyallahu Anh) Müslim’in, geride naklettiğimiz kaynakta yer verdiğine göre şöyle de demiştir:

“İşte ben de ALLAH (Celle celalühü) ile Resulünü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebu Bekir ile Ömer’i (radıyallahu anhuma) seviyorum. Onların amelleri gibi amel etmediysem de, onlarla beraber olmayı ümid ediyorum.”

Biz de âcizane, Sahabe’nin amellerinden fersah fersah uzak olduğumuzun şuurunda olarak, yine de ümidimizi kesmiyor ve şöyle diyoruz:

Her ne kadar hakkıyla bir sevgi olmasa da, biz de ALLAH’ı (Celle celalühü), Resulü’nü (Sallallahu aleyhi ve sellem), Sahabe’yi ve Evliyaullah’ı seviyoruz ve onların amellerini işlememiş olsak bile, sırf onlara olan samimi sevgimiz ve muhabbetimiz dolayısıyla bu hadis-i şerifin anlattığı kimselerden olmayı ümid ediyoruz…

İbni Teymiyye, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu hadis haktır. Zira sevenin, sevilen ile beraber olması fıtrî bir iştir, başka türlüsü olamaz. Kişinin, sevdiği ile beraber olması demek, onun muhabbeti üzere devam etmesi demektir. Binaenaleyh muhabbet, mütevassıt seviyede veya buna yakın olursa, kişi de sevdiğiyle bu ölçüde beraber olur.

Eğer muhabbet kâmil olursa, kişi de sevdiği ile kâmil bir beraberlik içinde olur. Kâmil muhabbet, sevilenin sevdiği herşeyde ona muvafakat etmeyi (sevdiğimizin sevdiği herşeyi sevmemizi) gerektirir. Tabii eğer seven buna kadir ise…”

(İbni Teymiyye, Mecmû’u'l-Fetâvâ, 10/752)

İbni Kayyım da muhabbeti celbeden sebepleri -kısaca-şöyle anlatır:

Birincisi: Manalarını ve ne murad edildiğini tedebbür ve teemmül ederek (hakkıyla düşünerek) Kur’an okumak.

“İkincisi: Farzlardan sonra ALLAH’a (Celle celalühü), nafilelerle yaklaşmak. (…)

“Üçüncüsü: Her hal-ü kârda ALLAH’ı (Celle celalühü) lisan, kalp, amel ve hal ile zikre devam etmek. Zira kişinin muhabbetten nasibi, bu zikirden nasibi kadardır.

“Dördüncüsü: Heva ve heveslerin galebesi esnasında ALLAH’ın (Celle celalühü) sevdiği şeyleri, kendi sevdiklerine tercih etmen ve onlara yönelmendir. (…)

“Beşincisi: Kalbin, ALLAH’ın (Celle celalühü) isimlerini ve sıfatlarını mütâlâa ve müşahede etmesi, onları bilmesi. (…)

“Altıncısı: ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları üzerindeki zahirî ve batmî ihsan, in’am ve iyiliklerini müşahede etmek. (…)

“Yedincisi: (Bu, en acaib olanıdır.) Kalbin, ALLAH’ın (Celle celalühü) huzurunda bütünüyle inkisar (kırıklık) halinde olmasıdır. (…)

“Sekizincisi: İlahî hikmetlerin (kalbe) inmesi esnasında, O’na münâcât etmek ve Kur’an okumak için halvete girmek, O’nun huzurunda kalb ile hazır bulunmak ve kulluğun gerektirdiği edeple edeplenmek, sonra da bunu, tevbe ve istiğfar ile bitirmek.

“Dokuzuncusu: Muhiblerle ve sadıklarla beraber olman, onların meclislerinde bulunman; olgun meyveleri toplar gibi onların sözlerinin meyvelerinin en güzellerini devşirmendir. (…)

“Onuncusu: ALLAH (Celle celalühü) ile kalp arasına giren her türlü sebepten uzaklaşmak.
“Bu on sebep sayesinde muhibler, muhabbet makamlarına vasıl olurlar ve Habib’in (sevgilinin) huzuruna girerler. Bütün bunların özü iki noktada toplanır: Ruhun bu işe hazır olması ve basiret gözünün açılması.”

(İbni Kayyım, Medâricu’s-Sâlikîn, 3/18-19)

Tarikat münkirlerinin en büyük mercii olan İbni Teymiyye ve İbni Kayyım gibi bir çok sapık fikirlerin sahipleri bile bu beyanlarda bulunduklarına göre bu günkü inkarcıların insafsızlığı ve idraksizliği açıkça ortaya çıkmıştır.

Zülkarneyn (Aleyhisselâm), Ye’cûc ve Me’cûc kavmiyle kendileri arasında sed yapmasını isteyen kavme:

Bu kerameti istediği için Süleyman’a (Aleyhisselâm) “Ben sana şah damarından daha yakın iken niçin benden istemedin.” diye darılmamıştır.

Çünkü Süleyman (Aleyhisselâm) gibi bir peygamber, bu dileğinin, sebeplere yapışmak olduğunu ve bunun İslâm’a uygun olduğunu çok iyi bilmekteydi.

Resulullah’dan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şehitlerden ve salihlerden bir şey isteyen de ALLAH’ın (Celle celalühü) onlara ihsan ettiği kerametlerden faydalanmak istemektedir.

Yusuf (Aleyhisselâm), hapis arkadaşlarından kurtulacağını umduğu kimseden yardım istemesi hakkında Kadî Beydavî (rahmetullahi aleyh) Muhaşşîlerinden Konevî (rahmetullahi aleyh) ve İbni Temcid şu beyanlarda bulunmuşlardır:

Zorlukların açılmasında kullardan yardım istemek her ne kadar bir miktar övülen bir şey olsa da Peygamberlerin makamına yakışmaz,

Çünkü onlar sebepleri aradan kaldırmışlardır. Fakat ‘sebeplere sarılmak, o sebeplerde bir tesir olduğuna inanmadıkça tevekküle mani değildir.

Bir birinden yardım istemek meşru bir iş olup asla yasaklanan bir şey değildir, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bu hususta ruhsat varid olmuştur. (Hafız İsmail Konevî, İbni Temcîd, 4/334)

Gonderen Karasahin
Gonderilen Kategori Tasavvuf
Tags:

Yorumlar (0)

Yorum Ekle